Cündioğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cündioğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mart 2014 Cumartesi

Yüzleşme


Derin nefes alabilmek için, havaya karışan karbon monoksit gazlarının, tozların, uçuşan küçük parçacıkların temizlenmesi lazımdır. Havamız kirlendi maalesef. İçtiğimiz sular gibi. Kazandığımız ve helal zannıyla yediğimiz ekmeklerimiz gibi.

Temiz kaynaklardan uzaklaştık, alın teri değil devlet imkânlarının alabildiğince kullanılabildiği, millete ait hazinenin mal edinilebildiği kadar rahata erildiği günümüzde, işini bilenler ve enayiler ayırımına tabi tutulduğu anlara rastladık. Kirlenme derinlere kadar, inançlara kadar, kabullere kadar ilerlemiş olduğu gerçeği ortada dururken, insanlar arasında onarılmaz ayrışmalar, kriz derecesinde derin kutuplaşmalar meydana geldi (getirildi). Senin adamın, onun adamı gibi inatlaşmalarla meydana gelen suni gruplar neredeyse birinin ak dediğine kara der durumuna düştü.

Yetiştiğiniz aile, çevrenizi kuşatan mahalle, kasaba, şehir, birlikte yaşanılan kültür ortamı, eğitim alınılan mektepler, ders veren hocalar, hizmet ve mal satın aldığınız esnaf ve diğer satıcılar, iletişim aygıtlarından öğrendiğimiz kültürel bilgiler, dinlediğimiz müzikler, söylediğimiz şarkılar, şiirler, baş döndürücü hızla gelişen teknoloji, yaşadığın ülkenin siyasi atmosferi… bütün bunların karşısında yalnızlığını yaşayan bir garip insan. İnsan olmaya gayret eden ‘Bilinç’li varlık. Verilenlerin hangilerinin faydalı olduğunu ayırt edemeyen, dolayısıyla zararlıyı kendinden uzaklaştıracak manivelalardan yoksun varlık. Kirlenme toplam olarak birleşerek hücuma geçer. Belki de ‘kir’ olduğunun farkında bile değildir yalnızlığını yaşayan insan. Kirli havuza dalmışlar gibi, saldırıya geçmiş mikropların tehdidi altındadır daima. Korunaksız.

Yalnızdır ama yalnızlığının idrakinde olup, bile isteye yalnızlık hayatına razı olanları da ayırarak, bütün tehlikelerden azade olarak kendilerini korunmaya aldırmışlardır. Hiçbir pislik bulaşmaz onlara. Atılsa bile çamurun izi kalmaz. Şeffaftırlar, çünkü günahsızdırlar, çünkü olabildiğince Allah ile beraberdirler. Hedef olmak, hedefi bilmek, hedefe yürümek için vardırlar.

“Kişinin en kör oldukları, en yakınlarıdır.” Kelamındaki anlamı, yalnızca etraftaki şekillerden, varlıklardan ibaret alırsak, yeni bir körlük tuzağına düşmüş oluruz. Kendi içindeki, derinliklerindeki göremediklerin, anlayamadıkların olarak anlarsak mana daha da genişleyecek ve vicdani yüzleşmeyle karşılaşacağız. ‘Sevgi’dir başaran vicdani yüzleşmeyi. Yukarıda ‘bilinçli varlık’ tanımını yapmıştık, işte, bilinç –şuur- vicdanı ortaya çıkartıp, yalan hayatları, kör bakışları sona erdirecek yegâne yol ve yolcu da ‘sevgi’dir.

Şeffaflaşma, yüzleşme sonrası zuhur eder ve yüzleşebilenlerin tamamında. ‘Bilinç’, bilinemediği sıralarda dünyadan ve dünyasından habersiz yaşıyorken, kendini, kendindekini bizatihi fark ederek, geçmişin yaşanmışlarına da pişmanlıklar yaşamaya başlamasıdır. İşte, yakının görülmesi ve idrak edilmesi durumu. İçerideki gizli cevherin artık görünür hale gelmesi.  Sonrası; yalanlar, dolanlar, riyalar sona erer. Üstelik karşının yalanı da aşikâre anlaşılır.

Ülkenin siyasi atmosferi kargaşanın da asıl sebebidir. Siyasi idarenin en başında bulunan kişinin ağzından duyulan ve ‘yalan’ olduğu sonraları anlaşılan sözler, milletin uyumunu, rahatını bitirir. Hem de Başbakan ağzından söyletilen; “Camide içilen içkilerin”, “Kabataş’ta saldırıya uğrayan başörtülü kadının” hikâyeleri bir gün gelip yalanlanırsa, yalanı kapatabilmek için yeniden yalana başvurulursa nice olur, nasıl olur? Yüzleşmesi, doğrulaması imkânsız gelişmeler bunlar. Doğrusu bizim de işimiz bu değil. Ancak, yaşadığımız ülkenin Başbakanı’nın böylesi kötü durumlara düşürülmüş olması da bizleri yaralar. Yalan, devlet büyüklerinin ağızlarında pelesenk olunca, yurt sathına yayılırsa ne olacaktır? Bakın gazeteci Cüneyt Ülsever, Her Açıdan Programında neler söylüyor: “Yalan söylemek normalleşiyor. Düşünebiliyor musunuz, bu ülkede Başbakan’a yalancı denilebiliyor.” Evet, bu durum tüm insanlarımızı yaralıyor.

İnsanların manevi dünyaları, yaşadığı yer havasından direkt olarak etkilenir. Düşünce dünyası allak bullak olur. Kişinin kendini bu havadan sıyırması ve kendine dönmesi zordur. Kirlenmiş siyasi ortamlarda kendine dönüp yüzleşme yapabilenler rahmete erişenlerdir, ya diğerleri? Onların yüzleşememelerinde siyaseti (devleti) kirletenlerin rolü yok mudur?

Bir vicdanın çığlığına kulak veriniz:

“Peki ama şu ‘kâr’ lekesiyle kirlenmemiş hiç mi vicdan yok bu ülkede ki her geçen gün insanımız/insanlığımız iğrenç beton kütleler arasında eridikçe eriyor?

Kapitalizm seni betona gömüyor ey tâlip, farkında bile değilsin!

Hem de bu sefer sarığıyla, cübbesiyle, seccadesiyle…” (Dücane Cündioğlu, 12 Aralık 2010 Yeni Şafak)


26 Mayıs 2011 Perşembe

‘Kolay’dan doğruca ‘kötü’ye


 “Hz. Peygamber’in ‘sofa’ sohbetlerinden yola çıkarak, ‘külliye’ (*)kültürüne varan tefekkür medeniyeti, ilmin göz ardı edilmesiyle sonlandı. ‘Kolaylaştırınız’ emri, tefekkürü unutmayla –unutturulmasıyla-nihayete erdi. Güzelliklerden, çirkinliklere ulaşıldı.”

 Heba edilen yüz yılların birikimi medeniyet. Girmeye çalışılan ise dün bize gıpta ile bakan, hala bizden aldıklarını tüketen medenileşemeyen medeniyet. ‘İlim müminin yitiği’ idi hani? Hani, dayatılan verilerin bize ait olmayanların hemence red edildiği azamet günleri, nerede şimdiki,  biteviye kötüye gidişin baş gösterdiği cahillik dönemi.

Cahiliye dönemi ile ilmi dönem hep bir arada mıdır, iç içe midir? öyle galiba.
(*) Metin Boşnak

***
Kendini Ele Verenler;

“Yeni Müslüman olmuş biri var, biraz desteğe ihtiyacı var diye bir haber geldiğinde; sabahlardan akşama, akşamlarda sabahlara gayret ile çalışırdık.

Sokaktaki başörtülü sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi. Gördüğümüz her başörtülü çok kıymetli idi.”

Yenişafak Gazetesi yazarlarından Fatma Barbarosoğlu 8 Aralık 2010 tarihli yazısında söylüyor bunları. Başını örtünce Müslüman olanlar… böyle görüyorlar. Böyle biliyorlar. Başını örtmüş birini görseler hemen düşünüyorlar “yeni Müslüman olmuş biri”!
Sen herkesi iyi gör, kusuru, eksikliği kendinde ara, onların ne kadar iman sahibi olduğunu anla, kendinin onların yanında ne kadar da zayıf imanlı olduğunu düşün, böyle kabul et. El alemi kusurlu görme, kusur varsa eğer kendindedir.


Şu Cümleleri Sevdim

Sabahın olması güneşin doğmasından bellidir.
 Doğuya doğru bak. Güneşi görebiliyorsan sabah olmuş demektir.
****
“Sanat ve sanatçı mı istiyorsunuz, dua edin de belâlar yağsın üzerinize gökten! Açlıktan nefesiniz koksun! Hüznünüz olsun meselâ. Yoksunluklarınız. İncinmişlikleriniz. Güçsüzlüğünüz.”  Dücane Cündioğlu 
****
Erzurum’da vaktiyle işporta arabasında dut satan dadaşa bir adam yanaşmış, fısıltıyla, “Dutun kilosu kaça?” diye sormuş. Satıcı dadaş, “Baba niye ele eğilip kulağıma fısildirsan. Eskeriye mavzeri satmiram dut satiram, dut” demiş.
****
 “Cahil bir toplum, özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi hiçbir zaman özgür seçim yapamaz!..” 

“Sadece seçim yaptığını zanneder!.. Cahil toplumla seçim yapmak, okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır..” 

“Böyle bir seçimle iktidara gelenler, düzenledikleri tiyatro ile halkın egemenliğini çalan zalim ve madrabaz hainlerdir..!” 
Friderch Wilhelm Niettzsche

****
Dünyada her millet icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine ortak sayılır." 
Mustafa Kemal ATATURK
****
Allah’ım bana eşyayı olduğu gibi göster. (Hz. Muhammed SAV)

Aslan, Fare.. Kedi...

  Aslanın sindiği, sinmek yanlış oldu, köşesine çekildiği zamanlarda, farelerin kükremesi doğaldır. Fare kükreyince yine doğal olarak, kedi ...