“Kendini arayan insan” başlığını görünce, işte okunacak bir yazı dedim ve açtım sayfayı. Hedefe ulaşma çabasındaki “insanı bu hedefe sürükleyen, yaratılışındaki eksiklik” cümlesine gelince de duraksadım. Eksiklik ve insan! Hem de yaratılışındaki eksiklik! İnsan mükemmeldir oysa. Eksikliği nasıl yakıştırdığını anlamak üzere okumaya devam etmeliydim. İnsanı “sınırlı ve sonlu” olarak tanımlıyor yazar. İnsan ve sınır! İnsan ve son!
Önce İnsan kelimesi üzerinde bir anlaşma sağlamalıydık, sonra tartışırız diye düşündüm.
Biz, yazarla aynı kelimeyi söylüyor olmamıza rağmen, aynı kavram üzerinde yoğunlaşamıyorduk. Her iki ağızdan çıkan insan kelimesi farklı çağrışımlar yapıyordu. Sonra karar verdim yazar BEŞER diyordu insan kelimesi ile. Biz ise İnsan’dan bahsediyoruz!
“O hep mutlak varlığa ulaşma çabasında ve kendisine o ruhu vereni aramaktadır. Bu refleksif düşünüş tarzı hep yolda olmasına hiç durmadan, bıkmadan menzile varmak için çalışmasına da neden olmaktadır.” Belki de bu çalışmayı burada kesmeliyim. Yazar başka bir bilgi kaynağının tesiri altında ap açık görülüyor. Hem, “mutlak varlığa ulaşma çabasında” olacak ve hem de “kendisine o ruhu vereni arayacak”! Yani, uzaklarda bir yerlerde bir “ruh veren” var, insana ruhu verecek ve insan da o ruhu vereni arayacak! İşte insan kelimesi konuşurken, yazarken anlaşılan mana farklılığı. İkilik. Yani hem veren var, hem da alan. Yani, hem aşık olunan var, hem de aşık olan. Bu hal ikilik halidir.
Nitekim, “dualite”den bahseder yazar. Bir ayet-i kerime derc eder tam bu noktada. “‘And olsun biz insanı, çamurdan bir özden ya-rattık.! İlahi mesajı ve sonradan ruhun verilmesi”. Buradaki “dualite”yi doğrusu biz anlayamadık. Dualitenin içine düşmüş yazar, insanın dualitesinden bahsediyor! Yoksa çamur ve ruh ikileminden mi bahsediyor? İyi de “ideolojilerin bazen nesnesi bazen öznesi” olmasının ne manası var tam da burada? Anlayamadık! “Âşık Veysel’in ‘benim sadık yârim kara topraktır’ derken mutlak dönüşü ifade etmektedir, ama bir dirilişin de olacağı muhakkaktır. Verilen ruhun devreye girmesi ve yeniden hayat bulması serüveni”. Böyle değil, ne Veysel ölümden bahseder o şiirinde, ne de ruhun devreye girmesi diye bir olay vardır insan hayatında. Çünkü ruh daima vardır. Devreye girmesi demek bir müddet susması, yok olması daha sonra tekrar hayatiyet kazanması demektir. Elektrik kesilmesi gibi, bir müddet sonra gelir ya elektrikler onun gibi mi acaba?
Yazı 4-5 paragraf daha devam ediyor. Ben burada kesiyorum.
Bu kadar da olsa düşündürebildiği için yazar A. Alagöz Bingöl Beyefendiye teşekkürlerimi iletirim.
Kuru hayatımıza renk verdiği için.