zekeriya altaç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zekeriya altaç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Aydın Kimdir?


Bize şöyle öğrettiler;

Her gün TV’lerde gördüğümüz, gazete köşelerinde okuduğumuz kişiler aydındır!

Bunun yanlışlığını, “biz aydınlar” tanımlamasını, kibirli bir hal içinde kendi kendilerine yapanların aydın olamayacağını çözdüğümüz zaman anladık. Dedik ki, “bırakın sizi dinleyenler, okuyanlar değerlendirip, aydın olup olmadığınıza kararı onlar versinler”. Kendilerinin aydın sınıfında olduklarını edepsizce kulaklarımıza doldurdular.

Artık uzaklardan gülüyoruz bunlara.

Bir mağaraya tıkmışlar kendilerini. Üstelik kendi elleri ile kurdukları karanlık bir mağaraya. Karşıdan gelen ışığa göre aydınlandıklarını sanırlar. Oysa ışık, üstlerine gelen trenin farıdır. Biraz sonra üstlerinden, ezip geçecek onları. Farkında değiller. Gülümsüyorlar…

İşte bizim aydınımız.

Peki, münevverin sesi çıkmayacak mı?

Çıkmaz olur mu?

Edepsizlerin köşe başlarını tutuğu ortamlarda, kimseye sözün bırakılmadığı durumlarda, “Eyvallah”ına sarılıp, edebi ile hanesinde durur. Sözü, yeri ve zamanı gelince kısaca, herkesin anlayabileceği biçimde, tam gediğine oturtarak eder ki, Alim Allah yer gök iniler. Boşa konuşmaz. Lüzumsuz gösterilerden beri durur. Kendini beğendirmeye çalışmaz. Hakk olan, doğru olanı korkusuzca sultanlara, krallara, yöneticilere zamanında söyler. Onun görevi yalnızca söylemektir. Çözümler sunmaktır. Ne para pulla, ne makam mevki ile ilgili bir talepleri veya dertleri vardır. Tek düşünceleri Hakk’ı anlatmak, doğruyu iletmektir.

Zamanımızda ‘aydın’ geçinenler, okudukları kitapları, filozofları, tarihi hikâyeleri yazılarında, kitaplarında, sohbetlerinde aktarmayı aydın olmak sanıyorlar, aydın olmanın şartı bilmek olarak ortaya çıkıyor.

Oysa ‘bilmek’ münevver olmanın şartı değildir. Çoğu durumlarda, ‘bilmek’ yüktür münevver için. Lüzumsuz bilgi küpü olmaktansa, o bilginin cahili olmak evladır. Kitap okuyarak, mektepler bitirerek, üniversitelerin verdiği doktor unvanlarını alarak, gazetelerde köşeler kaparak filan aydın olunamaz. Bu çalışmalar, ‘münevver’liğe giden yolda yardımcı olabilir ancak. Çoğu zaman bilinenler, görevler, makamlar ayağına köstek olur aydının.

Okullar, problemi tespit etmeyi, problem etrafında düşünebilmeyi, kaynaklara ulaşabilmeyi, problemi analiz edebilmeyi, çözüme giden yolları bir bir yazıya geçirebilmeyi öğretmelidir.

Gerisi, yolcuya kalmıştır.

“Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” kelamı;

“Münevver” kavramının gerçek manasına işarettir.

İzm’lerden, hurafelerden, saltanat takıntısından, makam mevki hırsından, para, kat, yat azminden vazgeçemeyenlerin, korkularını yenemeyenlerin münevveriyetinden bahsedilemez.

Biz bu yazıyı yazarken gazetede karşılaştığım haber şöyleydi, isabet oldu: “Bulduğum fonksiyonlar hem ışınım ısı transferinde hem nükleer fiziğin belli sahalarında analitik çözüm yapılmasında son derece bir rolü var” diyen, Osmangazi Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Zekeriya Altaç öğrencilerine şu öğüdü veriyor:

“Karşılaştığınız zorluklardan asla ve asla kaçmayın. Kolay yolu seçen vasat insan olur”

Fazla söze ne hacet?

Aslan, Fare.. Kedi...

  Aslanın sindiği, sinmek yanlış oldu, köşesine çekildiği zamanlarda, farelerin kükremesi doğaldır. Fare kükreyince yine doğal olarak, kedi ...