Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Haziran, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Egoist ve Diğergamlık Yardımları

Kuyu kazıldı. Çıkrığı kurup, kovayı sallamak kaldı. Kısmetse suyu çıkaracağız.
Kavga su sebebiyle idi. Suyu çıkarttılar akıttılar, lakin su borusu ancak kendi destekçilerine, kendi istedikleri taraflara kadar uzatıldı. Diğerleri kırıldılar susuzluktan. Bencillik ve egoist davranışlar sebebiyle biraz korkudan, biraz da nefsi böbürlenmeler nedeniyle, öldürmeyecek kadar ama direnç gücünü yükseltmeden diğerlerine de azar azar su salma işlemini de ihmal etmediler. Öylesine beceri kazandılar ki, imkan verilen süre içinde, şeytana pabucunu ters giydirecek kadar. An itibariyle, onlarla dans etmeye kalkmak, ayakların, ellerin, belin, boynun kırılabileceğini göze almaktan geçer. Onlarla dansı ret etmek ise, sağlıklı günlere doğru dostlarla birlik olmayı gerektirir.
Ölmeyecek kadar verdiler dedik ya, onlar gibi olmaktan korkularındandır. Çünkü iyi tahlil etmişler. Mesela şu asgari ücret konusu, olacak gibi değil. Koca Başbakan çıktı iş adamlarının huzurunda, muhalefetin asgari ücretleri artıracak…

Koalisyon Çalışmalarında Gözden Kaçanlar

Siz, TBMM’inde bulunan siyasi partilerin sözcüleri aracılığı ile yapılan görüşmelerin basına yansıtılması, televizyonlarda tartışılarak bizlere seyrettirilmesi ve gazetelerde boy boy resimlerle süslenerek bizlere okutulması çalışmalarında bir hükumetin kurulma çabalarının mı olduğunu zannediyorsunuz? Yanılırsınız.
Yeniçağ Gazetesi’nde Salim Yavaşoğlu’nun verdiği esaslı haberi değerlendirdiğimizde, durumun hiçte bizim bildiğimiz gibi olmadığı ortaya çıkıyor.
Bakın,
Dün ne oldu da CHP genel Başkanı ekranların karşısında yumuşak tavrıyla, geçmişte hiçbir şey olmamış edasıyla çıkıp, AKP ile koalisyona yeşil ışık yaktı?
Düşündünüz mü?
Ankara kulislerinden bizlere aktarılanların bir oyun, bir oyalama olduğu böylece anlaşılmış oluyor. Niye mi?
Önceki gün Berlin’de bir toplantı yapılır. Bu toplantının iki önemli katılımcısı vardır. Abdullah Gül ve Kemal Derviş!.. Toplantının ev sahipliğini Bertelsman Vakfı’nın düzenlemesiyle, Alman Dış işleri Bakanı Frank-Walter Steinmeler yapar. Bu vakfın amacı, …

Hazır, ‘Ramazan Şehri’ndeyken

Bin yıl evveline göre modern ve gelişmiş bir hayat sürdüğümüz iddia edilse de, Bin yıl sonraki yaşam ve düşünce düzeyine göre ilkel bir hayat sürdürdüğümüz gerçektir. O halde diyebilir miyiz ki, modernlik ve ilkellik iç içedir an itibariyle. Dönüp bir adım geriye baksak, ya da bir adım ilerisinin hallerini tefekküre dalsak, hiçte içinde bulunduğumuzu sandığımız zamanın değerleri ve ilmi seviyesi ile ilgisini kuramayız. Bizde bulunan sadece, ilim adı altında suretlere giydirilmiş kısıtlı bilgilerden ibaret. Sonrası derin bir yokluk, derin bir mahzuniyet, derin bir yalnızlık.
Kurtulmamız gerekenler basittir. Göz ile gördüğümüz, kulak ile duyduğumuz, tat alarak bir anlam yüklediğimiz, Beş duyu ile algıladığımız ve var sınıfına yerleştirdiğimiz zanlarımızdan temizlenmek. Basit dedik, lakin bir hayat süresince başarılması için emek harcamayı gerektiriyor, böyle olmasaydı seçilenlerle elenenlerin farkını anlayamaz ve önemsemezdik. Zaten yapılması istenen ve yapılmasını yasakladığı hareketle…

Ortaya Çıkan Tabloda Kaos Kokusu mu Var?

17/25 Aralık soruşturmalarının, AKP’nin meclis çoğunluğundan aldığı güç ile T.B.M.M’inde aklanarak hasıraltı edilmesi, seçmeni hiç ırgalamadı. Seçmen daha başka verilerin etkilemesiyle tercihini kullanmışa benziyor. Bunlar neler olabilir?
Her şeyden önce kin ve intikam hisleriyle hareket edilmemesini ve kararlarda aklın hâkim olmasını istiyor diyebiliriz.
İyi ama yolsuzluklar soruşturulmayacak mı? Tam da bu işlemin, hırs, kin ve intikamdan arındırılarak, yasalara uygun, makul hâkim ve savcılar eliyle yapılması gerektiğini telkin ediyor seçmen. Üstelik soruşturmalara hayatiyet verecek çoğunluk, birbiriyle maalesef zıt fikirler içinde. Her üçünün aynı fikir etrafında toplanması oldukça zor görünüyor. Şartlanmışlıklar, ön yargılar toparlanmayı engelliyor. Geçmişi, düşmanlıkları bir kenara bırakarak ileriye bakmak ve planlamaları ona göre yapmak çok zor. Nitekim bir parti, diğerini ‘yok hükmünde’ gördüklerini belirterek, ilk baştan yolları kapamış bulunuyor. Çözümün tıkandığı nokta diyebili…

MHP Kapatılma Tehlikesindeyken, Ramazanlar!...

- “Ne alâka kardeşim, Ramazanlarla, MHP’nin kapatılması ne alâka?”
- “Dur, dur… Acele etme hele, hikâyeyi bir dinle, hak vereceksin.”
İnsan avlamanın en kolay yolu, onu açken yakalamaktır. Aslında bu yargının iki yönü var. Birincisi, kafayı çalıştırmak ve buluşlar yapmak için aç kalmak (tıka basa mideyi doldurmamak) bir yoldur ki, büyük adamların tercihi budur. İkincisi, aklı fikri midesinde olup ve Ramazan ayında zorunlu olarak aç kalanlar ki, bunların aklı asla çalışmaz, çözümleri isabetsizdir.
Düşünme yetisini kaybetmiş, hareket kabiliyetini yitirmiş, cevap verebilme özelliğini düşürmüştür. İddialı olarak söyleyebilirim ki, düşündükleri de, hareketleri de tamamen kendi aleyhine çalışır. Çünkü aklı midesinde ve sofraya konulacak taamlardadır. Etraflarındakinin de hiç aklına gelmez ikaz etmek. Çünkü onlarda aynı akıbetin kurbanları olacaktır.
Dikkatleri ‘kapatma’ sözcüğüne odaklarsanız, altındaki tuzağı görmez, kapatılmama telaşını yaşarken elinizde avucunuzda ne var-ne yok hepsinin çıkt…

Beştepe Sakini’nin Beynine Girdim

“Herkes egosunu bir kenara koymalı, bir an önce ülkemizde hükümet kurulmalı ve devlette devamlılık esastır anlayışıyla devam edilmelidir.”
Beştepe Sakini böyle bir tiwit atmış. Televizyonlarda ısmarlanmış gazetecilerden birisi şöyle yorumladı: “Cumhurbaşkanı böyle bir mesaj vermişse, özellikle AKP dışındaki üç partiye egolarınızı bırakın diyorken, kendisinin bıraktığını da söylüyor. Eğer onlar iddialarından vazgeçmezlerse bir gün gelir O da ‘Ee ben söylemiştim’ deme hakkına sahip olur.”  Açıklamayı ve tehdidi aracı vasıtasıyla yapıyor, anlamayacak ne var!
Tabi yazıya giriş paragrafı olarak bunları yazdık. Bizim amacımız, beyin kıvrımlarının arasına daldığımız Beştepe Sakini’nin aklındakilerden neler kaptık, kısaca bakalım:
Yemin törenini takiben AKP Genel Başkanı olarak Ahmet Davutoğlu’na hükumeti kurma görevi verilir.
Davutoğlu partileri iki tur dolaşır. Koalisyona hiçbirisinin yaklaşmayacağı kesindir. AKP azınlık hükumeti kurulur. Güvenoyu alamayacağı kesindir. Davutoğlu istifasını Cumh…

Allah’ım Basiretimi Artır

Arap olabilirsin,
Kürt olabilirsin,
Ermeni olabilirsin,
Boşnak olabilirsin,
Zaza olabilirsin,

Türk olamazsın.
Türk diye bir millet yoktur.
Türk olmak ırkçılıktır, faşistliktir, kafa taşçılığıdır.

Buyur buradan yak!...

Çanakkale’de olanlar önemli değildi,
Türkiye İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, Yunanlılar, Ruslar tarafından işgal edilmedi.
Sevr diye bir anlaşma yapılmadı…
Mustafa Kemal önemsiz bir askerdi.
İstiklal Savaşı diye bir şey asla yapılmadı.
Lozan saçmalıktır.

1923 ümmetin yıkılış tarihidir.
79 yılda 6000 Km. yol yaptılar,12 yılda 16000 Km yol yaptık.
Yol yapılan yerde yolsuzluk yapılamaz!

Camileri yıktılar, İmam Hatip okullarını kapattılar,
Başörtülü bacılarımı okullara almadılar,
Bunlar PKK’nın, Paralel Örgütün ortakları,

Daha başka nasıl anlatılır?
Şuna inanırım.
Herkes kendini söyler.

Koalisyon, Şartlar ve Eleştiriler…

Kılıçdaroğlu’nun ileri sürdüğü şartlar bunlar, itirazım yok. İlaveler olabilir ama çıkartılabilecek madde yok. Görüşmelere bu maddelerden başlanılabilir. Sanırım kolayca da biter.
* Can ve mal güvenliğini güvence altına alacak bir hukuk sistemi. * 12 Eylül darbe hukuku acilen değişmeli, yüzde 10 seçim barajı kalkmalı. *  Siyasi Ahlak Yasası derhal çıkmalı, siyaset zenginleşme aracı olmamalı. *  Cumhurbaşkanı, kesinlikle ve acilen anayasal sınırlar içine çekilmeli. *  Cumhurbaşkanı, başbakandan gizli örtülü ödenek kullanamaz kaldırılsın. *  Kavgadan uzak ve barış eksenli yeni bir dış politikaya ihtiyacımız var. * Türkiye’deki hiçbir meydan, genç kuşaklara asla yasaklanmamalı. * Yolsuzluklarla mücadele, olmazsa olmazımızdır. 
NOT: Bülent Arınç, bu maddeleri eleştirirken, içinde ÇÖZÜM kelimesi bile yok bu nasıl zihniyet gibi bir şeyler söyledi. Şimdi ona sorarız, 7-8 senedir çözüm, çözüm diye başımızın etini yediniz. Haydi sen söyle bakalım nedir şu çözüm denen şey? Söyleyemez çünkü o da bilmiyor…

Ahlak Fakirine, Dürüstlük Telkini

“Ben ahlak söylemleriyle yaşamayan bir insan olarak son yıllarda Türkiye’nin gittikçe muhafazakârlaşmasının ve aile değerlerinden konuşulmasının artmasını izliyorum. Aynı zamanda görüyorum ki, bu söylemler yaygınlaştıkça ahlaksızlık, ilkesizlik ve terbiyesizlik de artıyor.”(Serdar TURGUT)
Büyük bir vukufiyetle yapılan bu tespite katılmamak mümkün mü? 13 yıldır muhafazakâr söylemlerle yatıp-kalkıyoruz. Gazeteler, televizyonlar vaaz saatinde. Siyasiler cami önlerinde, mezarlıklarda siyaset salvoları atıyorlar. Dinin tek göstergesi haline gelmiş olan sakallılar, her köşe başını tutmuşlar, ahkâm kesiyorlar. Siyaset meydanlarında Kur’an’ı Kerim siyaset metaı haline getirilirken, ayetler, hadisler okumalar gırla gidiyor. Ya, Serdar Turgut’un söylediği gibi, bu gösteriler arttıkça ‘ahlaksızlık, ilkesizlik ve terbiyesizlik’ de yaygınlaşıyorsa! Nerede kaldı sizin Müslümanlığınız?
Kuru softalık gösterilerinden bıkmadınız mı daha. Bu gösteriler yalandır, insanların zihnini bulandırmaya yöneliktir…

“Sivas’ın Doğusu!”

Biliyorsunuz başlığın devamı şöyledir; “Sivas’ın Doğusu‘na gidemiyorsunuz. Siz Türkiye partisi değilsiniz.” Haydi bakalım, artık sizde Doğu’da yoksunuz. Hem öylesi bir yokluk ki, silip süpürüyor, ne var yok hepsini sahipleniyordunuz. Çok söylenen şu ‘Üst Akıl’ meselesi. Türkiye’de solun bir dağınıklığı vardı, bundan yararlanarak, Terör örgütünün versiyonu olarak değerlendirilen BDP’den kurtulup önce isimlerini HDP yaptılar. Genel Başkan’a (eş başkan) özel bir surette hazırlanmış, avlama maskesi giydirildi. Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimlerinde bu maskenin epeyce işe yaradığı da anlaşıldı.
Oyunu 2013 yılının Ağustos ayında tespit ve deşifre etmişiz. “İki Partili Sistem: HDP ve AKP” başlıklı yazımızla. İşte, bbc.com (Türkçe) sevinç içinde HDP artık Türkiye partisi haberini veriyor. Demirtaş’ta kendi sitelerinde “HDP dışında Türkiye partisi yok” tespitini yapıyor. Büyük büyük yazar kılıklı adamlar öteden beri HDP’nin Türkiye partisi olması gerekliliği üzerinde fikir oynatıy…

İkazlar Doğru Okunmalıdır

Görüyorum ki, AKP ile koalisyon kurmak üzere bazı akıllılar harekete geçmişler. Nitekim sevdiğimiz bir gazeteci arkadaşımız, “MHP içinden bazı kişilerin teşkilatlara telefon açarak Genel Başkan’ı AKP ile koalisyona zorlamalarını” istediklerini yazmıştır. Dilden dile, elden ele dolaşan bilgilere göre de, MHP’nin istekleri ve hatta istediği Bakanlıkların ismine kadar söylenip, yazılıp ve çiziliyor. Bazı sosyal medya sayfalarında arkadaşlarımız da bu yönde fikir beyan etmektedirler. Hatta sözü edilen koalisyona şartsız-şurtsuz hemen atlanılmasını bile önerenlerle karşılaştık. Bir dostumuz da, “iktidara susamışlık” dedi. Son yorum çok tehlikeli mecraları anlatır. Eğer böyleyse, asla ve kat’a koalisyonlarda ortak olunmamalıdır derim. Ki, öncelikle böylesi bir vehmi, nefsi düşüncenin tedavi edilmesi zorunluluktur.
Çözüm anlamından olmak üzere;
Koalisyon demokrasi içinde bir çözüm alternatifidir. Niye olmasın. Devlet elbette hükümetsiz bırakılmayacaktır ve bu aşamada her partiye düşen görev ye…

Toplam Aklın Teveccühü

Herkesin yapacağını biz de yapalım, diye bir düşünceye kapıldım. Fakat bunun yanlışlığını bildiğimden hemen vaz geçtim. Biz yine anladığımızı, bildiğimizi sandığımızı söylemeye çalışalım:
Seçim sonuçları hakkında uzmanlar ahkâm kesiyor, biz kim oluyoruz ki?
Şunu kimseden duymadım: sahaya inen Cumhurbaşkanı, %52 ile kazandığı seçimi, bu kez %40’a kadar düşürdüğünden, meşruiyetini kendi kendine tartışmaya açmıştır sonucunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bağımsız olduğunu söyleyen dilbazlar nedense bu konuya dokunamıyorlar. Akıllarına geliyor, lakin bir türlü söyleyemiyorlar. Çünkü hala parasal kaynaklarının, oturdukları makamlarının, sahip oldukları şöhretlerinin onun elinde olduğunu ve bir süre daha o ellere mahkûm olduklarının farkındalar.
Yenilenleri kesin olarak ayırmak zorluğu var. Şöyle ki; seçim, siyasi partiler arasında olmadı. Devletin bütün gücüyle, havuz ve merkez medyanın bütün imkânlarıyla iktidar partisinin arkasında olarak, üstelik diğer siyasi partilerinin sırtına binerek ve gi…

Seçimler Hürriyet

Saygı duyduğum bir yandaş! Yazar şunları söylüyor:
“Hür seçimlerin olduğu ülkelerde takdir halkındır. İsterse tek başına iktidar verir, isterse “aranızda anlaşın, uzlaşın” diyerek bir başka seçeneği zorlar.” (Abdullah Muradoğlu, 8 Haziran, Y.Şafak)
Cümlenin başındaki ‘hür’ kelimesini yazmasaydı, anlam sıfırlanacaktı. Temelde doğru mana ifadesi.. Lakin iki gün önce yapılan Türkiye seçimlerinin, ‘HÜR’ bir ortamda yapıldığını söyleyebilir miyiz?
Yalan, iftira, gıybet, tehdit, küfür gibi süfli hal ve hareketlerin, sözlerin bulunduğu ortamlarda hürriyet doğar mı?
Hakkı ve yetkisi olmadığı halde, kendinde güç vehmederek ve bu gücü kötüye, yanlışa ve anayasa aykırı olarak bir siyasi parti lehine kullanmak hürriyet kelimesi ile ifade edilebilir mi?
Yasalarla belirlenen televizyonların siyasi parti haberlerinin yayınlanma sürelerine uyulup uyulmadığının kontrollerinin yapılmadığı, uymayanların ikaz edilmediği, yasaların uygulanmasının sağlanmadığı ortamlarda hürriyet ten bahsetmek ne kadar da doğr…