faydasız ilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
faydasız ilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Öğrendikçe Saplananlar



Çok meraklılar, daima çalışmaktalar, kitaplar, konferanslar, dergiler hep takiplerindedir. Durmadan okurlar, not alırlar, öğrenirler, öğrenirler. İbadet zevkinde araştırırlar. Aldıkları notları makale, yazı, kitap haline getirirler. Büyüdükçe büyürler. Gazetelerde köşeleri vardır. Derneklerde sohbetlere katılırlar, dinleyicilerini güzel hitapları ile kendilerine bağlarlar. Bildiklerini anlatırlar. Dinleyicileri gözyaşları içinde takip ederler. Bu durumdan zevk alırlar.

Öyle bir hale gelirler ki, öğrendikleri kendilerine ayak bağı olur. Yürümelerini engeller, gidişlerine mani olur. Bildiklerinin esiri olurlar. Öğrendikleri putlaşır. Sahip oldukları malumat düşünmelerini, fikir etmelerini, yeni yaylalarda gezintiye çıkmalarını, buldukları avlaklarda avlanmalarını hep erteler. Yeniyi fark edemezler. Gözleri, akılları fikirleri bildiklerindedir. Bildiklerinin üstüne yeni bir düşünce katamazlar. Adeta, naslaştırmışlar, ilahi bir mana yüklemişleridir. Ayet hükmü gibi. Allah kelamı gibi. Oysa kelimelerle ifade edilen bir mana eksiktir. Mana daima yeni bilgilerle, yeni açılımlarla gelişecektir. Kabul edemezler. Bulundukları yerden memnundurlar. Hayatları sorunsuz devam eder.

Batmakta olduklarının farkında değillerdir.

Bilgileri, üzerlerinde kibir elbisesi olarak durur. Koltukta otururken, kaldırımda yürürken, öğrencilerine ders verirken, bir arkadaşı ile sohbet ederken, kitap okurken, yazı yazarken, yemek yerken, namaz kılarken, oruç tutarken… Hep bu kibir elbisesi sıkar onları. Ama fark etmezler. Mutludurlar.

Saplandıkları bataktan çıkmayı akıl edemezler, çünkü batak içinde olduklarını asla düşünemezler, kibirleri şahsiyetlerinin önüne geçmiştir. Şahsiyetleri kibir olmuştur. Ama kendilerine sorarsanız Hafazan Allah kibirden uzak dururlar. Kibir kelimesinin manasını bir türlü anlayamazlar. Bilgileri öylesine bir birine karışır ki, Ulular’a bile hakaret etmekten zevk alırlar. Aslında hakaret ettiklerinin farkında da değillerdir. Çünkü biliyorlardır. Bilgilidirler.

Dudaklarında müstehzi bir tebessüm bulunur. İnsanları küçümserler. Kendileri daha fazla bildiklerindendir. Kendilerinden başkasının bilgilerine itibar etmezler. Çünkü onların bu bilgileri bilemeyeceklerini düşünürler. Dudaklarından İnşallah, Hazretleri, selamlar, Aleyhi Selam.. Gibi kelime ve cümleler hiç eksik değildir. Dinleyenler ‘ne mübarek adam’ diye düşünürler. Aslında onların böyle düşünmelerini sağlamak için hareket ederler.

Bütün bildikleri cevizin kabuğunu tariften ibarettir.

Mesela, ‘Pîr’ kelimesinin manasını bile bilmezler, ama sık sık kullanırlar. Mevlana’ya, Abdükadir Geylanî’ye… Pîr derler. Bilmezler bu kelimenin manasını. Pîr kime denir bilmezler ama bilirmiş gibi pervasızca kullanırlar. Dinleyenlerde inanırlar. İnandırırlar.

Saplandıkları bataktan kurtulmak gibi bir dertleri de yoktur, çünkü bataklığı çayır çimen gibi algılamaktadırlar.

Allah’tan, hidayete ermelerini niyaz ederiz.

Aslan, Fare.. Kedi...

  Aslanın sindiği, sinmek yanlış oldu, köşesine çekildiği zamanlarda, farelerin kükremesi doğaldır. Fare kükreyince yine doğal olarak, kedi ...