Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mart, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Demokrasi Dedikleri

Son Bir yıl içinde üç ayrı yazıda anlatmıştık.
1.Seçimlere katılacak aday adaylarını teşkilatlar belirlesin.
2.Teşkilatların belirlediği aday adayları, üyeler ve sair halkın en geniş katılımıyla milletvekili adayları seçilsinler.
Teklifimizin biraz eksiği ile CHP yaptı bu işi.
Müthiş bir değişim, muazzam bir gelişim yaşandı. Hiç tahmin edilmeyen, düşünülemeyecek bile derecede tasfiye ve yeniden yapılanma oldu.
Hiç kuşkum yok, bu hareket CHP’ye +%5 kazandıracaktır.
Yurt sathında yapabilselerdi, +%10 kazanmaları işten bile değildi.
Diğer partiler, treni kaçırdılar.
Bu durum:
1.Milletine güveneceksin. Halk çoğunluğunun tercihi doğrudur.
2.Sen ona güvenmedikçe, tökezlemeye devam edersin.
Manalarını içermektedir.
Müşavere, fikrine değer verme, toplam aklın verdiği karara saygılı olma insan olandan istenendir.
Sen korkularınla yaşadığın, korkularını defedemediğin sürece, kâbuslar içinde yaşamaya mahkûmsun.
Allah kurtarsın.

Nasıl Başardılar?

 ‘Niye bu kavgalar’ sohbeti devam ederken, bir biri ardına söylenilen lafların, mantık kurgusu da bozulmaya başlamışken, şunlar şunlar düşünülür oldu:
Öncelikle tespit edilen düşmandır.
Bu tespitten sonra düşmanla mücadelenin araçları belirlenecektir. “-Sen o değilsin” bildirimi önemlidir. “-O değilsin, şusun, busun filan”. İlk farklılaşma sağlanmıştır. Araya küçük farklılıkları da perçinlemek lazım. Bunun için ilk akla gelen, etnik ve mezhep farklılıkları. Öyleyse, aralıksız bu farklılıklara vurgu yapılacak. Duvardan çekilen her tuğlanın, koca bir kaleyi çöküntüye uğratması gibi, farklılıklara vurgular yapıldıkça, ayrışmalar kesinleşecek ve sonuç kavgalara ve hatta kanlı ölümlere kadar varacaktır.
Yapılan budur maalesef. Şu inancımı söylemek namus gereğidir. Bu farklılıkları durmaksızın vurgulayan devlet idaresinin üst kademesinin seçilmiş görevlisinin, bu vurgulamaları, birilerinin kafasına yerleştirdiği ve yapması gerektiği görev olarak değil, kendi düşüncelerine göre gerçekten inandı…

Blog’umuz Okuyucuya Açıktır

Mahmutemin.blogspot.com adresindeki blog yazılarıma, 22 Nisan 2010 tarihinde başlamışım. 821. Yazıyı bugün yayınladım. Geriye dönüp baktığımızda, eh, fena değil demek mümkün.
Haberiniz.com.tr sitesinde yayınlandıktan sonra blog’ta yayınlamaya devam ediyoruz. İkinci bir stok görevi görüyor.
Şimdi;
Dostlarımız, arkadaşlarımız ve her isteyen, yazılarının fakirin blog’unda yayınlanmasını isterlerse yazılarını, incelemelerini, araştırmalarını, hikâyelerini, röportajlarını, ilginç resimlerini yayınlama kararı almış bulunuyoruz.
Yazı göndermek isteyenlerin:
emin.mahmut@gmail.com
Adresine, (tahoma 12 punto) olarak göndermeleri…
Not: inceleme yapılmayacaktır, ölçüler bellidir. Ve her yazar kendi yazısından sorumludur.
Bu bir dayanışma örneği olacaktır.
Umulur ki, faydalı bir iş yapmış olalım.
NOT: Blog’umuzun Rusya, ABD, Kanada, Brezilya, Almanya, Fransa, İngiltere, Azerbaycan.. gibi ülkelerde de okuyucusu vardır.

İlgilenenlere duyurulur.

Muhafazakâr Aklın ‘Emanet’ Takıntısı

Hz. Muhammed (sav) boşa konuşmaz, lüzumsuz laf etmez. Söylediği zamana göre nasıl anlaşılması gerekirse cümleler öylece yayılır, ancak söz bütün zamanlarda ve beyinlerde geçerlidir. O beyin ki, kiminde ilim basamaklarını atlamış, kiminde de en aşağılarda kalmıştır. O’nun sözü her ikisi için de geçerlidir. Peki, her ikisinde de aynı manada mıdır? Biz yüksek manalara muhtacız, Bedevi’nin kısır algısından geçip, maneviyatın yüce katlarına umutlanmalıyız.
Emanet: Bir başkasına bırakılan şey, nesne anlamında genel olarak kullanılır. Zaten, Cumhurbaşkanı’mızın da bahsettiği anlam bu olsa gerek. Veda Hutbesinde buyurur “siz kadınları Allah’ın emaneti olarak aldınız” bu cümleye göre Sayın Başkan, kadınların erkeklere emanet olarak bırakıldığını varsayıyor. Keşke bu kadar basit, bu kadar açık olsaydı Resulün sözü. Hâlbuki cümlenin başında, “Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu konuda Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim” var. Şu cümle de daha sonra kullanılmış: “Sizin kadınlar üzerinde hakkını…

Ufuk, Ufuk Ötesi ve Anarşizm

‘Ufuk’ kavramı, hayal ile birlikte üşüşür beyinlere nedense. Merak edilen ötesidir, ufkun ötelerinde neler, kimler var? Göz alabildiğine uzanan ovalar, denizler, dağlar hep bir merak barındırır derinliklerinde seyircisinin. Muhteşem yapı, içinden uyumsuzluk, zevksizlik, acayiplik çizgilerini kovmuş hayattan, uyum ve renk ve şekillerin izdivacı albeniyi saklar zihinlerde. Göz kamaştıran ışık oyunlarıyla, renklerin mutluluk haykırışı çoktan sevgi tohumlarının yeşermesine vesile olmuştur. Bu düzen içinde, düzensizliğe öykünmek niye?  
Yoo, anarşistin debdebesinin tenkiti değil amacımız. O da bir sistem içinde fikirlerini deklare ederken, gereğinde eylemlerini de aynı düzen içinde meydanlara yayar. İş o ki, söylemek istediği mesajı ulaşsın ulaşması gereken makama. Epi-topu rahat ve huzurunu bozmamak adına, eğriye, yanlışa, yolsuza, arsıza karışmayanları az biraz rahatsız etmek değil midir anarşi? Ve anarşistin zevki başkaldırı değil midir? Bir dünya düzeni inancı olmayanda anarşi ne arar? …

Şunları Not Etmişim:

04.03.2015 yayınlarından HABERLER:
-AĞRI Belediye Meclisi, Mareşal Fevzi Çakmak'ın adını taşıyan mahalleye 1926-1930 yılları arasında kentte Kürt isyanı çıkarıp yönetenlerden İhsan Nuri Paşa'nın adını verdi.
-ALIŞVERİŞ merkezi ve gökdelen yapılacağı iddiaları ile tartışma yaratan Emirgan Korusu’na komşu arazinin ihalesi yapıldı. Katar’lı UCC şirketi en yüksek fiyatı vererek arsaya sahip oldu.
Sıra Emirgan’a da gelecek. Siz uyumaya devam edin.
-Enflasyon haberleri eskisi kadar kimseyi ilgilendirmiyor. Enflasyon rakamı içinde, gıda (mutfak) fiyatlarındaki artış neredeyse gizlenmektedir. Orta sınıf (işçi, memur, esnaf, köylü) vatandaşların ise enflasyonun ilgilendirdiği tek madde gıdadır. Bu ayki gıda enflasyonu %14 tür. Yani daha çok harcayıp, daha az gıdalanacağız demektir.
Gıda enflasyonuna göre düşünecek olursak, verilen faizler negatiftir. Ee.. öyleyse C.Başkanı neden hala faizi indirin nutukları atıyor? Bir bilen açıklamalı bu durumu!..
-Tolga Tanış’ın haberine göre: “ABD Yönetim…

Gündeme Dolanan, Küçük Oyunlar

Bu kadar devlet gücü, bu kadar medya gücü, bu kadar propaganda, bu kadar mecbur bırakma, bu kadar kayırma, muhalifleri bu kadar engellemelere karşılık, havuz medyasının okunma oranları, yerinde sayıyor.
Şu da bir gerçektir. Bu kadarlık okunma (satılma) sayısını da maalesef muhalefet kesimleri taraftarları sağlıyor. Ne de olsa gerçek okuyucular muhalif kesim içinde bulunuyor.
Geçenlerde bir araştırmada okumuştum. Hükumet yanlısı yayın yapan (yandaş denir) gazetelerin %70’i muhalif kişiler tarafından satın alınıyormuş.
Çıkın onları, geriye sıfır kalır. Ki, bu da hükumetin gücüdür.
Nerden geldik bu konuya?
Mustafa ÖNDER Hoca, isabetli bir öneri getiriyor. Havuz medyasını satın almayın, okumayın, seyretmeyin diyor. Ben katılıyorum bu öneriye, ben de tavsiye ediyorum.
NOT: yıllardan beri okumadığımı, seyretmediğimi belirtmeliyim.
****
haberiniz.com.tr de köşe yazıları yazan tarihçi Ali BADEMCİ yazılarını takip ediyor musunuz, okuyor musunuz?
Edemeyenler, kaçıranlar….
Çok şeyi kaçırmışlardır.
Önemle t…

Görünmeyen Gerçek

Gördüğün; var olanın tamamı değil.
Ancak, gözünün algılayıp, beynine gönderdiği bilgilerin, beyin tarafından çözülüp, sana algılattırıldığı kadarıdır.
Gelen ışınların (bilgilerin) tamamını o anda algılaman ve kelimelere döküp izah etmen mümkün değildir.
‘Eşyanın hakikatini göster’ yakarışı,
Boşuna değildir.
Bildiğimiz, bilemediğimiz bütün güzel isimler O’na aittir. Övülecek, yüceltilecek O’dur. Ne biliyorsak O’ndandır. Ne verilmişse O’ndandır. Hamd O’nadır.
İsimleri de O talim etmiştir.
Bildiklerimiz O’ndan,
Bilemediklerimizi de gizleyen O’dur.
Bilgi, değerlendirilendir.
Kütüphane raflarında okuyucu bekleyen kitapların kime ne faydası olur?
Talim edilen, bilinen ve değerlendirilen bilgi asıldır.
Bilgiye, terbiye ile ulaşılır.
Terbiye, okul’da alınır.
Okul, divanda kurulur.
Divana varılışın şartı: edeptir.
Görme, edebe girilerek ulaşılabilecek bir meziyettir.
Bu meziyete, O’nun tenezzül etmesi sonucu varılır.
Hû…..


Merkez Bankası Yetkisi, Kanunla Geri Alınabilir!

Hiçbir ekonomik veri tek başına ölçü değildir, tam aksi o tek ölçüyü değerlendirerek varılacak kararlar, tek bacaklı, tek yönlü, tek eksenli kararlar olur ki, Allah Muhafaza zarara götürür. Mesela faiz ölçüsü, birilerinin söylediği gibi, maliyetin tamamı değildir. Birçok parametre birlikte değerlendirilirse doğru sonuca varılır. Evet, faiz enflasyonun tetikleyicisidir, lakin şu cümle de doğrudur: faiz enflasyonu frenlemek için de kullanılan para piyasası araçlarından birisidir. Sadece birisidir. Tek başına faiz bir şey ifade etmez. Kaldı ki, faiz piyasada arz-talep dengesinde oluşur, bu da paranın fiyatıdır.
Günümüz Türkiye’sinde faizler negatiftir. Sadece bugüne has bir durum değil bu, öteden beri, biraz da şanslarının yardımıyla iktidarı ele aldıkları günlerden itibaren durum budur. Üst yöneticinin söylediği gibi, yüksek faizler yoktur. Oluşan faiz, piyasanın kabul edebileceği bir seviyededir. Zaten piyasanın kabul edemeyeceği bir faiz haddi, kısa sürede piyasa teamülleri çerçevesind…

Neden İttifak!

Anketçiler, araştırma şirketleri, düşünce üreten kurumlar, sosyal psikologlar ne derse desinler, halkımızın oy kullanma tercihini belirleyen tek bir takıntı sebebi vardır:
“- Oylar kazanacak partiye!..”
Yine, tercih belirlemesi dayatma mantığının söylettiği bir sebep de şudur:
“- Oyum heba olmasın!..”
Demokrasi düşüncesi, seçim mantığı, tercih belirleme gibi verilerle asla alakası olmayan bu durum, psikolojik dayatmanın, algı yönetiminin bir sonucudur.
Diğer yandan, bir önceki seçimde aldığı oy oranı ne olursa olsun, irili-ufaklı bütün partilerin de tek bir inancı vardır, etini budunu dikkate almadan:
“- İktidar olacağız!.. Tek başına seçime gireceğiz.”
Bu, partiler ve seçmenler arasındaki tenakuz; bildiğinde ısrar etme, acaba yanlış düşünüyor muyum sorusunu soramama, en cafcaflı, en kalabalık, en gürültülü toplantı ve mitingler yapan siyasi partinin en kuvvetli olduğu inancının her iki tarafça da perçinlenmiş olduğudur. Partiler de, seçmenler de bir gözünü kapatarak bakıyor geleceğe. Part…

Devirlerin Tek Değişmeyeni: ‘Dalkavuk’

Öyle değil mi?
Nice sultanlar geldi geçti, nice krallar, nice padişahlar sürdüler saltanatlarını, nice ihtilallerin altında ezildi milyonlar, nice devrimciler karşısına dikildi karşı devrimciler, ölen öldüğü ile kaldı, ezilen ezildiğiyle. Lakin bunlara kimseler dokunamadı. Her devirde, her zamanda, her idarede onlar hep baş tacıydı.
Benim yazı buraya kadar. Şimdi Falih Rıfkı Atay’ın, Batış Yılları isimli kitabının, ek bölümünde yer alan dalkavuk isimli makalenin bir bölümünü birlikte okuyalım.
Sakın ha unutmayınız, yazarın mesajını bir yerlere not ediniz, lazım olacak:
Buyurunuz:
****
Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile beraber zaferin ilk günlerinde İzmir’e Mustafa Kemal’i görmeye gitmiştik. Herkes ‘biten bir şey,’ bir savaştan kurtulma hafifliği içindeydi. Yalnız O:
-Asıl işe yeni başlayacağız, diyordu.
-Asıl düşman orada, diye İzmir’in arka mahallesinden Sovyetler Birliği sınırlarına kadar bütün Anadolu’yu kaplayan geriliği ve gericiliği gösteriyordu. “Padişah benim!” dese, herkes eteklerine sa…

Süleyman Şah, Caber, Çekilme ve İş Bankası

Süleyman Şah topraklarından (Caber Kalesi) çekilmek, ordumuzun Kurmay Heyeti’nin düşünme melekesinin yitimi sonunda gerçekleşmişse,
Durum vahimdir.
Yapılacak başka işler demektir.
****
Biraz tarih karıştırdım. Gördüm ki, geri çekilenler ya yenilmişler de çekilmişler, ya da yeni planlarını uygulamak için zaman kazanmak için çekilmişler. Bunun için önemli bir örnek, Eskişehir civarında girilecek savaşın kaybedileceğini sezince, orduyu Sakarya gerilerine çeker ve iki aylık bir hazırlıktan sonra hücuma geçer Mustafa Kemal. Sonuç zaferdir.
Caber Kalesi’nden geri çekilme, hangi sebeple olmuştur acaba?
Ve, Genel Kurmay’ın açıkladığı, ‘Geride değerli bir şey bırakmadık’ cümlesi ne manaya geliyor?
****
Şanlı Şah Fırat çekilmesi ardından hafızamızda kalan nedir?
Ben söyleyeyim:
Yeşil örtülü sandukaların etrafına sıralanmış askerler ve sarıklı bir imam dua ediyorlar!.
Gördünüz mü?
İster yenilgi olsun, ister şerefli çekilme. Ne olursa olsun. Dini kisveli sakallı kişileri fotoğraflarla üste çıkarırsanız, kaybı…

Tecdit Olur mu?

İslamcılarımızın, muhafazakârlarımızın korkarak sordukları bir sorudur, ‘Tecdit Var mıdır’ sorusu. Bir de şöyle inanırlar: ‘her yüz yılda bir Müceddit gelir’. Tabi, gelenin kim olduğunu bilemediklerinden, Müceddit ağzından veya kaleminden çıkan, onlara göre yeni hükümlere çoğunlukla da karşı çıkarlar ve hatta yeni bir şey söyleyeni kâfirlikle itham edebilirler. Her asrın bir Müceddit’i olduğunu okumuşlar, inandıklarını sanırlar. Fakat öyle değildir. İnandıkları, sanılarıdır sadece.
Azıcık uzağında olanlar, dinin yeni bir yorumundan bahsederler. Onların beslendikleri kaynak ziyadesiyle Batı’dan akar. Lakin şunu bilemezler, Batı muharref Hıristiyanlık üzerine geliştirilen yenilikler için konuşmuştur. Oysa Hak Din’in muhafızı bizatihi Allah’tır. Bizdeki bozulmalar, yorumlar üzerinde olmaktadır. Eksik bilgi, az düşünce, yarım bırakılmış bir ilimi eser üzerine yapılan boş konuşmalardır. Bir de ideolojilerinin esiri olanların,  rastgele yaptıkları konuşmalar üzerine bina edilen anlamsız yoru…