savaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
savaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Haziran 2014 Pazartesi

Bunun Hesabı Askerden Sorulur!


“Serinkanlı yaklaşılıyor” demiş Genelkurmay!. Bir de demiş ki, “saldırganın bulunup cezalandırılması için takipçi olacağız”.

Haydaa…

Saldırgan oraya kadar girmedi mi? Ne bulunması, ne sorulması?

Galiba,

Bu arkadaşları yeniden kurmay mektebine yazdırıp, yeniden tahsil ettirmek gerekecek.

Savaş halindeyiz, savaş!...

Karşımızdaki görünenler PKK kılıklı teröristler. Asıl görünmeyenler var. Onları karşılıklı yapılan anlaşmalarda görürsünüz. Stratejik ortaklık, istihbarat paylaşımı V.S.

Şimdi sormuyoruz, ayağınıza kadar gelip, bayrağınızı, sancağınızı gönderden indiren kişi PKK’lı mıdır diye! Olsa ne yazar, olmasa ne yazar?

Düşman düşmandır.

Düşmana serinkanlı değil, sıcakkanlı yaklaşılır. Bu da ne demek ya! Sıcakkanlı değil, topla, tüfekle, bombayla yaklaşılır demek istemiştim.

Evine namussuz girmiş, namusunu kaçırmaya yeltenmiş. Serinkanlı, serinkanlı seyreder misin be kuzum?

O zaman ne yaparsan bu zaman da onu yapacaksın.

Demedi deme.

Bunun hesabı yarın, siyasetten değil, askerden sorulur.

Görevini yapmayan askerden.


10 Eylül 2012 Pazartesi

Cepheler Bir Bir Açılıyor!



Tek cephe savaşı değildir savaşımız.

Cepheler çok, cepheler girift. Şeytanın işbirliği yaptığı şeytanlar, şeytana bile pabucunu ters giydirirler. Çok cesurlar, çünkü kendileri perde ardındadırlar. Karanlık yüzlerini göstermezler, kin kokan gözlerini gizlerler. Niye bu kin? Bütün sebep, bir zamanların Türk hâkimiyeti. Gizlenmeleri korkularındandır. Korkularını gizlenerek saklıyorlar. İleriye yine içimizden buldukları gafilleri sürüyorlar.

Ajan cennetine çevrilmiş ülkemiz. Hiç kimse kusura bakmasın, sorumuz şudur, “kurmay zekâsına ne oldu?”

Bir savaştayız. Bu savaşın taraflarından birisinin PKK olarak lanse edilmesi karartmadır, Kürt Sorunu denmesi perdelemedir. Çok cepheli savaşta düşman kuvvetlerinin farklı yer ve zamanlarda ve farklı amaçlarla kullandığı kiralık katiller sürüsüdür onlar. PKK terörü deyip işi bitiremeyiz, terör örgütü diyerek açıklama getiremeyiz. Sinsi bir yılan gibi kıvrılarak içimize salınmış bir garip düşmandan bahsediyoruz. PKK bu düşmanın eli-kolu, silah kullanan tetikçisi o kadar.

Foça, Kahramanmaraş, Gaziantep bombacıları, Şemdinli, Hakkâri ve Beytüşşebap ayaklanmacıları ve Şanlıurfa’nın yolgeçen hanına çevrilmesi şeytanın kolları tarafından yaptırılmıştır. Cumhurbaşkanı’nın zehirlenme iddiaları yabana atılır cinsten değildir. Başbakan’ın Arap Baharı söylemlerini Suriye’ye karşı giderek sertleştirmesi yapılması istenilene doğru bir hareket midir sorusunu sordurmaktadır. ABD’de askeri savaş oyunlarında bildirilen Türkiye’nin bombalanması ve giderek artırılması hedefe ulaştırılması bakımından önem arz eder.

Afyonkarahisar cephesinde de bir delik açıldı. Seçilen yer çok önemli ve düşman için başarılı bir çalışma diyebiliriz. Çünkü yenilgileri orada başlamıştı! Kaza mıdır, sabotaj mıdır, PKK mıdır, diğerleri midir? Sorularına bile cevap verilirken ülke insanımız arasında içten içe bir savaşın başladığı ve süregittiği konuşulmaktadır. 25 canımız şehit olmuştur. Milletimizin başı sağ olsun. Patlamaların müsebbipleri bulunup ortaya çıkarılmalı ve millete teşhir edilmelidir. “Kurmay zekâsı” sorgulanmalıdır. Ne oldu bu zekâya?

Savaşımız tek cephede değildir.

Acemi bir komutanın idare edebileceği bir savaş değildir içinde bulunduğumuz. Çünkü acemi komutan, hangi cephede ne yapacağını kestiremez, basireti gelişmemiştir. Öngörüsü zayıftır. Hızlı karar veremez. Tereddüt asker zayiatını çoğaltır. Birden fazla cephede ve her birisi diğerinden konu ve anlam bakımından farklılık gösteren çok cepheli bir savaşın içindeyiz. Bu itibarla acemi komutanın idare edebileceği sıradan bir cephe savaşı değildir. Doğuyu, Batıyı 4 yönü bir anda görebilen, düşmanların zihinlerini okuyabilen, İstanbul’da meydana gelen bir olayın aksinin hemen filanca yerde meydana gelebileceğini düşünebilen idraki geniş, anlayışı doğru, kararları isabetli bir komutan lazım bize. Bu komutanın yetiştirilip yetiştirilmediği sorgulanmalıdır. Suçlu varsa (ki, var) derhal sorgulanmalı ve cezalandırılmalıdır.

Devletin diğer dairelerinde, Tapuda, Ormanda, Milli Eğitimde… Herhangi bir küçük memur bir hata işlediğinde meydana gelen zarar anında nasıl tazmin ettiriliyor ve memur cezalandırılıyorsa aynı hassasiyetin vatana kastedilmesi durumunda da gösterilmesi gerekmez mi?

İşte bir vatan evladının sorusu: “Bir el bombası sandığı bir metre mesafeden yere düşünce patlıyor ve ardından 25 yiğit Mehmetçiği alıp götürüyor, büyük bir alanı viraneye çeviriyor da neden onlarca metre mesafelere büyük bir tazyikle (ki, bir kilometre deniliyor M.E.) fırlayan bomba ve patlayıcı maddeler patlamıyor?... Bir de olaydan az önce namaz kılmak için izin alıp oradan ayrılan asker… Şimdilik konuşmak doğru değil bence. Beklemekte yarar var… Etrafta pis kokular dolaşıyor.”

Kim cevap verecekse versin. Milletin sosyal psikolojisi bozulmak üzere.

“Memleketimin tüm yöneticileri ekranlarda boy gösterme yarışına girmiş. Afyonkarahisar Belediye Başkanı, itfaiye müdürü, Vali, Devlet Hastanesi Başhekimi, ilgili il müdürleri… kanal kanal dolaşıyorlar.. Hepsi TV ekranlarında ellerinde somut bir bilgi olmadan atıp tutuyor. Verilen tüm bilgiler birbiri ile çelişiyor. Durumu idare edelim derken halkı paniğe sürükleyecek açıklamalar yapılıyor..” (Ahmet Takan, 7 Eylül 2012, Yeniçağ) Nerede oluyor bütün bunlar. Türkiye gibi iyi idare edildiği pompalanan bir ülkede. Patlamanın ardından, adamlar işlerine bakacaklarına ekranlara koşturuyorlar. İktidar partisinin propaganda elemanları gibi konuşuyorlar. Bunların hesabı sorulmayacak mı?

Ne demiştik, çok cepheli bir savaştayız. Cephelerden birisi de kamu idareleri ve idarecileridir haberiniz olsun.

Bir alıntı da Zaman Gazetesi yazarı Ali Bulaç’tan: “Hatırlayalım, Rice açıkça ’22 İslam ülkesinde siyasi haritaların ve rejimlerin değişeceğini’ söylemiş, bu ülkelerin arasında Türkiye’yi de saymıştı. Yazık ki Kürt meselesi ve Suriye olayında Türkiye ve Ak Parti hükümeti tuzağa düşürüldü.”

İşte bu tuzakların tamamı bahsettiğimiz cepheleri anlatır.

Afyonkarahisar felaketinin üzerine Ege sularında meydana gelen ve 61 kaçak mültecinin ölümü tuz biber ekti. Bu kaçıncıdır hatırlayamaz olduk artık. Yurt içinde binlerce kilometre yol alıp, ölmek için kaçakçı teknesine yetişen bu fukaranın o noktaya kadar tespit edilememesi hangi cephede kırıkların olduğunu da anlatıyor. Çok boyutlu, dev cüsseli bu savaş oyunundan başarı ile çıkabilmenin ilk şartı tez elden hükümeti değiştirmektir. Korkaklık, tembellik, vurdumduymazlık devlet idaresinde her gün gördüklerimiz olmuştur.

Bir de adını takdir-i ilahi koymuşlar.

İftira gibi.

Savaş Süzal’ın 7 Eylül tarihli yazısındaki bir cümle ile bitirelim sözü:

“Bir savaş içindeki ülkede beşinci kol önce lojistik destek noktalarına saldırır”.

12 Temmuz 2010 Pazartesi

Garizzya’ya, Bir Yardım Programı

Dış İşleri Bakanlığı’nda hareketli saatler yaşanıyordu. Bakan Samurya’dan gönderdiği şifreli talimatında, “Samurya’nın bu işin dışında kalacağını” bildiriyor, bu nedenle de gemilerin hareket etmesi talimatını veriyordu. Daha önceden hazırlanan, ikisi Tarzanya’ya ait, dördü diğer dost ülkelerin sahibi olduğu gemilere hareket emri verildi. Gemiler, bir engelle karşılaşmazlarsa üç gün sonra Garizzya’ya varacak ve yardım malzemelerini teslim edeceklerdi. Gemilerde toplam 140 yolcu da, yardımların yerine verilmesini denetleyecekler, özlemini duydukları ata topraklarında iki rekat namaz kılacaklardı. İmrosil Devleti “gemilere müdahale edileceğini” açık bir lisanla bildiriyordu. Tarzanya devlet yöneticileri ise, Garizzya devletinin bağımsız bir devlet olduğunu, İmrosil’in buraya karışamayacağını tekrarlıyorlardı.

Gemiler hareket ediyorken, İzkan ve Masrun limanlarına savaş gemileri her an atağa kalkacak kartal ciddiyetinde yerleştiriliyorlardı. Savaş uçakları ise Kozna kentinin hava limanına konuşlandırılmışlardı. Tasburun limanına su altı komandaları, indirme birlikleri, kara piyadeleri, yerleştirilmişler, ilçede güvenlik üst seviyeye çıkartılmış, Asdana’da bulunan Samurya’ya ait Yemişlik üssüne giriş çıkışlar yasaklanmış, telefon hatları kesilmiş, Tasburun ile İzkan arasındaki hava hattı her türlü uçuşlara kapatılmıştı.

Yardım gemilerinin hareket ettiği ilk gün sessizlikle geçmişti. Dış İşleri Bakanı, stratejik derinliği olan ve bu konuda teori geliştirmiş, ileri görüşlü bir kişi idi. Samurya, Bürkesel, Agmalanya.. gibi devletler arasında mekik dokuyor, gemilerinin herhangi bir tecavüze uğramaması için politikalarını anlatıyordu. “İmrosil’in müdahale edeceğini” ziyaret ettiği devlet adamları hatırlattığında da, “bizim elimiz ceviz mi topluyor” şeklinde cevaplıyordu. uykusuz geçen üç günün sonunda, yardım gemilerinin uluslar arası kara sularda, fakat İmrosil devletinin biraz yakınında olduğu bilgileri geldi.

Gemiler, Uluslar arası Kara Sularında demirlemişler gecenin geçmesini bekliyorlardı. Birden, semalardan, kulakları sağır eden, “pek çok” helikopter gürültüsü duyuldu. Kuvvetli projektörler, sabahın rehavetindeki yardım gemilerini çevirmiş, yukarıdan ağır silahlarla techiz edilmiş askerler iniyorlardı. Gemidekiler şaşırmışlardı. Kimi uyuyor, kimi geminin bir kenarında namaz kılıyor, kimi duasını ediyordu. Gemi bir anda yabancı askerlerle dolmuştu. Askerler, silahlarını gemi yolcularına doğrultmuş, gemiyi teslim almaya çalışıyorlardı. Bu arada, birkaç silah sesi duyulmuş, silah sesinden sonra “ahhhhh…” çığlığı yankılanmıştı. Gemi sakinleri, ne yapacağını bilemez bir halde, ellerine geçen her şeyi askerlerin üstüne fırlatıyorlardı. Gemi, karışmıştı. Yolculardan, şöyle iri yarı olanı, bir askeri tuttuğu gibi denize attı. Bunu gören diğer asker, silahındaki kurşunları üzerine boşalttı. Şu ileride, 19 yaşlarında olduğu anlaşılan çocuk, elindeki sapanı misketle doldurarak rastgele fırlatıyordu, yakınındaki asker, silahını üstüne doğrulttu. Askerin yüzüne baktı, gülüyordu, asker telaşlandı, gözleri büyüdü… ve silahını kustu. Çocuk, yana kaydı. Gün ışıdığında, İmrosil askerleri gemiyi ele geçirmişlerdi, kumandanları emirler yağdırıyordu. “Ölüleri şuraya toplayın” emretti. Sekiz-on asker oraya buraya koşuşturdu. Birkaç dakika sonra toplandılar. “dokuz kişi ölü” dedi. Çavuş. “iyi, iyi” dedi kumandan. Kaptana talimat verdi. “Yeni rotan İmrosil Limanı”. “ açılalım.” Sabah dokuza doğru altı yardım gemisi İmrosil Limanına giriş yaptı. Bu sırada İmrosil devlet başkanı “gemide bulanan teröristlerle İmrosil askerleri arasında çıkan çatışmalarda 9 teröristin öldürüldüğünü, altı adet gemiye el konulduğunu, gemide bulunan 131 kişinin de savaş esiri olarak tutulduğunu ” tüm dünyaya duyurdu.

Tam bu sıra da.

İzkan ve Masrun limanlarında bulanan savaş gemileri rotaları İmrosil olmak üzere harekete geçti. Tasburun limanına konuşlanan usta askerler, helikopterlerle Kasrab’ın kuzeyine indirilmişler, emir bekliyorlardı.

Gemiler, yapabilecekleri son hızla Ardenizi’ni ortaladıklarında, Cumhurbaşkanı’nın telefonu acı acı, uzun uzun çaldı. Aynı anda, Başbakan’ın, Dış işleri Bakanı’nın, Genel Kurmay Başkanı’nın, Gizli istihbarattan sorumlu Başkan’ın telefonları da uzun uzun öttü. Hiç birisine cevap verilmiyordu. Kozna Kentine konuşlanan ve geceden beri motorları çalışan F 16’ların havalanması zamanı gelmişti. Bu sırayı çok iyi bilen ve bir zamanlar, Tarzanya Silahlı Kuvvetleri ile birlikte eğitim çalışmaları yapan İmrosil Genel Kurmayı, Samurya’nın bu işi bitirmesini, yoksa Üçüncü Savaşın eşiğinde olduğumuzu, Samurya’ya bildirdi.

***

Tarzanya Başkenti’nin, Samurya Büyük Elçisi Başbakanlık binasına giderek Başbakan'a; “bu oyuna bir son verilmesini”, “cenazelerin derhal verileceğini”, “yardım gemilerinin, kendilerinin teminatında olduğunu”, “İmrosil’in elinde bulunan esirlerin sağ ve salimen teslim edileceğini”, “gemilerde bulunan yardım malzemelerinin Garizza’ya bizatihi Samurya tarafından dağıtılacağını”, “dağıtım işleminden sonra da gemilerin tesliminin yapılacağını”, “bir hata sonucu ölen mensuplarının ailelerine de tazminat ödeneceğini” ve “İmrosil devletinin çok üzgün olduğunu ve özür dilediğini” bildirerek taahhüt etti.

***

Ardenizi’nin ortasındaki savaş gemilerine geri dönüş yaptırıldılar, Kozna kentinin havaalanında motorları çalışan uçaklar istop ettirildiler, Kasrab’a indirilen savaşçılar kışlalarına, evlerine geri döndürüldüler.

Samurya Devleti adına, Samurya Büyük elçisinin verdiği sözler iki gün içinde yerine getirildi.

***

“Kılcın keskin olursa, üstündeki elbiseye bakamazlar.”(Mealen-Yavuz Sultan Selim)

Aslan, Fare.. Kedi...

  Aslanın sindiği, sinmek yanlış oldu, köşesine çekildiği zamanlarda, farelerin kükremesi doğaldır. Fare kükreyince yine doğal olarak, kedi ...