eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ekim 2013 Çarşamba

Eğitim Sistemi, Dayatma!

“Tanrı gibi insanı bir kalıba dökmeyi ama bunu Devlet adına yapmayı amaçlayan Marksist eğitim sistemiyle”(*), günümüz Türkiye’sinde ‘dindar’ potalarda eritilerek ve ‘kindar’ kalıplarda şekillendirilmeye çalışılan eğitim – öğretim sistemimiz arasında bir fark var mıdır, sorusuna cevap arıyorum. Her iki halde de, insanı baskı altına alarak, hürriyetinden uzaklaştırmak ve birilerinin (veya yerleşik sistemin) istediği yönde şekillendirmek söz konusu. Burada cevap verilmesi gereken bir de neden sorusu vardır. Neden böyle olmasını isterler? Neden insanın hür olarak yetişmesini istemezler? Hürriyetten neden korkarlar?

Gelecek daima karanlıktır inanmayan için. Korkunun kaynağı bilinememezliktir. Bilmediğinden korkuyor. Oysa konuşmalarında en çok kendilerinin bildiğini söylerler, en fazla övündükleri konudur bildikleri. Yine koca bir soru işareti ve ünlem.

Tam bu noktada Mehmetvelit Bey sözü aldı:

- “O zaman sorgulama başlar. Dolayısıyla totemlikleri biter”.

Sorgulama. Anlaşıldıktan sonra sorgulama başlar. Yukarıdaki örnekte anlatılan düşünce yapılarında anlatma değil, anlatmamak vardır, doğrusu dayatma vardır. “Anlatmak yerine dayatmaya gitmenin sebeplerinden birincisi, konuşanın yetersizliğidir. Anlatamayanlar, anlatacak bir şeyi olmayanlar veya anlatma niyetinden yoksun bulunanlar, dayatırlar. Anlatmanın dayanakları özgüven, iyi niyet, akıl, vicdan, ilim ve nihayet sevgidir.” (Yaşar Nuri Öztürk, 8 ağustos 2013, Yurt gazetesi)

Sohbet olgunlaşmıştı. Ahmet Kamil Gedikli görüşünü bildirdi:

- “Maksat, öğretmeden, aklı kullanmasına fırsat vermeden inandırmaktır. İtaat edilmesini sağlamanın, kitlelere üniforma giydirerek emir komuta sistemine dâhil etmenin birinci kuralı budur diye düşünüyorum. İkinci kural da, üretilen robot askerlerin, tetik çekecek, pala sallayacak kıvama gelmeleri için uygun sloganları icat etmektir.”

Zulüm diyorsunuz Ahmet Bey. Düşünme yetisinin elinden alınması insan için zulüm değil midir? İster Marksist yapı ister bizimkilerin uyguladığı sistem olsun, düşünebilme yetisi elinden alınmış bir insan esirdir. Verilen emirleri yapmaya ikna edilmiş robot misali.

Şair hassasiyeti ve inceliği ile görüşünü açıkça belirtti Baki Tosun Bey:

- “Tanrı, şekil, İzan, İrade, Ruh ve His bahşederek yarattığı insana hitaben gönderdiği ilahi öğretisinde ‘kitabında’ sık sık ve ikazen: -Düşünüp tefekkür edesiniz! Diye buyururken, tagutlaşmak iddia ve gayretinde olup kitleleri eğittiğini iddia eden zümre ve sistemler ise; Ezber ve taklit önerip enjekte etmektedir.

Sonuç olarak kendilerini sorgulamadan kutsayan bir modern köle sınıfı oluşturmak kendileri açısından çok daha kolay ve elverişlidir… Kaldı ki, uyutularak eğitildiği öne sürülerek ezilen bu zümre ezenleri kendi eliyle putlaştırmaktadır, diye düşünüyorum.”

“Dayatmaya gelince; o, hem yapısı hem de amacı bakımından anlatmanın tam tersidir. Dayatmacı, insanın idrakine hitap etmez, insanı anlamadığı ve ısınmadığı şeyi kabule zorlar. Bu bazen baskı, bazen de açık zulüm şeklinde belirir. Esasında, dayatmanın bizzat kendisi bir zulümdür.” (Y.Nuri Öztürk, aynı makale)

Bizden fikir ve görüşlerini asla esirgemeyen ve cömertçe sunan Metin Mete Bey şunları söyledi:

- “Aslında bu konu sadece günümüzün sorunu değildir. Bu dinler tarihi kadar eskidir. Bütün dinleri yozlaştırmanın tek kuralı mevcut; Ruhcu öğreti. Tüm temel Ruhçu öğretinin istediği klonlanmış beyinler ve bu beyinlere hükmeden çok küçük bir zümre. İster adına Globalleşme deyin, ister kollektifleşme, ister ne derseniz deyin, veya dünya devleti. Önce dini Allah’ın elinden alıp istedikleri kıvama getiren ruhçular ve onların yamakları Emeviler, arkasından terör estiren bir zümre. İşte gerçekler bunlar, bakın Emevi Arap emperyalizmi çok çabuk bir şekilde önce İngiliz sonra ABD güdümüne girmiştir. Bizim aklı evvel koyunlarımız zaten bu duruma çoktan hazırdırlar. Cumhuriyetin başlaması ile kapatılan tüm tarikat ve tekkeler yer altına çekildi ve öyle istediler ki, işte sonuç. Ruhçuluk istediği her şeyde kullandığı bir koyun sürüsü mevcut…”

Şu cümleler yine Yaşar Nuri Hoca’dan, dikkatle okunursa, eğitim sisteminde de yapılanları göz önüne aldığımızda, eylemlerini incelikle yaptıklarını da fark edeceğiz:

“Türkiye’de dinle devlet, İslam’la laiklik, dindarlıkla çağdaşlık barışık değildir. 90. Yılını geride bırakan Cumhuriyet’le İslam’ın, Cumhuriyet’in kurucusu Atatürk’le Müslümanların barış ve kucaklaşması gerçekleştirilememiştir. Çünkü İslam ve tebliğcisi ile Cumhuriyet ve kurucusu, halkımıza anlatılmamış, dayatılmıştır. Halkımızın seyretmek zorunda kaldığı tablo, Muhammed ile Mustafa’nın ahenk ve barışını ortaya koyan bir tablo değil, didişme ve çelişme halinde olduklarını göstermeye uyarlanmış bir tablodur.”

Israrla üzerinde durulacak konu insan sermayesidir. İnsanın yetişmesidir. Eğitim sisteminin İnsan’a ayarlanmasıdır.

İlim, irfan okullarda öğrenilecektir.

Bu aşamada, ilahiyat fakültelerinde felsefe derslerinin kaldırıldığı haberi geldi. Bu başka bir yazı konusu. Lakin önemli olan, eğitim sisteminin halidir. Felsefe, sosyoloji, psikoloji bilmeyen kişilerden Kur’an’ı Kerim yorumları dinleyeceğiz…

Ne günlere kaldık!...


(*) (Carl Gustav Jung, Keşfedilmemiş Benlik, çeviren Barış İlhan)

10 Nisan 2013 Çarşamba

Türkü Söylemeyen Eğitim Sistemi



Bizim türküler söylenir bizim memlekette. Bu türküler söylenirken memleketimde, yabancı tınılara ne hacet? Kulaklar yad ellere ait tınılarla dolunca, bizim türküler nahoş gelmeye başlar.

Mekteplerde belletilen müzik tınıları yabana ait. Bizden değil. Çocukların kulakları, zihni, yad ellerin melodileri ile doluyor, yabancı sesler, bizi değil, yabancıyı anlatır. Doğrusu talebeler bizi değil, yabancıyı öğreniyor. Kim yapar böylesini bizden başka? Var mıdır bilmiyorum.

Niye böyle oluyor?

Eğitim tedrisatımız yabancılarca belirleniyor olabilir. Yabanın aklı, hep kendine doğru çalışır haklı olarak. Aklında ne varsa onu uygulayacaktır yabancı. Seni mi düşünecek yani? Bu ne saflıktır (burada saf kelimesi avanak anlamındadır!)

Geçenlerde bir sohbette öğrendim; idarecilerimizden en yetkilisi, belki de her halka hitabında; “Okullarda kitaplar masanıza konuyor mu, konuyor” der ve demeyi de ihmal etmez. Biz de pek sevinirdik bu söze. Gerçekten iyi bir hizmettir diye. Çocuklarımızın ilköğretim zamanlarında yoktu böyle bir uygulama da, onu düşünerek iyi bir hizmet olduğunu söylerdik. Sohbette konu tam buraya geldi.

“Keşke yapmasalardı” dedi.

“Kitaplar bomboş”.

Kitabın içinde bir şey yoksa çocukların masasına kitapları koysan ne olur, koymasan ne olur? Bilmiyordum, şaşırdığımı söyledim.

 “İnanın, kitaplar boş, ilköğretim de çocuk var, her gün izliyorum, kitaplarını karıştırıyorum. Bizim okuduğumuz kitapları, gördüğümüz dersleri hatırlıyorum. Bu çocuklar bomboş yetişiyorlar, yazık ki, yazık… Vah ki, vah!”.

Dertli idi. Derdi, milletin geleceği ile alakalı, çocuklarının istikbalini ilgilendiriyordu. Gerçekten, gönülden söylüyordu, inanarak anlatıyordu.

Bu tedris sisteminden ancak sığ kafalı, kime hizmet ettiğini bilmeden hizmet etmekten zevk alan, ufku dar kişiler yetişir ancak. Bir millet evladı yetkili olarak işbaşına geldiğinde bu gibi uygulamaları nasıl yapar? Ancak, kendisi de böyle dar kafalı yetiştiği zaman.

Ne yapılmalı?

Eğitim sistemi, yavaş yavaş da olsa değişime tabi tutulmalıdır. Okunan kitaplar, çalınan müzikler, verilecek dersler, konular seçilerek, çocuklarımız dantel gibi, oya gibi işlenmelidir.
Asrı idrak ettirecek bilgi lise eğitimini bitiren bütün öğrencilerimize mutlak surette verilmelidir.

Bunun yolu Âşık Veysel’i, Karacaoğlan’ı, Nedim’i, Yahya Kemal’i, Atilla İlhan’ı… öğretmekten geçer.

Arayın, deşin bugünkü karmaşa ortamının sebebini, söylediklerimizin eksikliklerinden bulursunuz.

Yani;

Çocuklarımıza kendimizi öğretemiyoruz.

Kendi kültüründen kaçan, uzaklaşan nesil nasıl olacakta, asrı idrak ederken atalarının kim olduğunun farkına varacak sorabilir miyim? Türkü dinleyen arkadaşıyla alay eden bir neslin evladı nasıl olacakta yarın edindiği milli bilgiyi, değersiz bir paraya, şöhrete satmayacak anlatabilir misiniz? Sabah Namazını kıldığını söyleyen bir kardeşine, Höösst diyen birisi, nasıl olacakta askeri ve ilmi sırlarının, kendisinin ve milletinin geleceği olduğunu anlayacak?

Amacımız, olumsuzu dillendirmek değildir.

Bunları görüp, anlayıp, geleceğe dair projeler üretmektir. Yapılanlara bakıp, halimizi değerlendirip, geleceğe yön vermektir amacımız. Şimdiye kadar yapılan hatalar, hepimizin ortak hatalarıdır. Kimseyi suçlamak, hakir görmek gibi niyetimiz olamaz. Sadece tespitler yapıyoruz, aklımızın erdiği nispette de öneri sunmaya çalışıyoruz.

Son söz:

Türkü söylemeyen Türk, eksiklidir.

Rahmetli Prof. Necmettin Hacıeminoğlu “Milliyetçi eğitim Sisteminin Ana Prensipleri”ni maddeler halinde açıklarken, şu iki maddeyi de derç eder:

“Türkiye’nin imkân, ihtiyaç ve artıları hesap edilmeden hiçbir yabancı memleketin eğitim sistemi model olarak alınmayacaktır”,

“Her Türk çocuğu, milli şuur ve millî gururla dolu olacak şekilde eğitilecektir. Böylece, nesilleri taklitçiliğe sevk eden aşağılık duygusu ve yabancı hayranlığı ortadan kalkacaktır. Bu da ancak onlara büyük bir milletin evlâtları oldukları öğretilmek suretiyle sağlanacaktır.”

Aslan, Fare.. Kedi...

  Aslanın sindiği, sinmek yanlış oldu, köşesine çekildiği zamanlarda, farelerin kükremesi doğaldır. Fare kükreyince yine doğal olarak, kedi ...