Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ocak, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yalan Hayatların, Yalan Çırpınışı

.okunu çıkardılar derler.
Durmadan söyledikleri ‘Yeni Türkiye’. Neyi anlatıyor, niye anlatıyor diyen yok. Açıklayan yok. Bir şey söyleyen yok. Aynen, ‘Çözüm’ gibi. Onun hakkında da ne olduğunu anlatan, anlatabilecek birisi yok. Anlatmadılar da. Doğrusu anlatamıyorlar. Niye ‘çözüm’ sorusunu, cevaplandıramayanlar, niye ‘Yeni Türkiye’ sorusuna da cevap veremiyorlar. Bildikleri bir şey var, ‘yeni’ dediğin zaman geniş halk kesimleri içinde kabul görüyor. Kendini öncekilerden farklı tarif etmenin yolu. Bir kelime ile kazanmanın yolu. Siyasetin dehası buradan çıkıyor.
Deha, farklılığını bir kelime ile anlatabilme, aynı zamanda kabul ettirebilmenin tarifi. Yapabiliyor musun? İyisi sensin, yapamıyorsan, yapanı eleştirme. Seçmene kendini nasıl kabul ettireceksin? Sorun burada!. Siyaset, işi yapmaya talip olanın izleyeceği yol, bu yoldaki iniş-çıkışların oy verenlere hissettirmeden anlatılacağı, onlara nelerin yapılacağı değil, onların neleri duymak istediklerinin durmaksızın anlatılacağı yol. ‘…

SYRİZA Gerçeğinin Dayanakları

Yunanistan seçimlerinin ardından, Türkiye basını haberi “Solun Büyük Başarısı” şeklinde verdi.
Evet, kazanan sol oldu.
Bu durumda kazanının bir önemi yok. Kaybedene bakmak lazım.
Açgözlü Küresel Çeteler kaybetti. İliğine kadar sömürdükleri Yunan Vatandaşlarının, bıçak gırtlağına dayanmıştı. Kurtuluş ümidi olarak, radikal söylemleri olan SYRiZA partisi ve genç lideri kazandı. Yunan Halkı, firavunlara kaybettirdi. Yunan Halkı, doymak bilmeyen kan emicileri rezil etti. Direksiyonda da genç lider Tsipras vardı.
Şimdi dünyanın mazlumları İspanya’da ve Türkiye’de yapılacak seçimlerde de bir şamar vurulmasını bekliyor.
Umutlar tükenmeden, edepsizlere bir ders de biz vermeliyiz.
Yapılması gereken:
Özelleştirme dalaveresiyle el konulan vatan mallarının geri alınacağının deklare edilmesi,
Torunlarımızın bile 100 yılda ödeyemeyeceği kadar borçların radikal bir şekilde, 300 yıllık vadeye yayılmasının sağlanacağının halka bildirilmesi,
50 yıldır beklediğimiz Avrupa kapısına mecbur olmadığımızın seçim beya…

Güney Doğu’da Bir Devlet Kuruluyormuş!

“Bombanın pimi çekilince… Kan gövdeyi götürecek. ‘Netekim’, bombanın pimi çekilmiş durumda…” (Mehmet KINACI)
Milli irade palavradan ibarettir. Yo yo yanlış anlaşılmaktan korkarız, seçim sandıklarına karşıt bir fikir geliştirmek niyetinde değiliz. İrade, sandığa giren oyların toplamıdır, oyların bir kısmı iradeyi tam olarak ifade edemez. Zaten, demokrasi denen sistem de, milli iradenin tecellisinin sandık aracılığı ile oluşacağını söyler. Biz de anayasamıza sadakat ahlakımızdan, ortaya çıkan oylama sonucuna itaat etmekle sorumlu olduğumuzun bilincindeyizdir.
Yüksek oy oranlarıyla iktidarı sağlayanlar, zaman ilerledikçe ‘güç zehirlenmesi’ felaketiyle karşılaşma ihtimallerine göre, erklerin ayrılması ve idarenin anayasada tanımını bulan kurumlar vasıtasıyla yapılması yöntemi geliştirilmiştir. Demokratik sınırlar aşılmadan, her yetki sahibi kendi alanında yetkisini tam olarak kullanabilmelidir. Bu durum, halkın kendini, Hak üzere idare edildiği hissiyatı üzerine oturtur. Ta ki, erklerden bi…

Cambaz Felsefesi

“Burası biletçinin Holywood dediği yer. Gerçekten de bir ‘for-ret-sacre’. ‘Sacre’ yani kenef. Orman, yani kanunun, idrakin, ışığın giremediği bir canavarlar yuvası. Hangi canavar? O bataklıkta canavar bile barınmaz. Bir iki timsah, üç beş gergedan ve bir hayli örümcek. Düzeltilemez mi? Hayır. Burası Tanrının lanetine uğramış.” (Cemil Meriç, Jurnal, Edebiyat Fakültesi)

İlahiyat Fakültelerinden felsefe derslerinin kaldırılmak istenmesinin sebebini şimdi daha iyi anlıyoruz. Akla düşman olduklarını filan söylemiştik o günlerde. Düşünceye düşman. Felsefe sormakla başlar, daha derinlemesine söyleyecek olursak, insanlık sorarak, araştırarak gelişir ve olgunlaşır. “Sormak, sorgulamak yasaktır; Bu nasıl dünyadır” başlıklı üç bölümlük bir yazı yazmıştık. Zamanlaması çok doğru olmuş. Nerden bilebilirdik, felsefenin yapılamadığı dili kullanarak, adam olunamayacağını, veya böyle inandıklarını. İsabetli olmuş.
Öyle bir dünyadır ki yaşadıkları, her şey kendilerinden evvel söylenilmiştir. Artık onların…

Kutsallara Bürünen Türkiye Siyaseti

2013 yılının Mart ayında, İnönü Üniversitesi’nde bir konferans verir. Okullu günlerimizde, aynı öğrenci yurdunun koridorlarında adımlayıp, aynı kantinin çaylarından yudumlamıştık. Belagatini bilir, tanır ve severdik. Kırk yıla yakın geçen zaman, planlanmış istenmeyen değişimin, yabana savrulmalarla perişanlaştırdığını da tespit ettiriyor bize. Peş peşe kurduğu cümleler, sanki içinde boğulduğu karanlık suların eseri gibidir. Nerelerden, hangi bilinmez çukurlardan salınan, ezberlerinde boğulduğu cümlelerdir bilinmez. Anılan konferansında kurduğu cümlelerden de anlaşıldı ki, kendi de bilmiyor.
Not almışız ve çuvala atmışız konuşma metnini. Sırasında ortaya çıkar ya gerçekler onun gibi, bir gazete yazarının makalesine konu etmesiyle yeniden gündeme oturdu Hazret. Gündemde var mı bilmiyorum, lakin bizim gündemimizi o oluşturdu.
Şimdi o konferansından iki cümle yazacağım:
“1. Herhangi bir güç ilişkisi, bir iktidar, bir otorite üçüncü bir gözün denetiminden yoksunsa soysuzlaşmaya başlıyor. 2. …

Küresel Güç Sahnesinde Muhalefet Olmak

“Ayhan Eralp Hoca’ya saygılarımla…”
Hoca, her zamanki muziplik halinde değildi. Kafasının karışık, zihninin milyonlarca sorunla meşgul olduğu zamanlardaki, hissiyat yüklü haliyle, gözlüğünün üstünden etrafındakilere biraz da sorgulayıcı bakışlar atarak, umut dolu fısıldadı:
-“İktidarın, küresel güçlerce dizayn edildiğini görenler, muhalefet dizaynının daha kolay ve mühim olduğunu ıskalıyor.”
Meraklı gözler keskin bakışlarla, hocanın bağrını delercesine oklarını fırlattılar. Merak bu ya, hep bir ağızdan:
-“Nasıl yani hocam.” Dediler ve kulak kesildiler.
Hoca, en büyük avı yakalamış usta avcılar edasıyla gözlerini kalabalığın üzerinde gezdirdi. Dinleyicinin hazır olduğundan emin olarak, yavaş bir tonda başladı söze:
-“Merhum Yazıcıoğlu’ndan dinlemiştim. Üçlü koalisyon iktidarının en güçlü olduğu dönemlerde, ‘kendisine bir teklif geldiğini, iktidarın yeniden yapılandırılacağını, iktidardaki hiçbir partinin mecliste dahi kalmayacağını ve kendisine yeni oluşumun liderliğinin önerildiğini ve kat…

Yolsuzluk ve PKK Mütarekesi Karartması

Genel Kurmay Başkanı’nın “sürecin yol haritasından haberimiz yok” yakınmasını hatırlıyoruz. Sadece onun değil, müzakereleri yürüten heyet ve yeni hükumette görevi üzerine alan Başbakan dışında kimsenin bilgisi yok. Bırakın milleti kendi vekillerinden bile ve hatta Bakanlarından bile saklanan müzakere konuları hakkında, hükumet ve özellikle Cumhurbaşkanı’nın gizlenmesi talimatı verdiği hükmüne kolaylıkla ulaşıyoruz. Beynimizi kemiren soru şudur, gizlilik neden? Neden öncelikle hazmettirme ve karatma yolu deneniyor? Açıklanması halinde milletin tavrı, bırakalım milleti, kendi milletvekillerinin tavrı ne olacaktır? Korkuları bundan mıdır?
Hesap edilemeyen ve asla konuşulması bile istenmeyen konular masaya getirilmiş ve kabul edilmek zorunda mı kalınmıştır? PKK heyeti ne kadar da rahat. Bebek katili liderlerinden aldıkları talimatları, sözde devletlerinin başkentlerinde açıklıyorlar. “Başbakan olacağız” diyorlar. “Kendi devletimizi kendimiz yöneteceğiz” diyorlar. Karşılığında, ‘bunların bi…

Avrupa Kapısı Ne Tarafa Düşer?

50 yıldan fazladır kapısında duruyoruz Avrupa Birliği’nin. Bu çok söylenilen bir cümledir. Gerçekten duruyor muyuz? Evet duruyoruz. Sadece duruyoruz. Durarak, Avrupa Birliği’ne üye olmak istiyoruz. Onlar da bizden bir şeyler yapmamızı istiyorlar. Nedir bu istedikleri? Kendilerinin yazarak kâğıda geçirdikleri ve adına demokratik dedikleri bazı kurallar var, o kuralların üye olmak talebinde bulunan ülkeler tarafından da uygulanmasını istiyorlar. İnsan hakları, özgürlükler, basın hürriyeti, siyasi olgunlaşmalar, vergilerin Avrupa düzeylerine indirilmesi, yatırımcıların önünün açılması.. bu başlıklar daha da artırılabilir. Kısaca kendileri gibi olunmasını istiyorlar. Kâğıt üzerindeki talepleri doğrusu hayır diyebileceğimiz türden talepler de değil. Aslında onların istemeden, bizim gönüllü olarak yapmamız gereken, uygulamamız gereken istekler bunlar. Mesela, polisin anlamsız zamanlarda biber gazı kullanmamasının istenmesi ne kadar doğal, doğru bir talep, ayrıca kim istemez ki? Anayasa’mızd…

Özgürlük İnsana Hastır

Savaş Süzal’ın makalesinde şu satırlar can acıtıcı: 
“Türk halkı, İstiklal Savaşı ile kazandığı iradesini gene padişahlara sultanlara teslim etme yolunda. Olacaklar, yalnızca vatandaşlarımızın ihtirasları ile ilgili. Olacaklar ve istekleri, ülkemizin geleceğini etkileyecek ama kimin umurunda.”
Şirk batağına saplanan toplumlardaki, doğal gelişimin kısaca anlatımı Süzal’ın cümleleri. Aklı devreden çıkartarak, olaylara müdahalesini, ‘ihtirasın’ gaza basmasıyla sağlayan toplumların hali de, ihtiras ateşinin patlattığı sosyal gelişmeler olacağı tabiidir.
Yaşar Nuri Öztürk bir yazısını şu cümle ile bitiriyordu: “Türkiye, Tanrı’ya ahlaksızlıktan gidilebileceğini iddia eden bir ‘veyl ekibi’nin kotardığı ‘Tanrısızlık sitesi’ne doğru yol almaktadır. Bu durum bizi, Türk Kurtuluş Savaşı’na öngelen günlerden daha kötü günlerle yüz yüze getirmiş bulunuyor”.
Geçenlerde bir arkadaş topluluğunda bir grubun konuşmasına kulak misafiri oldum. İçlerinden birisi şöyle söyledi: “Allah başımızdan eksik etmesin.…

Mazlumun Ahı!.

“Koca koca generallere bu cezaları verenler, gazetecilere neler yapmazlardı!
Sanırsın dosyaya itirazları değerlendirilecek ‘üst mahkeme’, ‘medya’ydı. Medya mahkemesi kararı peşin peşin onamakla kalmadı, ceza artırımıza da gitti. Hapis cezasına ek olarak bir de ‘linç’ i ekledi!
Ali Ünal, ‘darbeleri kışkırtan ve daha sonra destekleyen medya ve bazı sermaye çevrelerinde değişiklik olmadığı sürece darbeler dönemi kapandı denemeyeceği’ konusunda uyardı!
Ekrem Dumanlı, ‘Darbesever meslektaşları’na dikkat çekti!
Mustafa Ünal, ‘Balyoz duruşları tarihe not düşülmesi gerekenler listesi’ yayınladı!
Hüseyin Gülerce, ‘AK Parti iktidarı güçlenerek devam ettiğine göre, iktidara tahammülsüz olanlar milliyetlerinden, çabalarından vazgeçmiş midir? Vazgeçer mi’? Diye bir korku senaryosu yazdı!
Özetle işaret fişeği atıldı:
Durmak yok temizliğe devam!
‘Basın şehidi’ değilse ‘gazisi’ olan mesleğinin manşetini atamayanlar, ‘Silivri’de şehit edilen Türk Ordusu’nun manşetini atabilir mi?” (Selcan Taşçı, 27 Eylül 2012…

“Üst Aklın” Oyuncakları

Sanırım şöyle yapıyorlar:
Bir düzenleyici masa var, bu masanın bir köşesinde büyük akıl oturuyor. Masanın üyeleri topladıkları bilgileri, yorumları kısaca özetliyorlar. Konu hakkında fikirlerini söylüyorlar. Büyük akıl o konu hakkında nasıl davranılması gerektiği, neler söylenilmesi gerektiği hususunda karar veriyor.
Artık, üyeler ve o masaya dâhil olanlar büyük aklın verdiği kararın dışına çıkamıyorlar. Nasıl bir yol göstermişse, nasıl bir yöntem tayin etmişse, hangi konunun hangi cümlelerle anlatılacağını belirlemişse kimse, hiç kimse bu karardan dışarı çıkamıyor. Biatlı her üye büyük aklın cümlelerini, ezberleyerek daima onu tekrar edip duruyor.
Bunlar benim zannım. Doğruyu bilenler açıklama getirebilirler.
Dikkat edilirse, anlatılan yöntem küresel güçlerin çalışma ve eyleme geçme yöntemidir. Etkilerine aldıkları devletleri de böyle yönetiyorlar. İçeriden devşirdikleri ilim adamı, gazeteci, yüksek bürokrat kisveli kişileri öylesine çaktırmadan yöneltiyorlar, öylesine profesyonelce ida…