kul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mart 2013 Pazartesi

“Ayna Gönül”



Bahr-ı Harabe, beklenen kitabını yayınladı. Okunmak için değil bu kitap. Her sayfası, her cümlesi ve hatta her kelimesi üzerinde uzun düşüncelere dalınması, yeni manalara ulaşılması için. Zaten, kitabını açık yayıncılar aracığı ile basıp her yana dağıtımını yaptırmış değil, sınırlı sayıda bastırarak, dostlara, isteyenlere kargo ile göndermek yolu ile dağıtılıyor. Kitapçıların tereklerinde bulunsa alıcısı çıkmaz. Geçenlerde Yunus’un bir şiirinden hareketle söylenilmişti, sırasıdır yazalım: “Satarım canımı alan bulunmaz”. İşte bu manadandır.

Kitabı tanıtmak üzere başladık, ancak tanıtılacak gibi değil. Bu itibarla kolay bir yolu tercih ederek, kitaptan “Bismillah” başlığı altında yazılanları olduğu gibi aktarmak ve okuyucunun kendi yorumuna bırakmak en iyisi.

“B-İSMİ-İL-LA-H

B:

Zahirde ve batında, âlemleri yaratanın sınırsız ve sayısız noktalarından sadece tek bir noktasında, bir anlık an da olmuş bitmiş hayali (insan ve evren). Yani “O”nun suretinden yaratılmış olan “Ben”. Ben’i işaret eden “b” harfinin sırrı ile başlarım.

İSMİ:

İşaret edilen, isim edilen, sıfat olan… O hayali bir anda olup bitiren Allah ismi ile işaret edilen zat (HU) ile başlarım.

AL.

Her zerrenin mevcudiyetinde batında ve zahirde ver olan. Her şeyde varlığı bilinen Allah. Vücud-u mutlak ile başlarım…

LA:

Her şeyde varlığı bilinen fakat hiçbir şeyde görünmeyen. Fakat fark edilen Allah’ın zatı (HU) Gayb-ı Mutlak. Hiçlik durumu, yok olan, âmâda olan mücerret varlık ile kullanılan bir varlık olarak hiçliğim ile başlarım…

H:

“HU” adı ile zat’ı işaret edilen varlık = ‘Allah’ın Zat’ı” (Gayb-ı Mutlak, HU) ile başlarım…

Yani: Bismillah;

Sınırsız sayıdaki hayalleri “O”nun tek tek nokta hayalleridir. Ve o “AN” hayal eder “KÛN” ol emri ile oluşur ve yine o “AN” biter. İşte her şey o “an” da dır. İnsan için “an” milyarlarca yıl olmasına rağmen, Allah için ise o anda olmuş bitmiş bir hayaldir.

Kaderin değişmez olduğunun bilimsel açıklaması da burada gizlidir. Her şey “an”da gerçekleştiği için kader değişmez. Şimdi nasıl yaptığını biz de hayal edelim naçizane; elbet ki, onun zatına ve yaptıklarına akıl ve fikir ermez. Ancak biz de algıladığımız sınıra kadar izin verebilir ki “O” asla tam anlamı ile algılanamaz.

O ki, sonsuz evvel’den sonsuz ahir’e uzanan bir ELİF’tir. Elif’teki sonsuz noktalardan bir noktada ve bir an’da batın ve zahirde manası ile var olur. O ki, zamanı ve mekânı olmayan, karanlığı veya aydınlığı olmayan, boşluk veya doluluktan münezzeh olandır. O ki, selueti olmayan, fakat hayal edilen her şeyin anlamı ve manasında özünde var olan, algılanan veya algılanamayan tüm külliyesi ile tek olarak işaret edilen, bir nesnenin veya bir hayalin bile onun külliyesi içinde yaşanan, varlığı görünen ve görünmeyen her zerreden ayrı tutulmadan tek olandır. O ki, algılanan varlıktan öte, manası ile var olup, aslı hiçliğe ermiş ve zat’ı HU olan, “Allah” ismi ile işaret edilen, her şeyi alan ve sahip olan “mana”, “B” deki noktanın ismi ile anlık muradı sonucu her şeyi halk eden “Allah’ın Zatı’dır”…

Şimdi açıklamaları hayal edelim:

1-) Noktalar; Zat’ın hayal gücünün tümü. Sınırsız sayıda ve her an da hayal edip yarattığı âlemler.

2-) Bir nokta; Bu sınırsız, boyutsuz, akıl ile algılanamayacak sınırdaki noktalardan sadece bir tanesi, zerreciği=yani bilinen evren zerrecik; hayat olarak algıladığımız an, yani bilinen tarihe ve insan algısına göre, iki yaz milyar yıl geçmişten 2012 yılına kadar geçen süre; Yani Allah’ın hayalindeki bir “an”.

Olmuş bitmiş bir an ve bilinmeyen sayısız çoklukta olup biten, içinde bulunmadığımız anlar. Başka âlemler, başka iki yüz milyar yıllar, başka yaratıklar, akıl ile algılanamayacak boyutta başka yaşam şekilleri, işte Allah’ın her an içinde hayal ettiği âlem. Bizim yaşadığımız âlem ise bir tanesi. Bu bir tanenin içinde ise insanlık ilminin bulabildiği; iki yüz milyar yıl, sonsuz iç içe evrenler, kara delikler, katrilyonlarca sonsuz sayıda galaksiler var. Bir de hala bilemediklerimiz? O bir “mana” ve “hayal gücü”. Bizler ise, o hayal gücünün yarattığı madde âlemi. Enerjiden (hayalden) maddeye dönüşmüş halimiz. Mana olan “O” olduğuna göre bizler de “O” mananın kurduğu hayalleriz. Aslında madde diye bir şey yok, gördüklerimiz bize madde gibi görünse de beynimizin algılama şeklidir bu. Aslında tamamen hayal ortamındayız. “O” senin içinde, sen de “O”nun içindesin. Ne ondan ayrı ne de tamamen “O”sun. Allah’ın manasında “sen” ve “O” diye ikilem olmayacağına göre, aklına gelen veya gelmeyen her zerre ile beraber, biri bile eksik olmadan tamamı ile tek = Allah.”

Besmele bölümü bu kadar. Zevk etmeniz için bu bölümü tercih ettim. Tercih bize aittir. Manayı içselleştirme, anlamlandırma ve zevk etme ise size ait olsun.

Kitabı nasıl buluruz diye soracak olanlar için açıklama:

Arayan Bulur.

25 Eylül 2010 Cumartesi

Hayal dünyasında oyalanmalar!

1.Cümle; “İnsan-ı kâmillerin, ermişlerin, bilge insanların, mütevazi şahsiyetlerin dölyatağı, yatağı, kaynağı olan bu güzîde ve güzelim şehir,”

2.Cümle; “Düşündükçe hafakanlar basıyor zihnimi: Nasıl olur da, dünyanın en güzel şehirlerini inşa etmiş bir medeniyetin çocukları, Balkanların sınır boylarından Macaristan'ın, İtalya'nın içlerine, Suriye'den taa Yemen'e kadar bugün hâlâ yaşayan, yaşatılan -San Rameo, Saraybosna, Üsküp, Cenova, Şam ve San'a gibi- bütün şehirlere can vermiş, ruh üflemiş İstanbul gibi dünyanın incisi bir şehri bu kadar katledebilirler, aklım, havsalam almıyor gerçekten!”

3. Cümle; “İnsana baktığınızda şehri, şehre baktığınızda da insanı görürsünüz. Bugün katledilmiş, mahvedilmiş İstanbul'a baktığınız zaman, ne görüyorsunuz, nasıl bir insan görüyorsunuz; düşünmekte fayda var, derim.”

Yusuf Kaplan 24.09.2010 tarihli Yeni Şafak Gazetesindeki köşesinde yazıyor bu cümleleri, “Şehir olarak insan” başlıklı makalesinde.

*****

Kafası karışık, zihni bulanık yazarın. Hem yorgun, hem bitkin. Özgürlüğü tanımıyor. Bildiği hürriyet, yaşadığı ilim ortamı, bulunduğu bilgi seviyesi tamamıyla esaretin acılı halini tattırıyor. Unutulası kabullerinin esiri. Bilemediği alemlerin, yanlış bilgililerinin, bir nevi kölesi durumu. Yanlış yorum, hatalı tefsir, eksik şerhlerle anlatılan, tarihi veri ve kişiliklerin, üzerindeki olumsuz etkisini atamayan, kendisini de sorumlu tutmaya çalışan, namuslu, içten, cesur yazar. Cesareti, seçerek kullandığı kelimelerde gizli. Kelimeler, mananın taşıyıcısı. Eskimiş, yorulmuş. Bir (tenhada)! dinlenmesi, enerji yüklenmesi gereken, (tatilin)! ise gerektiğini anlamazlıktan gelen bir ince, yumuşak deha. Kimsenin umursamadığı konuları dert edinip, çareler bulmaya çalışan bunalmış bir insan.

Izıdıraplı, hüzünlü kalplerde yeşerir, ne yeşerecekse. Hüznü bulmuş yazar, kalbe ızdırap yerleşmiş. Vücut, beyin, kalp… harap olmuş. Şimdi bir usta kazmacı bu harabeyi kazmalı ve cevheri çıkartmalı ortaya. Birinci cümlede anlatıyor. insan-ı kamilleri, erenleri… ‘kazma’cı onlar. Yazar da tanıyor ‘O’nları, veya tanıdığını sanıyor, fakat nasıl oluyor da işe girişemiyorlar, marşa basmıyorlar? yoksa, yazarın tanıdıkları anlatmak istedikleri değil mi?

Zamanı gelmeden gül açmaz, bülbül ötmez derler.

“İlmin Şehri” kelamını yerleştirmiş yazının bir yerine. Sonra da alıntıladığımız üçüncü cümlede; “insana baktığınızda şehri, şehre baktığınızda da insanı görürsünüz” diyor. Ne güzel cümle. Hayattaki tek arzuları, güzel cümleler kurmak. Güzel cümle kurunca her şey tamam, öyle mi? azınlığa hiçbir şey ifade etmeyen, çoğunluğun hoşuna gidebilecek güzel cümleler. “İlmin Şehri” ile, kendi cümlesindeki “şehir” aynı kelime. Fakat aynı Kelime değil. Birincideki “Şehir” İnsan-ı Kamil’in tarifidir. İkinci cümlede şehir, yaşanılası medeniyetin vücudu. Mecazlar denizinden alınan her damla suyun tadı her ağıza göre değişir. Duyan her kulağa göre değişir. Evrensel olma durumudur bu.

Esaretten kurtulmanın yolu yeniden esarettir. Öyleyse Sayın Kaplan’a “İlmin Şehri” ni bulmasını ve kul olmasını tavsiye etmek en iyisidir. Böylece “özgürlüğü”de yaşayacaktır.

Aslan, Fare.. Kedi...

  Aslanın sindiği, sinmek yanlış oldu, köşesine çekildiği zamanlarda, farelerin kükremesi doğaldır. Fare kükreyince yine doğal olarak, kedi ...