Ana içeriğe atla

‘Kandırıldık!,


BOP eş başkanlığının bıraktığı tahribat çok büyük. Dış politika değil sadece, içeriye dönük uygulamaları da onarılması zor yaralar bıraktı. Dayanma, savunma, saldırma direncini zayıflattı devletin ve milletin. İnsanlar artık kaldırımlarda somurtarak yürüyorlar. Birbirlerine selam ermekten çekinir haldeler. Sevginin yerini acaba mı soruları aldı. Kindarlar keyfine göre parsellediler şehirleri, garibanlar boynu bükük kaldı.

Bazı uyanıklar, eğitim ayaklarıyla kaçıyormuş ülkeden. Nasıl dur denecek? Nereye arkadaş denecek? Zihinler bulanık, hafıza boş, akıllar başka ellerde.

Yeni bir seçim startı verilmişken, yeni boş vaatler tartışma gündemlerini oluştururken, insanımız yarına nasıl çıkabileceğinin hesapları içinde. Varsın, aşım eksilsin de, şu terör belasından kurtulalım dercesine desteklerini sürdürüyorlar, başlarına açtıkları belalara rağmen. Öyle ki, burnunun ucunu göremez durumdaki insanlar, vatan kurtarmanın derdine düşmüşler, bataklığa çevirenleri hala kurtarıcı sanırlar.

BOP sayesinde yeni düşmanlarımız oldu. Mübarek olsun. Petrol ve doğal gaz alımı yaptığımız, ülke içinde önemli yatırımlarımızın müteahhitliğini verdiğimiz Rusya düşmanımız oluverdi bir anda. Sebep BOP politikaları. Dünyanın öbür ucundaki Çin bile sınırlarımızdaki karmaşaya karışıyor. Zayıflığımızdan mıdır, akılsızlığımızdan mı? Nerde kaldı ‘öngörü’lü dış politika uzmanlarımız?

Tipik bir küresel çeteler organizasyonu izliyoruz. Çete reisleri perde ardında gizli. Ortada çeteye yardım ve yataklık yapan, geri zihniyetli, laf ebeliğinden maada dış politika aracı bilmeyen zavallılar var. Çete, kullandığı zavallıları piyon derekesinde ileri sürüyor. İki devlet ve hatta dış işleri ve Büyükelçilikler arasında halledilmesi gereken basit bir sorun, dev, çözülemez problem haline getirildi. Ara sıra NATO taraflarından cılız bir iki cümle duyuyoruz. İleri atılan hep biz, hep bizimkiler. Böylece, dünyanın tek hâkimi olmak niyetindeki ABD, elini pisliğe değdirmeden, işlerini görüyor. Savaşa ramak kalmış bu anda, bir de bakmışsınız yapayalnızız. Bu durumun tahmini çok da zor değil.

Milyon sorunla boğuşuyor Türkiye. Lafa kalınca, dostlarımızla stratejik ortaklıklar kuruyoruz. İşe gelince yalnızız.

‘Kandırılmak’ artık, iç-dış politikada bir yönetim teorisi oldu. Kandırıldığını anladığında yapacağın şey basit, sadece ‘kandırıldık’ diyeceksiniz. Örnekleri sıkça yaşandı yakın geçmişte.

Şimdi de, ABD kandırıyor, AB kandırıyor, İran kandırıyor, Rusya kandırıyor, Çin kandırıyor. Kandırıyor da kandırıyorlar… Milyon sorun içinde, galiba en önemlisi bu kandırılmak meselesi.

Sakın, bizleri de BOP ve Bop eş başkanı kandırmış olmasın?

Yoksa sırada, Türkiye’ye demokrasi getirme istekleri mi var?



Yorumlar

  1. TC Ayfer Gökçe:

    Kandırıldık !..., Kınıyoruz!.. Koca bir boşluğun içinde sallanıyoruz.. hayra alamet değil hadi hayırlısı

    YanıtlaSil
  2. Mehmet Kınacı :

    Bizim gibi GERİ ZEKALILARI bulmuşken niye kandırmasınlar!!!!!Sonuç itibarıyla "Çalıyor ama bize de veriyor!" dalaverası....

    YanıtlaSil
  3. Ömer Sağlam :

    Güzel bir konu, güzel bir yazı Mahmut Emin Bey. Elinize sağlık. Evet; somurtkanlık aldı yürüdü. Artık evde gülerken bile utanıyoruz birbirimizden. Sanki suçmuş gibi, ne var da gülüyorsun diyesimiz geliyor içimizden.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…