cari açık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cari açık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Aralık 2011 Cuma

2012 Tahminleri ve Öneriler


Ekonomi tahmincileri, 2012 yılının felaketlere gebe olduğunu haykırıyorlar.

Ekonomi yazarları, Üniversite Hocaları, Ekonomi Bakanı, Merkez Bankası Başkanı, yorumcular, analizciler, Avrupa’dan Türkiye’ye bakanlar hepsi hepsi 2012 yılının felaketlere gebe olduğunu söylüyorlar.

Avrupa’da çok büyük bir kriz beklentisi var. Yeni yıl bütçeleri önceki yıla göre nerdeyse %5 (ortalama) küçülerek yapılmış vaziyette. Türkiye ihracatının %50 si Avrupa ülkelerine yapıldığına göre küçülme Türkiye’de de kaçınılmaz olacak. Zaten öngörülen büyüme %3 civarında. (2011 büyümesi %8 olacağı düşünüldüğünde felaket görülebilir.) Ekonomi Bakanı da büyümenin azami %3,5 olacağını belirtti. Kaldı ki, büyümenin %0’a kadar düşebileceğini de tahmin edenler bulunduğunu belirtmeliyiz. Merkez Bankası’nın yaptığı 3 yıllık perspektifle Türk Ekonomisi tahmininde ortalama %3 civarında büyüme öngörülüyor.

Sıcak para getirenler ne düşünüyor? Mevcut paraların Hazine Bonosu ve Borsa kâğıtlarına bağlı olduğu dikkate alınırsa ve yeni sıcak paraya ihtiyaç doğduğunda yatırılacak yeni kaynaklar bulanamazsa ne olacak?

Cari açık ve dış ticaret açığımız tehlikeli risk boyutunda. İhracatımız ithalatımızı hiç bir zaman karşılamadığı gibi, ihracatımızın %82 lik kısmının zaten ithalata dayalı olduğu da düşünülürse büyük çıkmaz yol rahatlıkla görülebilecektir. Ekonomisi küçülen Avrupa, küçüldüğü oranda mallarımızdan vazgeçtiği halde nakit sıkıntısı da baş gösterebilecektir.

Taze para bulunamazsa, üretiminde düşüşüyle sıkıntı had safhaya ulaşacaktır.

Neler yapılmalı?

1. Borçlanmadan mevcutlarla idare edilebilmelidir.

2. Borçlanma mecburiyeti varsa, kesinlikle Türk Lirası ile ve uzun vadeli olarak borçlanılmalıdır.

3. Mümkünse hazırlardan satış yapılarak idare yoluna gidilmelidir.

4. uzun vadeli borç verilmemeli, kısa dönemlerde hazır değerler ve borçlar gözden geçirilmelidir.

5. Acil ihtiyaçlar haricinde yeni yatırıma girilmemelidir.

Dünya devleri, ABD, Çin, Rusya, Hindistan, Almanya, Fransa, İngiltere bütçelerini tasarrufa yönelterek yapmaktadırlar.

Tasarruf hovardaca harcamalarımızdan da vazgeçmeyle mümkün olacaktır.

Önerilerimiz sadece kendimizi bağlamaktadır.

13 Temmuz 2011 Çarşamba

Borçlanma ve Hayat – Niye Borçlanıyoruz?

2004 yılı idi. Ufak tefek ev ihtiyaçlarını almak üzere bir bakkaldayım. Hani şimdilerde süper market diyorlar ya. Alış veriş yaptığın yer market olunca, daha bi keyifli oluyor. Geçirilenleri pek hissetmiyorsun. Bakkal olunca!.. oo   sormayın hemen “yahu ammada kazıkcısın..” der dururuz. Elin ‘büyük bakkal’ı olunca da, ne yapalım “elle gelen düğün bayram..” der geçeriz. Neyse, birkaç parça malzeme alıp ödeme mekânına sıraya girdim. Tam önümde öğrenci olduğu belli delikanlı birisi. O da birkaç küçük tüketim malzemeleri almış. Ödeme için kredi kartını verdi. (O zamanlarda tüketim malzemeleri için de taksit yapılabiliyordu). Kasadar; “tek çekiş mi, 6 taksit mi?” diye sorudu. Delikanlı taksitli olmasını söyledi.

Sanane be aslanım, ne karışıyorsun, karışma, el ne yapar yapar, nasıl öderse öder, sana ne? Yok. Dayanamadım. Muhtemelen babasının kredi kartına ek yapılan bir karttı çünkü. Bir babanın hakkını aramak gerekirdi. “Delikanlı, ne diye taksit yapıyorsun, zaten küçük bir para, öde gitsin..” gibi bir ikaz cümlesi çıktı ağzımdan. Daha laf bitmeden, “sana ne be amca, işine bak sen..” demez mi, delikanlı. Kafamı sallayıp bitirdim konuşmayı. Bir de kendime kızdım ki, sormayın.

Ödemeyi yapıp çıktım dışarı, birazda sinirlenmiş miydim ne?

Delikanlı dışarıda beni beklemiş, bana doğru yürüdü. “al bakalım, düzelt düzeltebilirsen bee.. Sana ne, ne karışırsın…” diye mırıldanırken; delikanlı biraz da çekinerek, “efendim, sizden özür dilemek için bekledim.” Dedi. “Ohh.. “ dedim. Kendi kendime. “Estağfurullah. Seni kırmak istememiştim. Madem, bekledin niye ikaz ettiğimi anlatayım sana”. Dedim. Delikanlı, öğrenciymiş, üçüncü sınıftaymış. Gelecek seneye mezun olacakmış. Nişanlıymış. Okul bitince evlenecekmiş. Babasının küçük bir dükkânı varmış. Bağ-Kur emeklisiymiş. İşte, ayaküstü bunları anlatıverdi.

“Bu bir tuzak.” Dedim. “Borçlanma, borçlandırma bir tuzak.” “şimdi sen bilmiyorsun, bu hesaplar nasıl takip edilecek, nasıl ödenecek. Hesaplar bir karışırsa, çık işin içinden çıkabilirsen. Çok zordur. Bütün mesele seni, beni, bizi borçlandırmaya sevk etmek. Bizler borçlandıkça onların keyfi yerine geliyor. Bu bilinçli yapılan ve bilinçli uygulanan bir politikadır… onlar dedim de, onlar dünyayı yönetmeyi akıllarına takmış, küresel güçlerdir… zaten devletimiz taşıyamayacağı kadar borçlandırılmış vaziyette, bir de halk borçlandırılırsa işler tamam demektir…” epeyce anlattım gence. Bilmem bir faydası oldu mu?

Okuduğum bir haberde, bu günlerde 41 Milyon kişinin, kredi kartlarından dolayı başının dertli olduğu, ödeme zorluğu çektiği işleniyordu. İşte o delikanlıya tam da bunu anlatmak istemiştim. Bu kadar kredi kartı borçlusu olursa bir ülkede, en ufak bir krizde, ya da söylenti de kâğıttan kaleler yıkılır gider… Borçlanılarak elde edilen refah yalancı bulutlar gibi kaçar gider… Kim bilir, belki de o delikanlı şimdi bu haberleri okuyor ve bize dua ediyordur.

Aslan, Fare.. Kedi...

  Aslanın sindiği, sinmek yanlış oldu, köşesine çekildiği zamanlarda, farelerin kükremesi doğaldır. Fare kükreyince yine doğal olarak, kedi ...