yol dostu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yol dostu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ağustos 2012 Cuma

‘Teksif Olunmak’



“Haydi, gidelim” dedi.

Bu gidiş, zorlu bir yolculuğa, uzun bir zaman kaçışa davet idi. Ayrılık gibi, acıların daima yaşandığı, hüzün bulutlarının baştan aşağı devamlı çöktüğü bir ızdıraplı gidiş…

Her zorluğun altına gizlenmiş bir güzelliği de içinde barındıran. (Tabii, güzellik kısmı belki kırk, belki elli yıl sonra farkına varılabilecek ince, derin düşünce egzersizlerinden, belagat eğitiminden, matematik düşünebilmenin terbiyesinden geçtikten sonra fark edilebilecek, içselleştirilebilecekti). Hiç itiraz etmeden kabul etmek mi gerekiyordu? Soruları daha sonraya bırakmak mı? Günlerce geceler boyu tartıştığımız, her söylenene yeni bir itiraz yükselttiğimiz o serseri delikanlılık günlerinden kalma cüretle yeniden bir reddiyat getirmenin âleminin olmadığını da fark etmiştik.

Olsun. Bunca zamandır kendi halinde yaşamak, kitapların sayfaları ve düşünceleri arasında bocalamak, problemli zamanlarda müracaat kapısının eksikliği ile kendi halimizde çıkış yolları aramak. Herhalde son bulacak ve “kaynağın” kenarında oba kurulacaktı. Bir kazanç olarak görebilirdik bunu. Fakat “kaynağı” bilmiyorduk ki, kaynak olacağını nereden bilebilirdik ki?

Bir hışımla düşman üstüne saldırmanın acemiliği idi bizimkisi, toyluk ya da.

Yine karıştı, düşman! Düşman üstüne mi gidiyorduk? Evet, uzun bir aradan sonra düşman üstüne gittiğimizi fark ettik. Kendinden başlayıp, kendine giden yolda düşman da yine kendindin, kendinde idi. Yol arkadaşımız ise kendimiz… Diğer bir ifade ile yapayalnız. Bir başına. İtirazları başlanılan noktaya bırakıp, soruları ilerilere ötelemek en iyisi idi. Düşman uyanık, düşman gözü açık, ona dair sorular ertelenirse kendisi rahatsız olup, zaman içinde cevabın bulunacağını da biliyor. En iyisi sessizliğe bürünmek ve beklemek, olanları ve olacakları seyretmek.

Böylece besmele ile adım atılır yola, peşinden bir tas su… Sular gibi git, sular gibi gel.

Artık yolda neler çıkar karşına, dereler, vadiler, ormanlar, yabanıl hayvanlar, köyler, bayırlar… Neler… Neler. Hedefe varmak senin ‘teksif olunabilme’ yeteneğin ve çalışma azminle ilgilidir. Vazgeçmek en tabii hakkındır. Vazgeçer ve dönersin. Kimse seni ayıplamaz, kimse sormaz ‘niye’ diye. Başlamak, bitirmeyi de gerektirir. Madem bir cesaret başladın, devam et yola. Var hedefe. Bıkıp usanmak, nedamet getirmek zayıflatır, duraklatır, yoldan alır. Sabır göstermek, kabule girmek en doğrusudur. Nasıl Yunus kırk yıl doğrusunu, düzgününü taşımış Taptuk Dergâhına, taşıdığı ne idi, taşıdığı kim di? Kendisinden başkası olmayan bir garibin kendisinden başka taşıyacağı ne olabilir di? yolda yalnızsın, yolda bir başınasın, dertlerin, sevinçlerin, neşelerin, zevklerin hep sendendir ve hep sensindir. Olur a, tökezlersin bir yerde, rehberin var korkma, o yollardan geçmişti bir bir, nasıl yürüyeceğin, nereye döneceğin, hangi vasıtaya bineceğin taraflarından bilinir. Kokma, yürü. Korkuyla varılacak yer, ancak korkunun konakladığı korku dağları olabilir. Kokma yürü. “Allah’tan korkanın”, başka şeylerden korkması anlamsızdır. Korkuyu, korkuya bindir. Rahat et.

“Yol eri yolda gerektirir çağ ve çıplak aç u tok,
 Mısrıyâ gel dedi sana çünkü canân bî-haber.”

Sonuç, yolun sonunda!..

Yolun sonu yok ki,

Sınır, hat vurulamaz.

“Her an bir şan alan”

Sondan da münezzehtir.

Aslan, Fare.. Kedi...

  Aslanın sindiği, sinmek yanlış oldu, köşesine çekildiği zamanlarda, farelerin kükremesi doğaldır. Fare kükreyince yine doğal olarak, kedi ...