Bende farklı çağrışımlar
yaptı, farklı âlemlere götürdü. ‘Ölüler’, ‘diriler’ kelimeleri uçurdu, işte
böyle bir metin çıktı ortaya;
Mustafa Aslan üstadımızın
15 Kasım tarihli yazısından bahsetmek isterim. “Dilde, fikirde birlik’
sağlanmış” başlıklı yazısı. Yazısında Aslan, Elman Tovuz’un bir şiirine yer
verir ve bir başka şairin bir mısraı ile olan yakınlığını işler. Biz farklı bir
alana yorum yapıp, hikâye edeceğiz.
Elman Tovuz’un şiirinin son
dörtlüğü şöyledir:
Hələ bu gedişlə hədəfə
çoxdu!
Min yatar ayğırdan bir dəvə çoxdu.
Hayana çevirsən min dəfə çoxdu
Diri ölülərdən ölü dirilər!...
Min yatar ayğırdan bir dəvə çoxdu.
Hayana çevirsən min dəfə çoxdu
Diri ölülərdən ölü dirilər!...
(Not: Yazılış klavyemize uygun olmadığından
aynen kopyaladım.)
Aslında Mustafa Aslan’da
emin Alper’in “Ve
dirildik ölümü öldüren bir ölüşle!...” mısraı ve
yukarıdaki dörtlüğün "Hayana
çevirsən min dəfə çoxdu / Diri ölülərdən ölü dirilər!..."
mısraını karşılaştırıp, benzerliğe dikkat çeker.
“Diri ölülerden, ölü diriler”. Ölü diriler.
Ayet-i Kerime’yi okuyalım: “Hayy (hakikat ilmi) olmayan (yaşayan) ölülerdir… Ne zaman Bâ’s olunacaklarının da (yeni bir yapıyla
yaratılacaklarının) şuurunda
değildirler”. (Nahl Suresi/21).
Mustafa Aslan’ın yazısının
yayınlandığı gün, değerli Filozof Ayhan Eralp sosyal medya sayfalarında şunları
yazdı: “… Yanıltan insan olduğundan.
İnsana yanılmaktan yorulmayacağım, insan olduğumdan… ‘insanla ilgili hiçbir şey
yanıltmaz’ der, der yine insana yanılırım… idealistim, tecrübeliyim ve okurum;
bu yüzden hiçbir şey yanıltmaz; bu yüzden her şey yanıltır, insan olduğumdan;
insan sandığımdan…” Böyle söylüyor filozof. Bu aşamada
üstteki ayet-i kerime’yi yeniden okuyabilir misiniz, sonra da yukarıdaki her
iki mısrayı.
****
İhtiyar, bir ahbabının
ziyareti için ilk defa gelir şehre. Ertesi günü şöyle bir etrafı gezip tanımak üzere
çıkar. Hayli de dolanır ve yorulur. Bir bahçeye oturur, nefeslenmek için, çay
içer, dinlenir.
Yakınındaki masada
oturanlarla diyalog kurar. Hal hatır sorar, ziyarete geldiğini anlatır.
Muhabbet koyulaşınca da; “Bu
memleketin, erenleri, evliyaları nerede otururlar?” diye
sorar. Masadakiler, yeri tarif ederler, fakat anlayamaz. “En iyisi biz seni götürelim”
derler. Birlikte kalkıp yürürler bir yöne doğru. Vara vara bir türbenin önüne
gelirler. “İşte, derler, sorduğun
evliya burada yatar”. Türbeye bakar, kendisini oraya
getirenlere bakar; “Ben,
dünyada yaşayan dirilerden bahsetmiştim. Yaşayanlardan, biliyorsanız onların
oturdukları yeri gösterin bana, onlara ayrıca ölü diriler derler”
der. Şaşırırlar, ne demek istediğini anlayamazlar.
Gülüp geçerler.
****
Böyle işte dünyanın hali.
Ölüler diriymiş, diriler ölü. Her bildiğimiz birbirine karışmış, doğrular
yanlış, yanlışlar doğru. İyi de, Ayhan Eralp’in sözlerinin ne işi vardı bu
yazıda? O’nu yanıltanlar, diri görünen ölüler, insan sanır onları, ne de olsa ölü
dirilerdendir o, kendi ifadesidir İnsandır, insan sanır onları…
Şimdi kafam karıştı.
Diriler kimdir, ölüler kim?
En iyisi, Mustafa Aslan’ın
son cümlesi ile yazıyı bitirmek.
“Ve dirildik ölümü öldüren bir ölüşle!...”