zaviyeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zaviyeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mart 2012 Çarşamba

Tekkeler Niye Kapatıldı?


Prof. Dr. Mustafa Kara, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi. “Ülkemizde tekkeler üzerine çalışan yetkin birkaç isimden biri” notu ilave edilmiş. Emeti Saruhan, röportaj yapmış Yeni Şafak Gazetesinde 11.03.2012 tarihinde de yayınlanmış. “Adı ‘şeyh’ olanların yüzde 90’ı şeyh değil” başlığı altında. İlginç bir başlık, dikkati hemen çekiyor. Merak bu ya okuduk.

Osmanlı’da Tekkenin fonksiyonları, halk – idareciler – medrese ve cami arasındaki ilişkiler üzerinde kısaca durur, tekkelerin yetiştirdikleri şairler, bestekârlar hakkında kıymetli, kısa bilgi verir. (Burada, Yunus, Fuzuli, Ahmet Yesevi, Itri, Dede Efendi, Ali Şirugani isimlerini zikreder. Adı geçenlerin tekkelerden yetiştiğini anlatır.) şu cümlesini de çok sevdim. “Şiirle musikinin izdivacı tekkede oluyor. Çünkü zikir meclisleri ilahilerin okunduğu meclistir. İlahi de güfte ile bestenin bir araya gelmesidir. Tüm ilahiler tekke orijinlidir.”

Sıra tekkelerin kapatılması faslında: “Tekkelerin kapatılışı çok tepeden, çok baskıcı bir usulle olduğu için kimsenin gık deme şansı yoktu. Çünkü kelleler uçuşuyordu. Dolayısıyla tekkeler yerine bir kurum kurulmadı ama yıllar sonra bu hayat bir şekilde yeniden canlanmaya başladı.”

Efendim, yeniden hatırlatmada fayda var, İlahiyatçı Prof. Dr. Konusu da tekkeler üzerine.

Şimdi sorsak Hoca’ya, ‘kapatılma tepeden olmayacaktı da nasıl olacaktı?’ demokrasi, insan hakları gibi kelimeleri kullanarak cevap vereceğini sanıyorum. Belki de referandumdan bahsedecek kim bilir!

Yapılacak işler var, planlanmış, programlanmış, zaman kısıtlı, adam sayısı kısıtlı… Karar verilmiş. Tepeden inme olacak tabii. Kime soracak?

Tekkelerin kapatılma dönemlerinde, ne halde olduklarından asla bahsetmiyor. Ne iş yapıyorlardı, halk ve yönetim üzerindeki etkileri nasıldı? Bu konulara değinilmiyor. Ama Osmanlı’nın azametli günlerindeki tekkeleri örnekliyor. Tekkelerin o günlerdeki yaptığı fonksiyonları anlatıyor.

İyi de konumuz bu değil ki, kapatıldığı dönemlerdeki durumu. Bu konuda tek bir cümle bile yok.

Her yeni doğan, o an’a kadarki bildirilen ilim toplamının üstüne doğar. Buna toplam akıl diyebiliriz. Her yeni doğan toplam aklın üstüne doğar. Belki, bugün yeni doğan, 100 yıl önceki âlim’den daha ileridir. Toplam akıl nesilden nesile aktarılan, ‘görülmez’ bir bilgisayar programı gibidir. ‘Enter’ tuşuna basıldığında program devreye girer ve çalışmaya başlar. Artık onun önünde durulmaz ve o durdurulamaz.

Nereye kadar? Enerji devresi ‘of’ durumuna getirilinceye, kapatılıncaya kadar.

Tekkelerin enerji durumu kapatılmıştı!

Devrini tamamlamış, fonksiyonlarını yitirmiş, amaçlarının dışında faaliyetlere gark olmuş, maneviyatın haricinde uğraşmadığı konu kalmamış, varlıkları zarar vereci hal almış, artık yetişmekte olan beyinlere verecek hiçbir ilmi ve manevi sermayeleri kalmamış… Kapatılmaktan başka çare kalmamış. Aslında devirlerinin kapandığını kendileri de (hepsi değil tabii) hissetmişlerdi ve seslerini çıkarmadılar. Sesleri yükselenler ise maneviyattan bihaber zavallılardı.

Devlet hiçbir zaman, tekkeler üzerinde düzenleyici rol oynamamıştır. ‘Tekke’lik özellikleri ortadan kalkana kadar. Halk ve devlet üzerinde asalak olana kadar. Osmanlı’nın muhteşem zamanlarındaki tekkeleri örnek vererek, kapatılmalarını eleştirmek doğru değildir.

Devlet ki, vatandaşını gelebilecek düşman saldırılarından korumak ve kollamak için vardır. Devlet, vatandaşını reel düşmana karşı olabileceği gibi, görünmeyen fakat görünen düşmandan daha güçlü olan, ilim ve medeniyet karşıtlarına karşı da koruma ve kollama görevini yerine getirmekle mükelleftir. Bu görevini gerçek ilim adamları, mütefekkirler, sanatçılar, öğretmenler, günümüzde medya, hakikati söyleyen hocalar, okullar, üniversiteler aracılığı ile yapar. Bu görevini yaparken de kim üzülecek, hangi grup kırılacak hesabını da asla göz önünde bulundurmaz, karar verilen görevin bi Hakk’ın yapılması esastır.

Tekkeler ve zaviyeler, artık kendilerine ihtiyaç kalmadığı için kapatılmıştır. Bulundukları seviye belki de bir ilk mektep talebesinin seviyesinde (altında) olduğu için kapatılmıştır. Amaçlarını aşan faaliyetlerde bulundukları için kapatılmıştır.

Sayın Profesör Hocamızın “çünkü kelleler uçuşuyordu” sözlerine de açıklama beklemek hakkımızdır. Sözü söyleyip uçuşan kellelere örnek vermemek olmaz, ilim adamlığı bunu gerektirir.

“yıllar sonra bu hayat yeniden canlandı” cümlesi ise, onlarca soruyu barındırıyor.

Hele önceki sorularımıza bir cevap gelsin…

Aslan, Fare.. Kedi...

  Aslanın sindiği, sinmek yanlış oldu, köşesine çekildiği zamanlarda, farelerin kükremesi doğaldır. Fare kükreyince yine doğal olarak, kedi ...