Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ocak, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

“Boksör”

“Boksör” konusuna taktım şimdilerde. Ringde iki silahşor vardır amaçları olan. Her ikisinin de idarecileri, teşyi edicileri, destekleyicileri vardır. Haa, bir de hakem heyeti vardır. Ayrıca ortaya bir de altın madalya konulmuştur. Madalya, kazanana verilecektir. Amaç, madalyayı almaktır.
Sondan başlayalım, madalya ‘halifelik’ olsun, hakem heyeti Avrupa ve ABD’den müteşekkil, destekleyicileri hep olduğu gibi yurt içinden seçilmiş, sen, ben, o ve bizim oğlan. Aslında teşyi ediciler de bunlar, yani bizler, üstelik paramızla gönüllü olarak destek vermeye devam ediyoruz, idarecilere gelince, onlar hakem heyetini kuranlardır, aynı isimlerden müteşekkil, sıra geldi silahşorlara, bugünlerde silahlar çekilmiş vaziyette, kimi zaman cemaat, kimi zaman hizmet diyorlar, karşılarında ise 11 yıldır olduğu gibi iktidar mensupları.
Çatışma konusu, şöyle uyduruldu:
Dershaneler, okullar, kızlı erkekli… Falan, filan gibi suni uğraş meseleleri.
Kazanmanın şartı, boksörlerin hayatlarını idmanlara vermesidir. …

Kılıçdaroğlu Ne Yapmak istiyor?

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun ABD seyahatiyle ilgili olarak:
Brookings Enstitüsü’nde yüksek Yahudi heyetiyle görüşme yapmış Kılıçdaroğlu:
“Demokratikleşme paketini nasıl buluyorsunuz”
Sorusuna:
“Yeterli bulmuyoruz”
Cevabını vermiş.
Şimdi demokratikleşme planlarının nereden geldiği daha iyi anlaşılıyor.
Sana ne diyememiş.
Biz kendi paketlerimizi kendimiz hazırlayabiliriz diyememiş.
Ya ne demiş oldu Kılıçdaroğlu?
Bizi iktidar yaparsanız, AKP’nin bir yaptığını iki, üç yaparız mealinde bir şeyler demiş.
Başka nasıl yorumlanır?
Yeniçağ’dan Savaş Süzal haber verip yorumluyordu: “Henry Barkey, sanki bir dönem Tayyip Bey7in peşinde dolanan ve PKK’nın haklarını savunan o değilmiş gibi bu kez, Ruşen Çakır ve CHP içindeki Diyarbakır eski Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu ile pek sıkı fıkıydı. AKP ile yarım kalan PKK işlemlerini CHP’ye tamamlatmak istiyor gibi bir hava edindim.”
Bizim yorumlarımıza denk bir açıklama. Başka türlü izahat bulmakta zor.
İktidar koltukları, ABD’ye dayanarak doldurulur. Kılıçdaroğl…

Ufukta Yeni Oyun Vaaarrr…

Olanları birlikte izliyoruz. Kimsenin kaçacak bir yeri yok, kimsenin olanları çarpıtacak, gizleyecek hali yok. Yalanlarla başlanılan, dolanlarla kotarılan, adeta bize, Türkiye’mize yabancı bir devletin kuruluş aşamalarını çoktan geçtik. Son 300 yıldır yapılan hoyrat saldırıların semeresini almak üzereler. Öyle zannediyorlar, sonuna geldiklerini düşünüyorlar. Bu itibarla devlete bir isim bile verdiler, artık koro halinde aynı ismi telaffuz ediyorlar. ‘Yeni Türkiye.’
‘Derin Türk Aklı’ ismini verdiğimiz, sert kayaya her çarptıklarında, devir devir karşılaşmamıza rağmen, önümüze hiçte alışık olmadığımız yeni senaryoları koyuyorlar. Biz aşılıyız dedikçe de saldırı bombardımanının şiddetini artırıyorlar. Tınmadığımızı gördükçe çıldırıyorlar ve şiddetini artırdıkça artırıyorlar. Bir yandan kendileri zevk karışıklığı yaşarken, bir türlü de çözemiyorlar, nasıl bu kadar tahammül gösterdiğimizi. Tanıdıklarını sanmalarına karşılık, yeni hususiyetlerimiz gün yüzüne çıktıkça dişlerini sıkmaktan, çen…

Milat: 17 Aralık

17 Aralık’tan evvel:
.Yolsuzluklar yoktu,
.Paralel devlet yoktu,
.İnler, çeteler yoktu,
.Beddualar yoktu,
.Alaya almalar, küçümsemeler yoktu,
.Destan yazan kahraman polisler vardı,
.Hukukun üstünlüğüne inanan ve sağlayan kahraman Savcılar vardı,
.Milli orduya kumpas filan kurulmamıştı,
.HSYK bal gibi, gül gibi çalışıyordu,
.TIRlardan haberimiz olmuyordu,
.Suriye Politikası dayanışma ile muhteşem gidiyordu,
….
Ne oldu? Bir ayda ne değişti?
Dün ne söylemişlerse, bugün tersini söylüyorlar.
Dünkü siz mi yanlıştınız, bugünkü siz mi yanlışsınız?
Çanak-çömlek patladı, oyun bozuldu…
Artık, herkes evlerine.

Diyorlar ki, “Paralel Devlet”, “Çeteler”, “Eli kanlı odaklar”, “Dış destekli darbe”, “Darbeciler”…
Aradan bir aydan fazla zaman geçti,
Kaç kişi gözaltına alındı, kaç kişi sorgulandı, kaç kişi tutuklandı?
Sıfır.
Eee… ne duruyorsunuz?
Savcıları, polisleri başka görevlere kaydırmakla olmaz bu işler, derhal, zaman geçirmeden, görevlerinden el çektirilerek, paralel devlet kurmaktan, milli iradenin seçerek yönetime …

İhanet-i Vataniye

Kaçıncı gündür tartışmamız vatan ihaneti.
Hangi davranışlar, hangi eylemler bu suçlamaya muhataptır? Sıradan kişiler, devlet görevi olmayan sokaktaki kişiler vatana ihanet suçu işleyebilir mi? Mesela bavullarla bile ünlenmiş olsa sıradan bir gazeteci bu suça muhatap olabilir mi?
Vatana ihanet edebilmek için, devlet yetkililerinin almış olduğu bir takım gizli kararların ve bu kararlar üzerine yapılan planların ele geçirilip, düşman kuvvetlerine ulaştırılması gerekir. Bu planları da ele, ancak heyetin içindeki birisi geçirebilir ve ifşa edebilir. Bu demektir ki, vatana ihanet suçu ancak, o kararlardan bilgi sahibi olanlar tarafından işlenilebilir. Yoksa durup dururken sıradan bir vatandaşın vatan ihaneti suçunu işlemesi kabil değildir. Bu vatandaş gazeteci bile olsa. Ancak, gazeteci suça ortak olabilir ki, bu suçun da tanımı ihanetle değil, Ceza Kanununda da tanımını bulan diğer suçlar olabilir.
Sonra şu laf: “Konuşursam yer yerinden oynar”!..
Yapmayınız Allah aşkına. Siyasetçinin en zayıf …

Sıkıntılı Zamanlar Analizi

Sıçrayarak uyanıp derin uykudan, gayriiradi olarak dudaklarınızdan dökülen besmeleden sonra, gözlerinizi açmadan bile sağa sola bakınır, etrafta sizi bu hale bırakan sebebi anlamak istersiniz. Bulamaz ve korkutucu rüya, sıkıntı verici hal, istenmeyen bir kâbus fırtınası olduğunu kavrayıp yeniden uykunun kollarına bırakırsınız kendinizi.
Olan bitenin fakında olarak, derin düşünceler içinde, daima problemlerin çözümü yolunda çabalar harcarsınız. Amaç, çözüme ulaşmak, sorunu anlamak ve bitirmektir.
Prof. Dr. Ahmet İnam bir makalesinde şöyle söylüyor:
“Hayatımız öylesine sığlaşmış ki, bu toprakların özgün yaşantısı hüzün yitip gitmiş hayatımızdan”.
Sığlaşma, hüznün kovulmasına, hüzün boşluğu ise kâbusların sıklığına delalet eder. Hayatımızda zevk terk edilmişse, yerini Bir şeyler mutlak dolduracaktır. Hüzün ise, hayata sıkı sıkıya bağlayan temel olgu. Zevk edinme, hüznü tanımayanda ortaya çıkmaz. Her karşılaşılan olumsuz gibi görünende sıkıntılı zamanlar, bir bakıma kâbuslar doldurur hayatımı…

Yazar ve Eser Üzerine Çeşitleme

Bütünüyle hikâyeyi okuyabilmek hiçbir zaman mümkün olmamıştır. Hep bir yapmacık hikâyeyi yapıştırmış, hep bir kendimize ait, sahte de olsa hayatımıza dair, geçmiş hikâyemizi, okuduğumuz hikâyeye ulamışızdır.  Çünkü; “insan hayatta ancak bildiğini okur”(Tuna Kiremitçi)
Kötü bir şey midir? Derseniz;
Hayır derim. Asla kötü değildir. Ve hatta en doğrusudur. Zaten böyle de olmalıdır. Kitap sayfaları arasındaki hikâye, okuyanın hayatındaki hikâyeyle birleşmediği zaman, okuyan, hikâyeyle birleşemediği zaman, ya o hikâye hiç okunmamıştır ya da kitap içinde yer alan hikâye aslında hayat içinden alınmamış ve asla bir insanı anlatmayan yalancı bir hikâyedir diyebiliriz.
İnsanın bulunmadığı hikâye olabilir mi? Varsa ona hikâye diyebilir miyiz?
Bırakın hikâyeyi, bir matematik teoreminin ve probleminin içinde bile insan yoksa ne işe yarar?
Niçin anlatma ihtiyacındadır yazar?
Yahya Kemal söylemişti galiba, temel özelliğimiz olarak “resimsizlik ve nesirsizlik…”. Geleceğe resim ve nesirle bırakmak hatır…

Fitne ve Siyaset

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç dünkü (2.12.2013) uzun süren Bakanlar Kurulu toplantısından sonra basının karşısına çıkarak açıklamalarda bulundu. Sorular olmasaydı, hiçbir şey açıklamadı diyecektik. Çanak sorular coşturdukça coşturdu Manisalı’mı.
Söylediklerinin hiçbir anlamı yoktu, gereksiz laflardı. Biz şöyle biliriz: Bakan konuştu mu, Hakk’ı söyler, siyaset yapmaz. O mekân siyaset yapmanın değil, devlet işlerinin basına açıklandığı mekândır.
Alıştık artık, üstüne vazife olmayan konularda konuşmalarına. Bilmeseler de, allame pozlarında gerdan kıvırarak konuşmalarına. Çalım atarak, poz takınarak konuşmalarına.
Manisalı’m, siyaset yapıyor devlet idarecilerinin aldıkları kararların açıklanması gereken yerde. Oy devşirmeye çalışıyor, bir yerlere özür diler gibi yalvarıyor.
Ve, daima yaptıkları gibi ve daima zayıf zamanlarında başvurdukları gibi dinden nemalanmaya çalışıyor.
Daha önceden hazırlanmış ve kağıt üzerine almış notunu. Bir hadis yazmış. Cuma vaazı veren sakallı…

Ümmet, İslamcılık ve Günümüz Tartışmaları-VII

Özet ve çözüm:
‘İslamcı’ kelimesi söylenildiği vakit, bizler karşımızda Müslüman birisini gördüğümüzü ve onun tavır ve davranışlarının İslam’dan mülhem olduğunu, ahlak anlayışının Kuran’ı Kerim’e dayandığını, tefsirlerinin hadislerle anlatıldığını anlarız. Hayır, anlatılmak istenen bunlar değildir. Devlet kademelerine gelerek, sistemi kendi arzuladıkları gibi değiştirme, istedikleri şekle sokma gayretlerini, cümlelerinin içine ayetler, hadisler ve geçmişte yaşamış büyük insanların sözlerini sıkıştırarak propaganda yapmalarından başka bir şey ifade etmemektedir. Propaganda ise, dinleyicilerin (halkın) kandırılması, ikna edilmesidir.
Öteden beri, bu tür politikaların güdücülerinin, dış merkezlerle yakın irtibatları, uygulamak istedikleri politikaları birlikte belirledikleri çoğu gazete, dergi ve kitaplarda anlatılmıştır. Hatta iktidardaki partinin tüzüğünün Amerika’daki bir düşünce kuruluşundan gönderildiği ve olduğu gibi kayıtlara geçirildiği defalarca yazılmıştır. Bu demek oluyor ki, ke…