iran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Şubat 2014 Pazar

Türkiye, İran, Suriye ve…


Türkiye, İran ve Suriye arasında sağlam dostluklar kurulması aşamasında neler oldu?

Durduk yere bir Suriye krizi yaratıldı. Kardeşim Esat’tan düşman Esed’e evrildi münasebetlerimiz. Enerji amaçlı nükleer çalışmaları engellendi İran’ın, her iki ülke hakkında da olmadık ve yakışıksız dedikodular üretildi hem içimizden, hem dışarıdan. Türkiye-İran, Türkiye-Suriye dostluğu (dost kalabilme imkânı) sonlandırıldı. Sonlandırıldı veya uzak tarihlere atıldı. Zaman uzayınca, mesafe artınca da dost kalabilmenin ihtimalini siz düşünün artık!. Büyük Ortadoğu Projesinin hedefiydi, İslam ülkelerinin sınırlarının değiştirilmesi. Üç önemli İslam ülkesinin birbirleriyle düşmanlıklar sergilemesi hedefe ulaşmada öncelikli projeydi. Zaten pamuk ipliğine bağlı Suriye idaresi ve halkı arasının bozdurulması kolay oldu. Ortadoğu’da siyasi kimlik kazanımı peşinde olan, BOP’un da yöneticisi durumunda bulunan Türkiye idarecilerinin, Suriye’ye, ‘demokrasi’ söylemi altında düşmanlık geliştirmeleri zor olmadı. Avrupa Birliği üyelik görüşmeleri askıya alınarak ve eksen kayması gibi sübjektif bir algılama körüklemesiyle İran ile Türkiye arasının açılması da çok kolay oldu. Zaten bizimkiler de böyle bir duruma teşneydi. Çünkü mezhepleri farklılık arz ediyordu. Ne de olsa, Şii kabullerini, ehl-i sünnet çerçevesine oturtamıyorlardı. İyilik, güzellik, birlik-beraberlik düşüncelerinin karşısına hep sünni İslam tezleri ve kabullerini çıkarttılar. Dolayısıyla İran ile de dost olmama adına itiraz edebilecek fikirler geliştirdiler. İran silahlarının Türkiye için tehlike arz edebileceği konusunu iyice pekiştirdiler Türk Dış İşleri’nin zihnine.

Ortadoğu’da üçayaklı, tarihi, coğrafi, kültürel ve dini ortaklıkları bulunan kuvvetli birliktelik böylece önlenmiş oldu.

Aslında bu birlikteliğin içinde Irak’ın da bulunması gerekiyordu. Ancak, ABD’nin Irak’ı işgali ve sonrasında, hâlihazırda fiilen olmasa da oluşturulan Kürdistan, Şiistan ve Sünnistan devletçikleri sebebiyle Irak şimdilik kaydıyla birlik dışında bulunmak zorunluluğundadır. Zaman içinde birliğe dâhil edilmelidir.

Irak oyunu, daha beteriyle Suriye’de oynandı. Afganistan’dan, Türkiye’den ve dünyanın hemen her tarafından devşirilen gönüllü askerlerden bir ordu meydana getirildi. Suriye ordusundan kopartılan komutanları da bu ordunun başına geçirdiler. Adına Özgür Suriye Ordusu (isme bakınız nasıl kandırıyorlar) dediler. Silah, eğitim ve sair ihtiyaçları karşılandı. Suriye ordusunun karşısına çıkartıldılar. El-Kaide bu ordunun içinde önemli bir mevki tuttu. Aslında, Mısır’da boy veren Müslüman Kardeşler’in Suriye’de etkili olmasını istiyorlardı. Onlar başaramayınca, ihtilalle Mısır’ın başına getirdikleri İhvan-ı Müslimin’i, yine bir karşı ihtilalle etkisiz hale getirdiler. BOP çerçevesinde beklenen başarıyı gösterememişlerdi. Asıl olarak, Türkiye, İran ve Suriye birlikteliğinin önlenmesi gerekiyordu. İhvan’ın yapacağı işleri bu kez El-Kaide’ye yaptırdılar. Bu arada, Türkiye’deki PKK’nın karşılığı olan PYD’yi palazlandırdılar. Suriye’nin Kuzeyi’nde özerkliklerini ilan edebilecekleri bir yapılanmayı çabucak gerçekleştirdiler. Artık, Türkiye’nin ne Irak ve ne de Suriye ile sınırı kalmadı. Suriye içlere çekilerek, bir tarafta Kürt, diğer tarafta Sünnilerin işgalinde bulunan devletçilklerin kurulması aşamasına geçildi.

Artık, sırada İran ve Türkiye kalmıştı. Eş başkanlığını Başbakanımızın yaptığı BOP planları, işlemeye devam ederken, Irak’ın Kuzeyinde yapılandırılan Kürt devletçiğinin temsilcileri Türkiye’ye davet edildi. Aslında bu davet, Kürt yöneticilerinin ve Kandil’deki PKK yöneticilerinin tehditleri üzerine alınmıştı. Diyarbakır’da adeta bir kalkışma hareketi yaşandı ve burada yapılan konuşmalarda, Kürdistan resmen tanınmış oldu. Hemen akabinde, Kuzey Irak Başbakan’ı Türkiye’ye gelerek, petrol anlaşmaları imzalandı. Irak devlet yönetimi zor durumda kalmıştı. Kuzeydeki petrollerden tabii olarak hak iddiaları vardı ve bu petrollerin idaresi Irak devletine aitti. Fakat BOP eş başkanlığı, Irak devletini göz ardı ederek yaptığı anlaşmanın geçerli olduğunu iddia etti. Burada asıl amacın, kuzey Irak petrollerinin boru hattıyla taşınarak Mersin limanına indirilmesi olduğunu bir kez daha not etmeliyiz.

Aslında kavga, devletleri arka planda yöneten derin akılların kavgasıdır. Türkiye-İran-Suriye birlikteliği ile kurulacak kuvvetli bir pakt, AB ve ABD’nin çıkarlarına aykırı olacaktı, buna mani oldular. Türkiye için ise bu birlikteliğin önemi tartışılamaz. ‘Derin Türk Aklı’ devreye girerek, yeni ve derin bir planla kaldığı yerden paktın yapılandırılmasını bitirmesi gerekmektedir. Bu aşamada, BOP planları, Türk planlarıyla elbette çatışacaktır.

Irak, İran ve Suriye Türkleri ile yapılacak ortak çalışmalar istenilen paktın kurulmasında yardımcı olacak ve süreci hızlandıracaktır. Bunun tedbirini de karşı güç almıştır. Özellikle, Kerkük, Telafer, Musul’da yaşayan Türkmenler üzerinde derin ve acımasız bir baskı uygulanmaya başlanılmış (devam edilmekte), vicdansız katliamlar yapılmaktadır. İlk planda alınması gereken tedbir, Irak Türkmenlerinin can güvenliğinin sağlanmasıdır. Suriye Türkmenleri’nin başına da Irak’ta olanların gelmemesi için şimdiden derin planların yapılması elzemdir.



6 Şubat 2012 Pazartesi

Kıyamet Senaryoları!


Washington Post gazetesi yazarı David Ignatius yazdığı bir köşe yazısında; (*)

“ABD Savunma Bakanı Panetta’nın İsrail’in İran’ı Nisan, Mayıs ya da Haziran ayında vurma ihtimalinin güçlü olduğunua inandığını belirtti. Ignatius, b tarihlerin, İran’ın nükleer silah üretimi konusunda ‘dokunulmazlık alanına’ girmesine fırsat vermeyecek şekilde, yani iş işten geçmeden harekete geçilmesi planlanarak belirlendiğini ifade etti”.

Panetta’ya basın mensuplarının sorusu üzerine adı geçen;

“Yorum yapmıyorum”. Diye cevap verdi. “Haberi yalanlıyor musunuz” sorusu üzerine ise; “Hayır, sadece yorum yapmıyorum. Ne düşündüğümü ve olayları nasıl gördüğüm sadece beni ilgilendirir.” Şeklinde cevap veriyor.

İran liderlerinin bu tehditlere anında cevap verdikleri biliniyor. Hatta karşılıklı tehditler bir savaş provasını da andırıyor. Ayetullah Hamaney;

“İran’ın nükleer faaliyetlerini durdurması için uluslar arası kamuoyundan gelen baskıya boyun eğmeyeceğini belirterek, iran’ı tehdit etmek ve İran’a saldırmak, Amerika’ya zarar verecektir. Yaptırımlar bizim nükleerdeki kararlığımız üzerinde etki yapmaz. Petrol ambargosu ve savaş tehditlerine karşı bizim de doğru zamanda gündeme getirilecek tehditlerimiz var”.

İran liderliğinin Siyonist rejime karşı savaşacak tüm ülke ve grupların kendileri tarafından desteklenecekleri de ve bunu sık sık açıkladıkları da bilinmektedir.

İsrail tarafından hazırlanan bir reklam filminin içeriği de enteresan çağrışımlar yapıyor. İran nükleer tesisinin karşısında konuşlanan tebdili kıyafetli İsrail Ajanları, tablet bilgisayar üzerindeki konuşmaları sırasında birisinin bir tuşa basmasıyla nükleer tesis havaya uçuyor. Sanki kıyamete adım adım der gibi. Sanki yapacakları eylemleri önceden haber veriyor gibi. Sanki İran ve Ortadoğu halklarına korku yaymak istemeleri gibi.

İsrail Savuma Bakanı Ehud Barak’ın askeri seçeneği gündeme getirmesini ve İran üzerinde “yaptırımların askeri amaçlı nükleer programını durdurmayı başaramaması halinde harekete geçme seçeneğinin değerlendirilmesi gerektiğini” söylemesi de not edilmelidir.

Katar destekli Taliban birliklerinin Yemen’e yerleştirilmelerinin de Ortadoğu Politikası araçlarından olduğunu bildirmeye lüzum var mıdır?

Ortadoğu’da ilk amaçlanan Sünni – Şii çatışmasıdır. Bunun provaları yapılmaktadır. Sünni – Şii çatışması iç savaş demektir. Bu takdirde Türkiye’nin de tarafını belirlemesi gerekecektir ki, ABD Türkiye’nin İran’a karşı tavır alarak politika belirlemesi hususunda gerekli çalışmaları yaptığı da bilinmektedir. Yani, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve diğer Arap Ülkeleri ile birlikte olarak, İran, Suriye ve Hizbullah grubuna karşı bir savaş ihtimalinden yüksek sesle konuşulmakta ve tartışılmaktadır.

Türkiye iktidarının önemli isimlerinden H. Çelik’in, Ana Muhalefet Lideri Kılıçdaroğlu hakkında ‘Alevi’lik vurgusunu iyi okumak lazımdır. Rastgele söylenilen bir söz değildir. Tam da Suriye gerginliği sırasında ve oradaki vuruşmalar sırasında dilendirilmiş olması, Türkiye’yi yönetenlerin tarafının bildirilmesinden başka bir şey değildir.

Bu arada Türkiye iç politikasında geniş kesimlerin saygı beslediği Atatürk sözleri, onun uygulamaları konularında kimi değişiklikler yapılması tartışmaları belki de dış politika gelişmelerinin gözden uzak tutmak istenmesi ile ilgilidir.

Büyük ve riskli olaylara gebe görünen Ortadoğu psikolojik (İran, Suriye ve Türkiye) harekâtı belki de üçüncü savaş sinyalleridir kim bilir!

(*) 03.02.2012, Hürriyet

Aslan, Fare.. Kedi...

  Aslanın sindiği, sinmek yanlış oldu, köşesine çekildiği zamanlarda, farelerin kükremesi doğaldır. Fare kükreyince yine doğal olarak, kedi ...