13 Ekim 2015 Salı

‘Yarı Aydın’lar!


İçine yuvarlandığımız felaket çukurunda en büyük pay, bu yarı aydın denilen tiplerindir. Kendilerini bulunmaz Hint kumaşı gibi pazarlamayı becerebilen, diplomaları Fransa’dan, Almanya’dan, ABD’den alınmış veya bilvesile NATO içlerine kadar düşmüş ve eğitilmiş, yetiştirildikleri odaklarca verilen görevleri yapmak için çabalayan, görevlerinin içinde de Türk’e ait ne varsa, başta Cumhuriyet, Atatürk, Türk töresi gibi değerler üzerinde oyunlar kuran, hedeflerine ulaşmak için vaktiyle düşman belledikleri dincilerle birlikte ortaklık yapmaktan bile çekinmeyenlerdir.

Kimi zaman liberal sıfatıyla, kimi zaman demokrat sıfatıyla, kimi zaman komünist - sosyalist sıfatıyla, kimi zaman İslamcı sıfatıyla, kimi zaman Kürt, kimi zaman Ermeni sıfatlarıyla sahne aldılar sinsice, şeytanca.

Yazının başlığını Aslan Tekin’in 14 Eylül tarihli yazısından aldık. Tekin, yazısında gerekli cevabı veriyor bunlara.

‘Yetmez ama evet’ dalkavukluğunu bulanlar da onlardı. Devletin tarumar edilişi, yargının işlemez ve hatta belli bir grubun menfaatleri uğruna kullanılışı hep onların yardımları, destekleri ile gerçekleşti. Yıllarca mevcut iktidarın, güya demokrasi, insan hakları gibi kavramları kullanarak, barışı ve esenliği yerleştirme eylemlerinde katkıları oldu!. Bilemediler ki, bu kavramlar belli bir zihniyetin rövanşist hedeflerine varmak üzere kullandığı perdelerden ibaretti. Sağlanan gazete köşelerinden, televizyon ekranlarından yıllarca Türk’e, ordusuna, kültürüne saldırdılar, küfürler ettiler, yalanlar söylediler. Her yaptıkları, Türk düşmanlarını ve iktidarı biraz daha güçlendirdi.

Sonra, iktidarda bocalamalar baş gösterdi. Yolsuzluklar ayyuka çıktı. Yavaş yavaş muhalefet etmeye başladılar. Bunlara ihtiyaç kalmadığını düşünen iktidar güçleri, etrafından uzaklaştırdı. Verilen köşeleri geri aldılar, ekranlardan kovdular. İyot gibi açıkta kaldılar.

Kendilerine yer bulmakta mahirdirler.

Vardılar, PKK’nın kucağına sığındılar. Hemence HDP sever oluverdiler. Belki de aldıkları emir gereği. 7 Haziran seçimlerinde HDP’nin kazanması için ne lazımsa yaptılar. Bunlara para ver, makamlar ver, gazete köşeleri ver, ekranlar ver yaptıramayacağın iş yoktur. Taşeron terör örgütlerini, her istihbarat servisinin rahatça kullandığı gibi, bunlar da farklı alanların terör örgütü elemanlarıdır.

Ülkeyi yıkıma götürmek, olmazları ilmi gibi göstermek gibi güzel cümlelerin içine sıkıştırılmış, yıkıcı, bölücü, vatan satıcı ne kadar hayalleri varsa hepsini sergilediler. Bunların hepsinin isimleri bellidir ve herkesin malumudur. Kimlerden bahsettiğimiz de okuyucumuzun bilgisi tahtındadır. Ne kaçabilirler, ne de bugüne kadar yaptıkları gibi yalanlarla avutabilirler. Hepsinin alnında kocaman, kapkara damgalar var. Ayırt edilmeleri hiç de zor değil.

PKK’nın azmasının, IŞİD belasının uç vermesinin, Suriye anlaşmazlığının, BOP eş başkanın C. Başkanı yapılmasının, yargının perişan hale getirilmesinin, Suruç, Reyhanlı ve Ankara saldırılarının hep sorumlusu bunlardır.

Ne kaçabilirler, ne de yalanlarıyla suçlarını kapatabilirler.

Yarın, belki de ‘yarından da yakın’ bir zaman içinde milli güçler iktidarı eline aldığında, ilk yapılacak işler arasında bunların yaka-paça yargı karşısına çıkarılması gerekecektir. Millete, orduya, kültüre, hukuka, kamu düzenine, bürokrasiye… yaptıklarının hesapları sorulmalıdır.

Ve,

Bunları asla ve kat’a hiçbir siyasi organizasyona, cemiyete, mitinglere, çıkartmamalıdır. Gazetelerden, televizyonlardan kovulmalıdırlar.

Şeytanla ne işiniz olabilir?

Şeytanı kovmadan millete ve dünyaya rahat yoktur.

‘Aydın’ sıfatını kedilerine yakıştırdıklarına bakmayınız. Karanlıklar içinde yaşayan köstebeklerdir bunlar. Yılan gibi sürüngenlerdir bunlar. Tilki gibi kurnazlık gösterirler bunlar. Hayatımızdan ve düşüncelerimizden kovmadıktan sonra, rahat, huzur hayaldir bize.


1 yorum:

  1. Yarı Aydın’ın bir özelliği daha kendiliğinden ortaya çıktı.

    Şöyle ki, okuyup, üzerinde düşünerek anlama faaliyetine geçeği yerde, direkt olmasa da yazdığı saçma sapan cümlecikler içine sıkıştırdığı güya eleştiri, aslında hakaret sözlerini hemen sıralamaktır. Aslında söylenileni anlayamıyor, o kadarına aklı ermiyor, nefsaniyetinin dürtüklemesiyle önce kendi içinde, sonra da etrafında bir cephe açma uğraşına giriyor. Başaramayacağını da kesin olarak bildiğinden yandaş toplama ve güçlenme faaliyetini sürdürüyor.

    Daha önceki bir yazımızda belirtmiştik: Hakk’a davetin bulunduğu yerlerde, savaş kaçınılmazdır. Çünkü dünyalık menfaatlerini savunmak zorunda olanların, beslendikleri kaynakların hayal ve vehimden ibaret olduğunu anlatmak onların küçük akıllarıyla kurdukları dünyalarının yıkılmasına sebep olacaktır. Bu dayanılmaz bir durumdur.

    Fikri, düşüncesi, tertipli çalışma azmi, mantıklı cümle kurguları gibi kuvvelerden de mahrum olduğundan, suçlamalar, iftiralar, hiç olmazsa görmezden gelmelerle Hakk’a davet edeni küçümseme ve yok etme planları yaparlar.

    Tehlikeli olmaları, sözlerinin çabucak anlaşılmasıyla, etraflarına kalabalıkları çabucak toplamalarındandır. Onların sözleri çok çabuk kabul görür çünkü üzerinde düşünmeye gerek yoktur. Basit, günlük, hatta anlık düşünme pratikleri çoğunluğun çok hoşuna gidecektir. Sözleri söylenildiği anda tükenir gider, insanlar da bu kadar hafif ve taşınmasına gerek olmayan sözleri o an için alırlar ve unuturlar. Ancak, hain vasıflı o kişinin (yarı aydının) attığı kurşun hedefini bulur, yapacağını yapar.

    YanıtlaSil