Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Temmuz, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Tuzaktan Kurtulmak

Hiç…
Durup dururken tuzağa düşer mi insan?
Aç gözlülük, hırs, doymazlık, kıskançlık, hodkâmlık, vesvese, cimrilik, intikam alma duygusu ile hareket etme,  kindarlık, affetmemezlik, korumamazlık, sevgisizlik…
Bu vasıflardan biri veya bir kaçı birleşerek esir etmişse insanı, vah geldi başıma.
Balık, karnı aç olduğundan değil, gözü aç olduğundan takılır oltaya, onun için kurtuluş, içi kızgın yağ dolu tavadır ancak.
Tıkıldığı deliğinde etrafı gözetleyen ve uygun zamanı bekleyen fareye, “deliğinden çık ve karşı deliğe gir, şu peynir senin olsun” demişler. “İyi ama yapacağım işe göre bu ödül, peynir çok büyük” demiş.
Nice ‘dürüstlük’ nutku çekenlerin, sunulan daha büyük ödüllere düşünmeden atıldığını gazetelerden takip etmiştik.
Sonları sefalet olmuştur. Güçlü zamanlarında etrafında fır dönen dostları, düştükten sonra yanlarında görünmez olmuşlardı.
Doç. Dr. Erol Erçağ bir makalesinde şu hikâyeyi anlatır: “Asya’da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır. Bir Hindistan cevizi oyulur…

Palalı, Sopalı “ileri Demokrasi” Oyunu

‘Gezi’ gösteri ve eylemleri sırasında, polis destekli eli sopalı kişiler ortalığı kana bulamışlardı. Savurdukları sopalarının hedefi belli değildi, kime denk gelirse. Sopalar sebebiyle hayatını kaybedenler oldu.
Polisin hemen arkasında veya etrafında eli sopalı gruplar nasıl bu kadar rahat hareket ettiler?
Tek bir sebeple izahı mümkündür. Polisi hedefe koymak (taraf yapmak). Hedef olunca, kitleleri polis üzerine saldırtmak ve kutuplaşmayı ‘gezi eylemcileri’ ve ‘polis’ olarak yeniden tanımlamak.
Kimin aklıdır bilinmez. (hiçbir şeyin saklı kalamayacağını bildiğimizden yakında öğrenilir diyoruz…)
Hangi akla hizmettir anlaşılmaz.
Fakat teslim edelim ki, iç savaş başlatmak için bulunmuş ‘hedefe vardırır’ bir yöntem. Polis halka karşı! Aferin ajan birimleri, iyi bir buluş.
Enteresandır, sopaların bile aynı elden çıktığı belli oluyor, sanki eğitilmiş gençler ne yapacaklarını iyi biliyorlar, sanki belli bir yerden (veya birinden) emir alırmışcasına koordineli hareket ediyorlar, tabii ki, etrafların…

Halkın Katli

Allah diyen ağzı değil öldürerek toprağa gömmek,
Konuşmasına mani olmak bile küfr’e delalettir.
Irak da, Suriye de, Mısır da susturulan Müslümanların,
Kanları sel olup, kendilerine yönelen silah sahiplerini boğacaktır.
Amaçları ne olursa olsun,
Ortakları kim olursa olsun,
Hakk’ın hükmü mutlak iktidar olup, gerekenler yapılacaktır.
Darbe,
Hiçbir zaman tarafımızdan meşru görülmemiştir, görülemez de.
İster silahlı olarak gelsin, ister (demokrasi) seçim oyunlarıyla.
Darbe darbedir.
Zalimin zulmü, Hakk’ın gücünü ortaya kor.
Batıl, yenilmeye mahkûmdur.
Siyasi Propaganda
Oy kazandırıyor, taraftar çoğaltıyor diyerek:
Yüce Dinimizin, Kur’an’ı Kerim de, Hadisler de bildirilen Ayet ve cümleleri, Veliyullah’ın kitaplar ve sohbetler aracılığı ile günümüze ulaşan kelamları, sözleri, cümleleri uluorta söylenmemelidir.
Dini çağrıştıran ve kullananın dindar olduğunu akıllara düşündürttüren kelime ve kavramlar, siyasi arenada asla kullanılmamalıdır.
Din, siyasi meta değildir.
Din, ticaretin reklam aracı değildir,
Din, o…

Misafirimiz; Ayhan ERALP

BAŞLIK BULAMADIM Dostoyevski'nin 'Suç ve Ceza'sında çarpıldığım ve etkisinde kaldığım iki sahne var. Birisi romanın final kısmında, Raskolnikof  Sonya’nın önünde vecd halinde yere kapanarak: "Senin önünde bütün insanlık namına diz çöküyor ve ellerini öpüyorum..." dediği sahne; diğeri ise kitabın başlarında Marmaledow'un kurduğu cümlelerdir. Bu diyalog lise yıllarım boyunca hafızamdan silinmemiş, zihnime uzun zaman eşlik etmişti. Diyalogun alıntısına Cemil Meriç'te rastlayınca, aynı konuyu yakaladığımız için mutlu olmuştum. Üstelik Sait Yakut, Necip Topuz, İbrahim Tayyar gibi arkadaşlarımın da aynı sahneyi ezberlerinden naklettiklerini duyunca sevincim daha da artmıştı. Zaharoviç Marmeladov: "Fakirlik ayıp değil; bunu bilirim. Serhoşluğun bir fazilet olmadığını daha da iyi bilirim. Ama sefalet, muhterem efendim, sefalet fevkalade ayıptır... Yoksullukta, yaradılışımızın asil hislerini henüz koruyabilirsiniz! Sefalette ise, bunu hiç kimse, hiçbir zaman yap…

Tasarruf Etmeliymişiz!

Hayırdır, hayırlar olsun, hayır dileyelim:
Ekonomiden sorumlu bakan, OSTİM’de katıldığı iftar yemeğinde:
“Tasarruf edelim, kredileri tüketime harcamayalım”
Demiş.
Hayırlar olsun.
10 yıldır ilk defa tasarruf lafı edildi.
Neler oluyor? Neler oluyor?
Kaldırımda, sokakta, çarşıda pazarda kredi kartları satılırken, kredi kartları üzerine vadeler yapılırken, tüketim malları alımı karşılığında kolayca krediler verilirken…
Neredeydiniz?
Halkı soyup soğana çevirirlerken neler yapıyordunuz?
Tasarruf aklınıza geldiğine göre.
Delik büyümüştür, yama deliği kapatmıyor mu yoksa?
Hayırlar olsun, hayır dileyelim.
Küçük esnaf, ziraatla uğraşan köylü, işçi, memur… sözün kısası orta direk denen milletin belkemiği sefalete sürüklenmişken, çözüm diye ortaya atılan, hem de ekonomi bakanı ağzından “tasarruf edin”..
Bir zamanlar da kemer sıkma diyorlardı.
Tasarruf: gelirin bir kısmının ayrılmasıdır. Yani gelir, giderlerden büyük olmalı ki, bir kısmı ayırabilsin.
Faiz batağındaki küçük esnaf ve ziraatçının durumu, tarlasına-…

Ki

Aynaya baktığında,
Kimi görüyorsun?
***
Ne ki,
Öğrenmişindir şu dünyada yar diye
Belle ki,
Sırtına yüklenmiş kamburdur diye
Şöyle ki,
Bilen bilgisinden bihaber olunca
Hele ki,
Vasl içün nefes verir külleri savur diye
***   ***   ***   ***
Baki Tosun üstadımız bu sözler üzerine cevap mahiyetinde olmak üzere aşağıdaki dörtlüğü lütfettiler:

Bu dünya da bâr olan Gönle asıl yâr olan Bize kisb-i kâr olan Kâmil bir ihlâs imiş

Teşekkürler Baki Bey.


Serdar Turgut

‘Olmayanın’ ne olduğunu bilmediğini sandığım ve kendisinin ‘inanç’ dediği bir olgu. Haliyle, samimi bir itiraf. Fakat bu çevrelerde kalem oynatmasını namusundandır inancımıza dayandırıyoruz. Eksik gördüğü, yoksunluğunu hissettiği tespitlerinin üzerinde çözüm arayışları da şüphesiz takdire değer bir aydın tavrı. Köşesinde uyuyan kişi değildir aydın. Ailesinde, çevresinde, mahallesinde, içinde yaşadığı toplumda eksikliğini gördüğü, noksanlığından mutazarrır olduğu problemler üzerinde kafa patlatması, çözümler üzerinde gecesini gündüzüne katması aydın olmanın farzlarındandır. Serdar Turgut da bunu yapıyor. “İnancının olmadığını” samimiyetle itirafı da, inançlı olduklarını her gün televizyonlarda söyleyenlere ve gazete köşelerinden yazanlara ince bir eleştiri ve hatta alay kokusu olan cımbızlama gayretidir diyoruz. Tabi ki, o kadar inançlının içinde onların dilinden ‘inancının olmadığını’ söylemek, onlara yeni bir şeyler söylemek fırsatını vermekten başka bir mana içermez. Kaldı ki, “Eksi…

Daralan idraklerimiz

Geri kalışımızı, idrak edemeyeşimizi hep başkalarının (Batı) ülkemiz ve insanlarımız üzerinde emperyalist emellerle uyguladığı, kültür erozyanlaştırmasına bağlarız. Suçlu hep onlardır, biz de asla suç yoktur.
Adiraytik’ten neredeyse Çin Seddi’ne dayanan sınırlara sahip cihan imparatorluğu, hep Batı’nın saldırıları, dinimizi aşındırması sonucu elden çıkmıştır. Bizim asla ve kata suçumuz yoktur.
“Sorgulamalarımıza önce kendimizden başlamalıyız” deyince de:
“Emperyalist güçlerin dayattığı İslam anlayışını gerçek İslam gibi görüyorsan sorun yok ki” diyerek, yanına bir de gülücük işareti koyuyorlar. Kendi cümlesi ile güya suçladığı mananın, acı kuyusuna kendisinin düştüğünün farkında bile değil zavallı.
Osmanlı Üniversitelerinden, 17. yüzyılda fen bilimlerini, astronomiyi, tıp bilimlerini kovan Batı mıydı ki, emperyalistlere suç yüklüyoruz?
Son 30 yıldır bir başörtüsü tartışmasını bize Batı mı dayattı ki, batıya düşmanlık besliyoruz?
Hala saat ve dakikasında anlaşamadığımız İmsak vakti hususunda…

Bu da Bizim Anketimiz

Anket ne işe yarar?
Hedef belirlenir. Bu belirlenme üzerine yapılacak çalışmalar, verilecek bilgiler, yürünecek yollar, hedef kitleye verilecek mesajlar, geri bildirim dedikleri verilen mesajların beyinlere yerleşip yerleşmediğinin anlaşılması hususları en ince ayrıntılarına kadar değerlendirilir. Anket, bu çalışmalar sırasında kullanılan bir beyin yıkama tekniğidir. Sorulan sorular ne olursa olsun, alınacak cevaplar anketörün ince ve derinlikli hafızasının eğitilmiş kıvraklığından süzülen cümlelerdir. Denek ne derse desin, verilecek cevap anketçilerin öğretmek istedikleridir. Sonuçlar alındıktan sonra iş, matematikçilerin ve usta bilgisayar programcılarının engin tecrübelerinin gösterildiği sonuçlar tablosunun çıkarılmasına kalır ki, önceden anketler vasıtasıyla yıkanan beyinlerin hiçbir itiraz imkânları kalmamıştır. Burada denek, bilgi alınan değil, bilgi yüklenen durumundadır. Anketçilerin en önemli araçları medya denilen, basılı ve görsel yayınlar ve bu alanda kullanılan özellikle …

“Dört dörtlük Alevi’yim”

Siyasetçi, ayağına kurşun sıkan adam demektir.
Nasıl olur bu?
Kelimelerle. 

Ağzını -dilini- kontrol edemeyen siyasetçilerin, aklına her gelen cümleyi konuşvermeleri ile ayağına kurşun sıkması arasında bir fark yoktur.
Yara aldığında;
Dilim kurusaydı da söylemeseydim. Derler. Ve çok sık tekrar ederler.
Ama duramazlar, üç-beş kişiyi gördüler mi verirler diskuru.
Ellerinde metin de yoksa,
Yandı gülüm keten helva.
Siyaset bu:
Ağırbaşlı, yerinde konuşan, ağır laflar eden, sırası gelmeden konuşmayan,
Ve yersiz konuşmayana da halk;
Bu nasıl siyasetçi der.
Bundan bir şey olmaz.
İlle yalaka, ille yalaka, ille yalaka.
Olacaksın.
Ümüğünü sıktıkça nasıl saygı görürsün nasıl?
Azarladıkça, yere göğe sığdıramazlar,
Yemezler yedirirler, giymezler giydirirler.
Bu nasıl dünya ya….
***
“Dört dörtlük Alevi’yim”
Eyvallah memnun olduk.
Öyleyse:
“Hüseyin ile Yezit karşılaştıklarında biz Yezit’ten yanayız”
Diyen, danışmanın, arkadaşın, yoldaşın, milletvekilin olan muhteremle yollarınızı ayırınız.
Ayırınız da görelim.
Buyurunuz.
**…

Siyasete Gezi Dersleri!..

Başbakan Erdoğan’ın önünde, Saddam, Mübarek örnekleri var. Onların geçmişini inceleyerek varacağı kararın özeti, Avrupalı dostlarının ve stratejik ortak(ı) ABD’nin onlara neler yaptığının anlaşılması olacaktır. Karar ne olursa olsun, Saddam ve Mübarek iliştirilmiş liderlik için acı örneklerdir. Dik durmak tabiri belki bir müddet daha kendisini tahkim ederek koltuğunu sağlamlaştırmış intibaı yaratacak, fakat dik durmayı dikleşmek şeklinde anlayan dostları için, kendini anlatma fırsatları heba edilmiş olacak. İki örneğin sonucu, ağzıma bile almam ki, isteyeyim. Ülkemizde yaşanmamış olsun, yaşanamaz olsun dilerim. Ders almak isteyene çok üstün dersler çıkartılır. Yolunu şaşırmış, ‘fikri dolaşık’ danışmanlarının sözünü dinlemediği sürece, hatta onların görevlerini sonlandırdığı zaman rahata ereceğini garanti bile edebiliriz. Çünkü yanlış bilgi veriyorlar, yanlış yönlendiriyorlar. İki hastadan bir sağlam çıkartamazsınız. İki hastaya ancak, birden fazla doktorlar grubunun müdahalesi gerekir…