rahmet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rahmet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2014 Pazar

Okunmuyor, Yorumlanmıyor, Eleştirilmiyor…


Tek ayrıcalıklı tarafları var, yandaşlık. Siyasi idare ve idarenin başının ölümüne destekçileri o kadar. İdarenin başındakinin ağzından çıkan bir sözün, anında makaleler, yazılar, incelemeler halinde, delicesine savunulduğu bir tek seslilik ortamı. Misyonlarının gereğidir yapılanlar, yazılanlar. Fakat, deli gibi okunuyorlar, yorumlanıyorlar. Oysa söyledikleri, güncel siyasetteki bir tarafa desteklerinden başka bir şey değil. Ne derin ufukların, ne de bir medeniyetin dillendirilmesi yok metinlerinde. Kuru, kara siyasi destek o kadar.

Çok seslilik, her kafadan bir sesin çıktığı ortam değildir. Gürültü deriz buna. Çoğu zaman zırıltı diye de adlandırırız. Anlamın bulunmadığı, sohbetin derinleşmediği, doğuşun muhabbete dönüşmediği ortamlar lüzumsuz, manasız bağır-çağırların insanı boğduğu, düşüncesini geliştirmediği ortamlardır. Çok seslilik, belli bir imtizaç içinde, sevgi ve saygının unutulmadığı, sırası geldikçe öz olarak seslendirilen düşünceler toplamıdır. Cevapsız bırakılıp, değersiz duruma düşürülüp, varlığı unutturulan fikirler ise söz konusu olan, yine bir gürültüden bahsedilebilir. Karşılık bulmayan, üzerinde fikir talimleri yapılmayan her düşünce, söylenmemiş sırlar gibidir. Kitap sayfaları arasında kalan ve üzerinde çalışılmayan fikirler için de aynı yargıyı belirtebiliriz. Ha, yakmışsın kitabı, ha da üzerinde hiç çalışılmayan ve kütüphane tereklerini süsleyen okunmayan kitap fark etmez, aynıdır.

“Yaratıcılık, yalnızca, geleneksel değerleri bulunup çıkarılmasıyla, köklerimizin ortaya konulmasıyla gerçekleşiveren bir çaba değil. Sürekli yaratıcılık, alternatifler arayan, eleştiren, öğrenen, değişen, değiştiren bir güce erişebilmek demek” (Ahmet İnam, 21.10.2012, Akşam) Sürekli yaratıcılık macerasını yaşamak, bedel ödemeyi gerektirir. Ödemeyi göze alabilenler öğrenerek, değişebilmeyi becerebildiklerinden, entelektüel namus olan eleştiriyi ve eleştirmeyi de hak etmektedirler. Yoksa terekten bir kitap indirerek karıştırmak, hatta okumak entelektüel yolda bir mana ifade etmemektedir.

Eleştirmek, bilgiyi paylaşmak demektir. Paylaşabilmek için, cömert olmak lazımdır. Karşıdan bilgiyi esirgememek ve rahmet olup tamamını açmak demektir. Fikir aktarımı, eksik, hatalı olursa, karşıya faydadan ziyade zarar verme ihtimalini de göz önünde bulundurmak lazımdır. Yanlışları, çuvaldız batırmak kabalığında haykırmak değildir eleştiri, bilakis incitmeden, kırmadan, karşıya hakaret etmeden, söylenen fikir üzerinde teatide bulunmak yerine, fikri söyleyenin şahsiyeti üzerinde dedikoduya varan sözler istenmeyen bir durumdur. Rencide etmeden,  kendi fikrini öz olarak, dolandırmadan, açık olarak aktarmaktır.

Kızgın güneşin altında kavrulan toprağa düşen rahmettir eleştiri. Çünkü beyinler aynı maksat için ortak hareket eder, birlik-beraberlikle varılamayacak menzil bulunmaz. Bulunacak ortak fikir ortak hedef olacaktır. Ve bu hal mukaddestir, ezilemez, çiğnenemez. Çünkü orda insan vardır.

Fikirleri eleştirilen kişinin, yapılan eleştirilere kulak tıkamaması, görmezden gelmesi, ikazlara uymaması durumları da söz konusu olabilir. Bu durumda, aynen eleştiri yapılmayan durumlar gibi ilerleyememe sebeplerindendir. Sunulan bir bilgiden istifade etmek, sunana teşekkür etmek insanlık mecburiyeti olsa gerektir. Eğer kulak tıkamaya devam edilirse ki, bu hal kişinin kendisiyle çatışma içinde olduğunun göstergesidir. Yol gösterici bulunmuşken elinin tersi ile itmek akıllıca bir hal olmasa gerektir.

“Okuma, yorumlama, eleştirme” dünyası yalnızlıktan da kurtulmanın yoludur. Karşılıklılık ilkesi içinde, daima, tevazuuyla, birbirimizi anlamaya, fikirlerimizi geliştirmeye, ‘Türk Medeniyeti’ ufkuna yeni eserler vermeye…

İnsan olarak, İnsan ile, İnsanca…


3 Eylül 2012 Pazartesi

Karşı Fikirler Rahmettir



Muhalefet;

Beğenmediklerimiz değil;

İlmimize göre, aklımıza göre yanlış gördüklerimiz, yanlış olduklarını zannettiklerimiz. Şöyle de söyleyebiliriz; yeni bir düşünce, bilinmeyen bir fikir, oluşmamış ama üzerinde çalışılan bir sistem. Geliştirildikçe ortaya dökülen, açıklanan düşünceler toplamı.

Rahatsızlık vericidir. Aklımızı kurcalar, zekâya zarar verir.

Öyleyse söylenmelidir. Anlatılmalıdır. Yazılmalıdır.

Cesaret, muhalifin kanıdır. Kansız vücut nasıl felç halinde ise, cesaretin bulunmadığı muhalif, özgürlüğün bulunmadığı muhalif felçli gibidir. Elini kaldırmak istemesine rağmen organizma izin ermez.

Öyleyse, muhalifine fırsat verilmeyen, kuruluşlarda bir felç hali vardır diyebiliriz.

Bu iki türlü olabilmektedir. İlkinde, muhalif tabiatlı kişi ne söylerse, ne yazarsa söylememiş, yazmamış gibi görülür. Yok sayılır. İkinci de ise söylemesine de yazmasına da fırsat ve imkân verilmez. Her ikisi de diğerinden tehlikelidir. Tehlike önce, yok sayan ya da fırsat vermeyen kuruluşun temel direklerinin çatırdamasıyla ortaya çıkar. Bu durumu kendi eliyle sağlamıştır. Kimsenin günahı yoktur.

Düşünen kişi, düşüncelerini bir sistem dâhilinde açıklamak mecburiyetinde hisseder kendini. Evvela, düşüncelerini bir kuruluşa muhalefet olması bakımından değil, sadece kendisine ait düşüncelerin başkaları tarafından da okunup, dinlenip anlaşılmasını istemesindendir çabası.

Oysa düşünceler açıklandıkça görülür ki, başkalarının düşünceleri ile kuruluşların felsefeleri ile çelişmeler, karşıtlıklar baş göstermektedir. Taraftar topladıkça, okuyanı, takip edeni arttıkça kendisine düşman da toplamaya başlar. Fikirlerine karşı gelişen fikirlerde söylenilmeye, yazılmaya başlanır. Aslında bu durum doğan cömertlik ortamından dolayı rahmettir. Cennetidir. Kimi gafiller bunu anlayamaz. İşte rahmeti anlayamayan gafiller fikir ortamından, düşünen beyinleri iteklerler, yalnızlaştırırlar ve mekân sadece kendilerine tahsisli hale gelir. Böylece kısırlaştırılmış ortamda tek seslilik raci olur. Tek seslilik ise düşünüp bir taş koymak isteyen diğerlerinin hürriyetini kısıtlamaktan başka bir şey değildir. Kendisiyle sulh kuramamış bir zavallının hodgamlık, nekeslik halidir. Bu durum ise, cezadır. Cehennemidir.

Haziran ayında karşılaştığım ve takip ettiğim bir tartışma üzerine, bunları söylemek ihtiyacı hissettim.

Aslan, Fare.. Kedi...

  Aslanın sindiği, sinmek yanlış oldu, köşesine çekildiği zamanlarda, farelerin kükremesi doğaldır. Fare kükreyince yine doğal olarak, kedi ...