erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Temmuz 2014 Cumartesi

Mağdur Kim?


Artık,

Mağduriyet edebiyatını Ekmeleddin İhsanoğlu’nun, Selahattin Demirbaş’ın yapması lazım. Hayır, onlar yapmıyor. Mağduriyetten oy toplamanın ahlaki olmadığına inanıyor almaları lazım ki, asla her hangi bir mağduriyet konusuna değinmiyorlar. Tayyip’in konuşmalarına baktığımız zaman, mağdurun Tayyip olduğunu ve hala bu mağduriyetten oy devşirmeye çalıştığını görüyoruz.

Para Tayyip’te,

Başbakanlık Tayyip’te,

Söylentiye göre %56’lık oy desteği Tayyip’te,

Koskoca AKP desteği Tayyip’te,

40 gazete, 30 Televizyon Tayyip’te,

ABD, AB, İsrail, Suudi Arabistan, Katar desteği Tayyip’te,

Memleketin zenginlerinin para ve güç olarak desteği Tayyip’te,

Sakallılar Tayyip’te,

Üniversiteler Tayyip’te,

….

Garibim hala mağduriyet mavalı okuyor.

Gözüne dizine dursun.

Yıkmaya çalıştığın Cumhuriyete Başkan olmak kim, sen kimsin?

Fakir kim, mağdur kim, sen kimsin?

Bakasın, göremeyesin. Ses girsin duyamayasın. Dokunasın algılayamayasın.

Lanet dilemiyorum. Bilmesen de, Sen de bir kulsun.

Sana acıyorum.



27 Nisan 2014 Pazar

Dört Parmaklı BOP Politikası


O, hala kendini BOP eş başkanı sanıyor. Hala dört parmağıyla Ortadoğu’nun sultanı olduğunu belleklere kazımaya çalışıyor. Bitmiş, tükenmiş bir projenin sergerdeliğini yapmaya devam ediyor.

Soğuk savaş dönemi kapandıktan sonra, dünya liderliğinde tek başına istediğini yapmaya alışmış ABD politikaları sonunda, Rusya’nın Suriye ve Ukrayna (Kırım)’da dişini göstermesiyle yeni bir politik mecraya girilmiş bulunuyor, dengeler yeniden kuruluyor. Dünyanın tek liderliği döneminden kalma, neredeyse faşizan yöntem ve politikalara, Avrupa, Rusya, Çin ve Hindistan’dan karşılık geliyor. Özellikle Avrupa’nın, ABD’nin politik oyunlarından sıkıldığını ve kurtulmak gerektiğini üst düzey politikacıları ve namuslu entelektüelleri vasıtasıyla dillendirmeye başlandı. ‘Terörizmle savaş’ taktik çığırtkanlığı artık sökmez oldu. Bir yandan, Taliban’a karşı yürütülen savaşa benzer eylemleri, öte yandan aynı grubu farklı ülkelerde kullanma taktikleri, çelişkili politikaların gözlerden kaçmayacağı da gerçekti.

Sıkıştıkça basıncı yükselen ABD borç enerjisi, iç borçlarının da yükselmesi nedeniyle patlayınca, yeni bir savaş çıkarıp enerji boşaltılmasına girişilmesi ve bu sebepten suni bir bahar yaygarası çıkartılarak, Arap İslam ülkelerinde kargaşalıkların teşvik edilmesi, son olarak Suriye’de kayaya çarpmasıyla sonuçlandı. Dolayısıyla uydurulan BOP projesi sonlandırılmak zorunda kalındı. İşgal edilen Irak’ın boşaltılması sonrası, orada öngörülen bir Kürt Devletçiğinin kurulması sonucunu doğurmuşsa da, BOP ortaklığındaki uygulamanın çokta başarılı olduğunu söylemek zordur. Tamam, Irak üzerinde (tabii ki Suriye’de de) çeşitli grupların devlet kurma (veya özerk yönetim kurma) yollarında önemli mesafeler kat edilmiştir. Hatta sünni, şii, Türkmen, Kürt, Arap aşiretler arasında fitne yayılmış ve kanlı çarpışmalar (suikastlar) yaptırılarak bir başarı elde edilmiştir. Fakat asla istedikleri düzeyde bir devletleşme oluşumuna gidilememiştir. Bunun en önemli sebebi, düşman olarak tanımlanan Müslümanların, terörist oldukları tam olarak özellikle Avrupalılara anlatılamamış ve ikna edilememiş olmasıdır. Dolayısıyla Birleşmiş Milletler ve NATO’dan da istedikleri kararları üretememektedirler. Ancak, çıkartılan kargaşalar nedeniyle, ABD ve Avrupa’dan yapılan silah satışları toplamı ABD’de önemli rahatlamalara sebep olmuştur. Ayrı bir söyleyişle, İslam ülkelerinin petrol gelirleri ABD’ye intikal ettirilmiştir.

Şimdi, ABD dolayısıyla NATO’nun dikkatleri, Ukrayna ve Kırım’a çevrilmiştir. Çünkü onlar için lazım olan, iktidarlarının ve küresel sömürgeci siyasetlerinin devamını sağlayacak olan düşman, Rusya ve yöneticisi Putin olarak yeniden tanımlanmak üzeredir. Nitekim son günlerde Birleşmiş Milletler ve NATO’da üretilen kararlardan anlıyoruz ki, ABD ve Avrupa Rusya’ya karşı birleşmiş durumdalar.

Dönelim ülkemize.

Neredeyse son dört aydır, iç politikadaki akıl almaz kaygan zeminde yürümekteyiz. Ne yanı başımızdaki komşularımızla, ne de içerideki ekonomik-politik gelişmelerle ilgiliyiz. İktidar koltukta oturma süresini uzatma gayretlerindeyken, muhalefetimiz de önüne konan yolsuzluklar üzerinden politika geliştirmeye çalıştı. Alınan seçim sonuçlarına ise, anlaşılan o ki, yolsuzlukların üstünün örtülmesinin yolu açılmış oldu. Muhalefette önümüzdeki Cumhurbaşkanı seçimleri için yeni bir politik yol belirleme imkânı buldu. Bütün partiler başarılı bir seçim dönemi geçirdiklerini söylemekteler. Bizler de kimin başarısız olduğunu henüz anlayabilmiş değiliz. Çünkü bir tarafın başarısı, diğerinin başarısızlığı olmalıydı. Bizde durum böyle değil, bütün partiler başarılı! Nasıl oluyorsa?

Ukrayna olayları ve Kırım’ın Rusya tarafından ilhak edilmesinin ardından, iç politika arenasına sıkışan Türkiye’nin durduğu yer, Batı’nın yanında olduğumuzu gösterebilmek adına, kuru bir “Ukrayna’nın toprak bütünlüğü”nden yana olmak söylemini geçemedi. İki - üç yıl kadar evvel Ortadoğu’da yıldızı parlayan Türkiye ve Başbakan’ının, kimi politika uygulamalarında irtifa kaybetmesi, Mısır’da güya İslami inanışlarının gereğinden hareketle, kuru kuruya İhvan tarafını savunması, Suriye’ye asker gönderme söylemlerine girişmesi ve muhaliflere silah-teçhizat tedariki konularında ABD ve Avrupa ile ters düşmesi, yıldızının sönmesine neden olmuşsa da, Tayyip Erdoğan’ın BOP eş başkanlığından ayrılmadığını ve bu politikaya sıkı sıkıya bağlı olduğunu gösteren, ve özellikle Mısır muhaliflerinin dört parmak işaretlerini kendi taraftarlarına belletmesi dışında bir politikasının kalamadığını göstermiştir.

Seçim çalışmaları döneminde Ak Parti 1. Yolsuzluk iddialarını unutturma yönünde propaganda yaparak amacına ulaştı. 2. Her zaman olduğu gibi,  dini söylemleri aralıksız kullanarak oy tabanının cehaletinden de istifade ederek, onların arkasında sağlam durmasını sağladı. 3. 11,5 Milyon olduğu söylenen yardım alanların, midelerine hitap etmeyi de ihmal etmedi. Bunların dışında, siyasi vaatleri bırakın, artık bitmiş, tükenmiş bir AKP’yi gördük meydanlarda. Propaganda mevsimi boyunca ağırlaşan, zehirleşen, çirkefleşen siyaset dilini maalesef balkon konuşmasında da sürdürdü Başbakan. Beklenen bu değildi oysa. Yabancı yorumcular için de balkon konuşması hayal kırıklığı yaratmıştır.

Ortadoğu’da sıfırlanan Tayyip Erdoğan, iç politikada da erimeye geçmiştir. Bundan sonra zirvenin dönüşüdür ki, Cumhurbaşkanlığı seçimleri sıfırlanmayı iyice anlatacaktır. Bu itibarla, bazı yandaş kalemler ve yorumcular, %45’lik oy cazibesi ile Tayyip Bey için Cumhurbaşkanlığı yolunun açıldığını söylemektedirler. Eğer dalkavuklara kulak asmaz, iyi düşünür ve meşveret aklı ile karar verirse Cumhurbaşkanlığı’na aday olmayacağını, yoluna Başbakanlıkta devam edeceğini tahmin edebiliriz.


Cumhurbaşkanlığı adaylığı, Tayyip Bey’in ve Ak Parti’nin bitişinin imzası olur.

3 Mart 2014 Pazartesi

Kayıkçı Kavgasının Düşündürttükleri


Niye kavgaya tutuştular?

Seyrettiğimiz, sahici bir kavga mıdır?

Niyesini henüz çözemedim ama seyrettiğimizin sahici bir kavga olmadığını anlıyorum. Alışverişte görsünler kabilinden, birbirlerine kur yapma tadında atışmalar. Bedduaları da, karşı atakları da riyakârane.

Arada Türk devleti var. Olan bizlere oluyor. Sorun, Tayyip Bey mi? Sorun, Fethullah Gülen mi? Sanmıyorum. Devlet imkânlarını paylaşırken niye yolsuzluklar gündem de değildi? BOP projesi uygulanırken niçin el ele tutuşmuşlardı, Türk Ordusuna kumpas kurarlarken, anayasayı delik deşik ederken, kanunları uygulamazken, milli güçleri cezaevlerine tıkarken… niçin, niçin yolsuzluk yoktu da… şimdi ortaya saçıldı?

Aslında iyi de oldu.

Edepsizlikleri her birinin edepsizlikleri ortaya döküldü. Buradan siyasi kazanç temin etme çalışması yapmak değil, koalisyon ortaklarının tamamını tarihin çöplüğüne gömmek üzere hareket edilmelidir. Saflar sıkılaştırılmalı, tek bilek, tek yürek olunarak emperyalist saldırılara göğüs gerilmelidir.

Kavga, emperyalizm ve Türk kavgasıdır.

Kaybetmeyi asla düşünme, galibiyet mukadderdir.

Mehmet Kınacı dostumuzun metne yaptığı katkıyı ilave etmek gerekliliği vardır, şöyle söylüyor Kınacı: “Kavga ciddi… fakat kavga yapanlar aptal. ABD-AB güvenliğinde olduklarını sananların Haçlı menfaatleri karşısında bu hallere düşecekleri kesindi. Şimdi, güya güçlü zayıfı devletten temizliyor. Peki, güçlü ne zaman temizlenecek? Ona, Gezi’de ‘aranıyor’ yorumu yapmıştım. Aranan bulunursa ‘deliğe süpürülmüş’ olacağız… MÜSLÜMANLARIN ARASINDA BU KADAR PARAGÖZ CEMAATLER OLDUKÇA (ki, hep olacaktır) işi hal yoluna koymamız pek mümkün gözükmüyor. Sonuç olarak ‘Allah’ın hesabına’ kalıyoruz. Hepimiz sabırla Allah’ın hesabını izleyelim.”

***

Numan Kurtulmuş;

Bir garip Genel Başkan Yardımcısı. Garip dedikse, Allah’tan başka kimsesi olmayan anlamında değil, ne dediğini bilmeyen, dünkü söyledikleri ile bugün söylediklerini karşılaştıramayan anlamındaki garipliktir söylediğimiz.

Şöyle demişti vaktiyle:

“Harun gibi geldiler, Karun gibi oldular.”

“Mücahitlikten, müteahhitliğe terfi ettiler.”

Şimdi bu sözler unutulmuş. Talat Atila ile yaptığı mülakatta şunları söylemiş: “Bundan sonra bu operasyonu yapan çevrelerin bunu bir kez daha düşünerek başka şeyler yapabileceğini tahmin ediyoruz.”

 Eee…  Tabii ki tahmin edersin. Ara sıra da olsa önce söylediklerin aklına gelir.

Üç gün önce Harun olanların, bugün Karun olması halinde, mutlak bir bit yeniği vardır. Ekonomi Profesörü olarak tam da kendisinin bileceği zenginleşme işleridir ve bu işleri yorumlama kapasitesine sahiptir. Kısa sürede zenginleşenlerde, haramı aramalıyız.

Bunu bildiği için, yeni bir soruşturma dalgasını bekliyor ve şimdiden tedbirini alıyor Kurtulmuş. Ortaya çıktığında “Ben Demiştim” diyebilmenin zevkini yaşayabilmek için.

Doğrusu ben de bekliyorum. Yeni soruşturma dalgasının geleceğini tahmin etmek, koca profesörün söyleyeceği bir şey olamaz.

İmamın bulaştığı yolsuzluklardan, cemaatte faydalanmak isteyecektir ki, hem istemişler, hem de bulaşmışlardır.

Evet, ben de bekliyorum yeni bir soruşturma dalgasını. Öyle, polis, savcı, hâkim değiştirmekle filan halledilir bir mesele değil.

Bugün olmasa yarın, belki yarından da yakın…

***

Sosyal medya sayfasında aşağıdaki mesajı yazmıştım:

“Büyük lokma ye, büyük laf etme”

Mesaj notumuzun üstünden fazla zaman geçmedi;

“Yolsuzluk yapan evladım ise, evlatlıktan reddederim”

Buyurdu zat-ı alileri.

Çok üzüntü verdi bu söz bana.

Oysa yapması gereken gayet basittir.

Haram yemeyeceksin, yalan söylemeyeceksin, kimsenin hakkına el uzatmayacaksın diyecek evlatlarına, bu kadar. Yalnız, söylemekle kalmayacak onları denetleyecek aynı zamanda. Ne yapıyorlar, kimlerle görüşüyorlar, hangi işlerin tarafından yapılmasını istiyorlar filan… filan.

Bu kadar basit olan isteklerimizi, kendi ifade ettiği kadar zora sokmasının hiçbir anlamı yoktu.

Nitekim Devlet Bahçeli bugün söylemiş:

“Bilal’i al önce karakola götür, oradan Savcılığa, mahkemeye. Yargı ne karar verirse onu yaparsın.”

Yapılması gerekeni değil de, oy avlamak uğruna, hiç söylenilmemesi gerekenleri, fütursuzca söylenmesi…

Ne hallere kaldık Ya Rabb.

***

Rüzgâr dinince, savrulmalar sonlanır ve buğdayların samandan ayrıldığı anlaşılır… taş yerinde ağırdır.

Lazım olan, ‘Derin Türk Aklı’nın daima devrede olduğunun akıldan çıkartılmamasıdır.

Yüzümüz ak, atimiz pak olsun.



1 Mart 2014 Cumartesi

‘Paçozlaşma’ ve Aydın Uyuklaması

Alev Alatlı röportajı üzerine düşünceler:

“Türkiye’yi terör değil paçozluk bitirecek” lafını söyleyeli daha bir yıl olmadı. Tespitini yaptığı zaman, gönülden alkışlamıştık. Aydın hassasiyeti, entelektüel namus parmak bastığı arızaları, gönül rahatlığıyla halka açıklayabilen yüce gönüllülüktür. İlminin gereği, ona-buna eyvallahı (burada yalaka anlamında) olmayan, bildiğini dosdoğru anlatabilen ahlaki olgunlukta, dosdoğru bir kişi. Lafına “has entelektüel paçoz olmaz, olsa olsa entel olur” sözünü de eklemişti.

“Paçozlaşma” belirtileri, dalkavukluklarla başlar. Bildiklerini inkâr edercesine, tam da zıddı tavırlar içine girer. Sırasında da bilmediği halde, bilgiç tavırlarıyla âlimlerin önüne geçmeye çaba sarf eder. İman, karşıyı kandırmak üzere kullanılan, pembe sayfalar içindeki, yalancı tiratlar. Tam da kendi tarifi ile sıradanlaşma, eblehleşme hali.

“Fethullah Hoca bilge bir mürşid olmak niteliğini kaybetti. Bilge din adamı kimliğini kaybetti.” Demek, böyle biliyorlarmış. Olmayan sıfatı, hak etmeyen birisine yükleme sanırım paçozluğun da bir göstergesidir. Otursun milyar dolarlarla ifade edilen ekonomik yapısını idare etsin, hep yaptığı gibi. Hangi mürşid’in bu denli büyük ekonomik faaliyetler veya devletin bir yerine adamlarını yerleştirme faaliyetleri içinde olduğunu söyleyebilirsiniz?

“İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin kurucusu Sait Molla’nın İngiliz desteğiyle adalet Bakanlığı’na müsteşar tayininden” bahseder ve sorar; “Sait Molla figürünün günümüzdeki telmihini düşünebiliyor musunuz?” Problem de buradadır Sayın Yazar, bam teli burasıdır. Nitekim ilerleyen bölümde; “Hükümetin atamalarda görev tanımını, liyakatin, ehliyetin ötesinde kıstaslar kullanmış olduğu kuşkusunu uyandırır”. Ya ne zannediyordunuz? Durmaksızın Müslümanlığını öne çıkartan yöneticilerin, layık (ehil) personeli işbaşına getirdiğini mi sanırdınız? Bütün kurumların, iş gören dairelerin başında, badem bıyıklı, imam Hatip çıkışlı, karısının başı bağlı tercihleriyle atamaların yapıldığını defalarca, yazdık ve okuduk. Devlet atamalarında veya terfilerinde, memurun özlük dosasındaki bilgiler değil, bilmem ne derneğinden, bilmem hangi hocadan getirilen kâğıtların (torpillerin) önemli olduğu bilinmeyen gerçeklerden değildir.

Hangi birini yazmalı, baştan sona kendi ‘paçozluğu’nun deşifresi. Ak Partiye “Yerliler iktidara gelsin” diye oy vermek de bu kabildendir. Yerliliğini nasıl anlamıştınız Sayın Hocam? Cuma günleri, camii önlerinde verilen resimlerden mi? Ne yerlisi, bırakın adamın yerlisini, memlekette elmanın yerlisi bile kalmamış hala yerliden bahsedebiliyorsunuz ya!

Haa!.: “Cemaatin, Vatikan ilişkilerinin İslam’ı yeni dünya düzeni kervanına katmak girişimi olabileceğini düşünmedim değil”.. İşte, ‘paçozlama’ açıklamasının yapılmasından yıllar evvel açıklanması gereken tespit. Düşündünüz madem, açıklama için yılların geçmesini neden beklediniz? Sonra, ‘yenidünya düzeni’ kervanına katma girişimi sadece cemaatin midir? Şimdilerde savunmaya başladığınız ve bir daha ezici çoğunlukla iktidara gelmesini istediğiniz, Tayyip Erdoğan’ın ağzından hiç duymadınız galiba, ‘Yeni Türkiye’ lafını. Sahi, ne demektir bu cümle? Yerli dediğiniz kişinin, ithal fikirlerle ülkeyi bir yerlere sürüklemesi. Başka bir izahı var mıdır?

Devlet konusu: işte, başlamaya görsün paçozlaşma, olmayan vasıfları sevdiğine mal etmekte üstüne yoktur. Der ki, “en kötü devlet bile devletsizlikten evlâdır. Ve devleti korumak, iktidar partisinin boynunun borcudur”. Anlamca doğruluk var, realitede yanlışlık. Ve bu sebeple mevcut iktidarı, ezici çoğunlukla yeniden iktidara getirmek!.. bir kere anlayamadığı husus şudur: mevcut iktidar, ‘devleti tanımıyor’. Devleti bilmiyor. Devlete inanmıyor. Olmasa da olur halleri pek çok eylemlerinde ortaya çıkmıştır. Taraftarlarının vergi kaçırması, vakıf adı altında gelir kaçırması, yardım adı altında vergiye esas olacak matrahın küçültülmesi.. ve bunlara ses çıkartılmaması devlete olan karşıtlığın yüze vurumu değil midir? İktidar partisi 11 yıl boyunca, devleti korumak için değil, iktidar günlerini uzatabilmek ve yandaşlarına olabildiğince ihaleler, devlet imkânlarını kullandırmak için süresini uzatmak çabasındadır. Onların inandıkları şudur: Atatürk’ün (dinsizliğine inanırlar) kurduğu cumhuriyet, kendilerine (Müslümanlar diye tanımlarlar) eziyet etmiştir, dinlerini istedikleri gibi yaşayamamışlardır, şapka yüzünden hocaları asılmıştır, başörtüsü yüzünden kızları Amerikalarda okumuştur.. filan. Bu sebeple devletin yıkılıp, yerine kendi bildiklerince bir devletin kurulması da amaçlarındandır.  Yani Sayın Yazar’ın sandığı gibi bir devleti korumak amaçları yoktur, bu devletle savaşılmalıdır, burada da yanılmaktadır.

Yolsuzluklar konusu: yaptıklarının yolsuzluk olduğuna inanmamaktadırlar. Milyonlarca dolarlık arazilerin evlatlarının idarecisi olduğu vakfa aktarılmasının yolsuzluk olmadığına, tam tersi hizmet için olduğuna inanıyorlar. Onların kafalarındaki yolsuzluk başka bir şeydir. Yasalarda tarifini bulan ve cezalandırılması gereken, yolsuzluk tanımları onları ilgilendirmemektedir. Peki, böyle düşünen bir kadro nasıl olur da yolsuzlukla mücadele eder? bu itibarla Sayın Yazar’ın “yolsuzluğun cezalandırılması, asgariye indirilmesini sağlayacak tedbirlerin alınması” kaydıyla vereceği destek de havada kalacaktır. “Çevrenin böylesine kirlenmesine nasıl müsaade ettilerse, öyle temizlesinler” ikazı ise, hiçbir anlam ifade etmiyor. Kirlilerin temizliği, kendi temizlik algılarına ve kabullerine göre olacağından, ortaya tatminkâr bir temizliğin çıkacağını beklemek beyhudedir.


“Benim paçoz dediğim tipoloji, gündelik sıradanlığın ötesinde bir düşünce hayatı olmayan, sarih bir kültürden mahrum, ilgileri sıradan ve maddi olandır. ‘Tvitter entellektüelizmi’dir. Habbeyi kubbe yapan sığlıktır” şeklinde tanımlamıştı 'paçoz'u Sayın Alev Alatlı. Bu tanımlamaya göre, Fethullah Gülen’i, gerçek bir mürşit, Tayyip Erdoğan’ı da gerçek bir milli devlet adamı görmek ve anlamak paçozlaşmayla eşdeğerdir ve uyuklayan aydının sayıklamalarıdır.

19 Eylül 2011 Pazartesi

Van Miynıt

Çözülmesi zor bir problemdir van miynıt.

Dünyayı yönetmeye azmeden güçler, yöneticilerini yıllar öncesinden özenle seçip, bezenle yetiştiriyorlar. Öylesine yıkayıp beyinlerini, istedikleri kıvama getiriyorlar ki, ustalık ister tabii, öğrenci de yetişme kabiliyetinde olmalıdır. Konumuz van miynıt demiştik ya… İsrail Devlet Başkanı haddini de aşarak bağır çağır konuşunca Davos toplantılarında, pası iyi değerlendirir. Sonuçta istediği hem kendi vatandaşlarına hem de Arap Ülkelerinde yaşayanlara aynı anda hitap etmektir. Biz öyle sanmıştık. Tam da öyle değilmiş. İsrail de iş başında bulunan ılımlı denebilecek bir düzeyde politikalar uygulayan, dünyanın liberal görüşlerine uyumlu bir hükümettir iş başındaki. Besbelli, Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika politikalarını yürütebilmek ve hedefe varabilmek için İsrail Hükümetinin sert ve ırkçı politikalara dönmesi gerekmektedir ki, Arap Ülkeleri radikal güçlerini ortaya çıkarabilsinler. Bunu yapmanın yöntemi de van miynıt’la bulundu. Bu laf söylenildikten birkaç ay sonra İsrail’de seçimler vardır. Hem Türkiye’de hem de tüm dünyada van miynıt iyice işlenildi. ABD Orta Doğu politikasını uygulamaya sokabilmek için sert bir İsrail istiyordu. Mevcut İsrail hükümetine bu yönde uygulamalar yaptıramıyordu. Tüm dünyadaki Yahudileri bu yönde örgütledi. İsrail içindeki muhalefet bu yönde propagandaya yöneltildi. Halk, güya zayıf ve pasif durumdaki hükümeti değiştirmenin en iyisi olduğu yönde eğitildi. Reklam ve propagandanın karşısında ne durabilir ki?

İsrail seçimlerinin gecesi. Sonuçlar hemen hemen belli oluyor. Türk Televizyonlarıdan İsrail seçimlerinin muhalefet tarafından kazanılmak üzere olduğu haberleri büyük bir vaveyla ile veriliyor. Böyle bir zamanda Türkiye Başbakanı gece yarısı TV’lere çıkıyor. Kısa bir konuşma yapıyor. “Van Miynıt amacına ulaşmıştır.” Diyor.

Amaç ne? Ilımlı İsrail hükümetini devirmek ve sertlik ve ırkçılık yanlısı (önceden tecrübe edilen) kişiler hükümeti kuracak çoğunluğu elde ediyorlar.

Ve…

Gerginlik başlar. Gazze devreye girer. Mısır devreye girer. Mısır’dan Gazze’ye geçiş kapıları devreye girer. Suriye ve Lübnan ile gerginlikler devreye girer. Bitmek tükenmek bilmeyen Filistin savaşı şiddetlenerek devreye girer. Filistin Kurtuluş örgütü liderleri öldürülür. İsrail’in kurdurttuğu Hamas devreye girer, hatta seçim bile kazandırılır.

Ve…

Türkiye Başbakan’ı Arap Ülkelerinde kahraman ilan edilir. Kahramanlığı da İsrail karşıtlığını korkusuzca dillendirmesidir. Bugünlerde bazı TV’lerin ve gazetecilerin ‘kayıkçı kavgası’ dediği vuranın da vurulanın da sözleşmeli, anlaşmalı, belirlenmiş sözlerle… Derken araya Mavi Marmara gemisi devreye girer. İsrail gemiye müdahale edeceğini açıklar. Bunu bile bile Türk Dışişleri gemiyi İsrail üzerine gönderir. İsrail askerleri hoyratça gemiye saldırır. Amacı Gazze’ye yardım malzemeleri götürmek olan, suçsuz ve günahsız gemi yolcularından dokuz TÜRK’ü katlederler. Yeni bir fırsat doğar İsrail aleyhine konuşmak için. “Özür ve tazminat” talepleri İsrail tarafından reddedilir. Aleyhte konuşmak ve Türkiye içinde ve Arap ülkelerinde puan kazandıracak fırsatlar derhal değerlendirilir.

Türkiye Başbakanı Mecliste yapılan bir grup toplantısında “Türkiye cumhuriyeti Başbakanı Büyük Orta Doğu Projesinin eşbaşkanıdır” açıklamasını yapar. Eş başkanlığın da sadece Ortadoğu ile sınırlı olmayıp, Kuzey Afrika’yı da kapsadığını bu konuşmasında açıklar.
Aylar geçer aradan. Hem İsrail, hem Türkiye de istenen kişilerin! Demokratik usullerle seçilmeleri ve göreve getirilmeleri tereyağından kıl çeker gibi başarılır. Bu arada tüm Arap ülkelerinde BOP eş başkanı her şeyiyle kabul ettirilmiş, ne söylerse iman mesabesinde inandırılmıştır.

Kuzey Afrika’da, Tunus’ta düğmeye basılır. Öyle bir propaganda devreye sokulur ki, Mısır, Sudan, Libya, Suriye de sonucu benzer olaylar, farklı farklı sahneye konur. Başarırlar.

Sonucu hepimiz biliyoruz. BOP başarılı olmuştur. Bu siyasette İsrail başroldedir. Türkiye Başbakanı başroldedir.

Hâsılı, Çözülmesi zor bir problemdir van miynıt.


Aslan, Fare.. Kedi...

  Aslanın sindiği, sinmek yanlış oldu, köşesine çekildiği zamanlarda, farelerin kükremesi doğaldır. Fare kükreyince yine doğal olarak, kedi ...