Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mayıs, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

“Adam Öğütme Değirmeni”

Otobüsün şoförü çömelerek oturmuş vaziyette başını ellerinin arasına koymuş, hem sigarasını tellendiriyor, hem de yanındakilere laf yetiştirmeye çalışıyordu. Belli ki sıkılmış bir hali vardı, yanındakilere haydi binin arabaya dedi. Ayağa kalktı. Uzun uzun baktı yan tarafındaki ayakta duran adama, sanki bir yerlerden tanıyormuş gibi düşündü, hatırlayamadı.
“Kaç kişi daha gelirse hareket edersiniz”? dedi adam.
“Ooo.. daha yirmi kişi gelmesi lazım” dedi şoför.
“Hımm.. peki bir adam binse hareket eder misiniz?”
“Olmaz.. dolması lazım.”
“İyi öyleyse biz de bekleriz. Sen bilirsin”. Dedi, adam.
“Haa… bak şimdi.. ‘sen bilirsin deyince değirmende kavga olmazmış… sen nerelisin?”
“Değirmenin olduğu yerden.”
“Değirmen…” derin düşünce vaziyetine girdi şoför, “Allah, Allah… bu memleketin her yerinde, her köyünde bir değirmen vardır. Sen neredensin?”
“Değirmenin olduğu yerden dedik ya!
Söyle bakalım, değirmende ne yapılır.”
“Ne yapılacak, buğday öğütülür ve un yapılır.”
“Hah, bizim değirmen de adam öğütülür……

Şimşir Ormanı Ölüyor!!!...

Dünyada sadece üç bölgede varmış.
Birisi de Rize ilinin, Pazar İlçesi’nden yukarılara doğru çıkılınca, Çamlıhemşin İlçesi sınırları içinde, 15 hektar (150 dönüm) kadar küçük bir orman. Şimşir ormanı.
Şimşir ağacını, hediyelik eşyalar satılan yerlerde kaşık, kepçe gibi kullanım aletlerinden biliriz. Sert yapılı bir ağaç olduğu için, oymacılık ve el sanatlarında da kullanılan odunu, kaşık ve benzeri aletlerin yapımında sık kullanılıyor. Şimşir kaşıklarla yenen yemeğin tadı da bir başka olur hani…
Kullanım yeri önemli değil aslında. Bu orman tek, bir benzeri olmadığından, gen ormanı vasfındadır. Şimşir ağacının tohumları bu ormandan karşılanmaktadır veya karşılanabilir. Ülkemiz bitkilerinin ve ormanlarının genlerinin muhafaza edilmesi, tohumlarının saklanmasının önemini ziraatçılar, botanikçiler ve ormancılar bilirler.
“Kel başa şimşir tarak” özdeyişindeki şimşir, söz konusu ağaçtan gelir. Zor yetişen bir ağaçtır. Gövdesi fazlaca kalınlaşmaz, kullanılabilecek yeri azdır. Bu yüzden pahalıd…

Kriz Yönetimi

‘Seçim’, sonsuz güvenin meşru bir zemini değildir. Sınırlı bir zaman ve sınırlı bir yetkiyle donatılmıştır yöneticiler. Diktatörleşmek eğilimindeki veya yanlışa sapan kararlar alma cür’etini gösteren ve düzeltmek yerine durmaksızın hatasını devam ettiren yönetimlerin karşısına yine ‘seçim’ kudretini önüne koyan irade çıkar. Hal ve hareketlerinde düzelmeler görülmeyen yönetimlerin, bir sonraki adımı ise kendisini oralara getiren iradeye karşı ihanet basamaklarını çıkmaya başlamasıdır. Bu kaçınılmazdır.
Yıkıcı, bölücü, işgalci, sömürgeci… güçlerin planlarından olan uygulamalar peş peşe saha buluyor kendine, ‘barış’, ‘özgürlükler’, ‘analar ağlamasın’ kelimelerinin ardına sığınarak. Uygulayanlar neyi yaptıklarının farkında bile olmadan, dalkılıç saldırıyorlar efendilerinin talimatlarını yerine getirmek için. Kulaklarımızda yankılanır hala, “BOP eş başkanlığını da bize verdiler”, niye kendini ele verirler? Ayağı kayacak kişiye, muz kabuğunun denk gelmesi gibi…
Dili mi sürçtü, açıklamak mecb…

Üsküdar Sırlıları

“Cenâb-ı Hakk’ın öylesine sırlı velî kulları vardır ki Cenâb-ı Rabbü-l Âlemiyn bunları: 1) Muhabbetleriyle, 2) Zât’ına mahsûs libâsı’yla ve 3) onlara lûtfettiği hakîkî ‘teslimiyet libasıyla’ beşerin basarından setretmiştir. Onlar ahali arasında dolaşırlar ama, esrârlarının ancak pek azına âşinâ kılarlar. İşte Üsküdar’lı hâfız Eşref Ede Efendi (H. 1292-1373/M. 1876-1954) de bu kabil sırlı zatlardan biri idi.”
Ahmed Yüksel Özemre yukarıdaki paragrafla başlar kitabına ve anlatmaya. Kendisinin de tanıma lütfuna eriştiği üç Üsküdarlıyı. Bu üç zat, Hafız Eşref Ede, İskele Camii imamı Hafız Nafiz Uncu Efendi ve Bankacı Şevket Turgut Çulpan’dır.
Bizatihi tanık olduğu konuşmalar, dostlukları kitabına derç etmiş olmasının yanında, adı geçen Sırlı’larla ünsiyeti bulunan dostlarından da yardım alarak kitabını tamamlamıştır.
Sırlılar’ın hayat tarzları, olaylara bakışları, muhabbetleri, söyledikleri kelamlar… konularında çok ayrıntılı bilgiler verir. Şiir lezzetinde anlatımı olan yazarın kitabını oku…

Ne karizmaymış baba…

Cevaplayamadığım bir sorudur.
Liderler mi karizmatik, yoksa biz mi öyle algılıyor ve öyle yaftalıyoruz?
Biraz da medyanın dayatması ile parlatmak istedikleri kişilere (lider) ‘karizmatik’ sıfatını allayıp-pulluyorlar, binlerce defa okuyoruz, dinliyoruz. Sonra da elbette ‘karizmatik’ olduğuna inanıyor ve bizde tekrar etmeye başlıyoruz.
Kimse karizmatik filan olamaz. Bize yutturuyorlar sadece.
Tayyip Bey karizmatik mi mesela?
Bağırmak, sinirlendiğini göstermek, güya lafını esirgememek, hakarete hakaretle cevap vermek gerektiğinde küfür etmek, sonra da “aldığım edep gereği söylemem, hakaret etmem” diyerek, kendini sıyırmak. Kişiyi karizmatik yapıyorsa karizmatik diyebiliriz.
Yalanla, iftirayla gerçekleri saklamaya çalışmak karizmatik bir kişinin vasfı olabilir mi?
İlme, akla aykırı işler yapmaya çalışmakla karizmanın ne gibi bir ilgisi olabilir?
“Dil” diyor, dil demedim. Din dedim. Diye inat ediyor. Karizmatik olduğu için alkışlıyoruz.
“BOP eş başkanıyım” diyor, ne dediğini anlamadan alkışlıyoru…

“Akiller” ve Kuyumcu

Akil sıfatı yakıştırılıp, Türkiye çukurunda beyin yıkamaya çıkarılan heyetin yaptığı toplantılarının bir kısmının basına kapalı yapılmasını anlayamıyorum.
Bazıları basına kapalı bazılarına ise bir kısım STK temsilcileri alınmıyor.
Bu akiller ne yapmaya çalışıyor?
Yasaklamalarla iş yapanların demokrasi nutukları atması ne manaya gelir?
Akillik, birisinin vereceği diploma ile bürünülecek bir maske olmamalı. Doğuştan kazanılacağı gibi, eğitimle ulaşılabilecek bir merhale olmalı.
Bunların akilliklerine kim ve nasıl karar vermiş?
Bu aklı evvellerin seçimi de ABD Dışişlerinin işi olmasın sakın?
Yüzlerine dikkatli bakanlar, sahteliklerini görürler. Boya yabancı, fırçayı vuran yabancı, sanırım kendileri de yabancı.
Dillendirdikleri fikirlere bakacak olursak, tamamıyla yabancılardan tercüme edilmiş gibi.
Bir de şunu anlayamıyorum:
Bu akiller yetmemiş gibi, Cumhurbaşkanı, Milletvekilleri, bazı STKlar, durumdan vazife çıkartanlar akilliğe soyunup memleket yollarında günlerini geçiriyorlar.
Hepsinde bir te…

Akıl, Vahiy Üzerine Söyleyişler

“Zaten bugün din, anlaşılmıyor ve anlatılmıyorsa ‘İlahiyatçıların’ eline düşmesinden desem o kadar da yanlış söylemiş olmam.” (Hasan Basri Hürata)
El-Mülk Suresi 10. Ayeti üzerinde değerlendirme ve düşünceler dillendirdiği “Doğrunun kaynağı akıl ve vahiy”(turansesi.com adresinde yayınlanmıştır) isimli makalesinde H. Basri Hürata, ayette geçen “Dinlemiş veya aklımızı kullansaydık” cümlesindeki, ‘dinlemek’, ‘aklı kullanmak’ ve ‘veya’ kelimeleri üzerinde durur.
‘Veya’ kelimesi, ya onu, ya bunu hangisini seçersen seç anlamını taşır. Eşitlik var gibi. ‘Ve’ olsaydı, her ikisi birlikte olurdu. Burada seçim kişiye, yani akla bırakılmış olmaktadır. Öyleyse, akıl ile ulaşılabilecek kadar bir mesafede bulunan uzaklıktaki nesne, kavramları algılayıp, işlemek işi akıla bırakılmış oluyor. Peki, ‘uzaklık’, yani mesafe söz konusu mudur? Üzerinde durulmaya değer.
Hadise mağarada cereyan eder. İki yıl boyunca düşünceler içinde, açılacakların tefekkürü üzerinde, çözüm sırasında iken, o ‘an’ da Cebrail (a.s…

Gürültü Neden Çıkartılır?

Hakk’a saygı, riayet, Hakk’ı kabul gibi hassalarınızı kaybettikten sonra; ne kadar yüksek sesle bağırırsanız kendinizin haklı olduğunu kabul ettireceğinizi sanırısınız. Çıkarılan gürültü oranında eğlendiğinizi, gürültünün şiddeti seviyesinde diğerlerine kendinizi kabul ettirdiğinizi sanırsınız. Gürültüden rahatsızlık duyduğunu bildirenlerin sayısı arttıkça, sizin varlığınızın kabul edildiğini ve sizi saygıyla andıklarını sanırsınız.
Tamamen bir kandırmacadır bu.
Kendi kendinin kandırılması.
Edebinden susan kişinin, korktuğunu düşünmek, çekindiğini kabul etmek aslında kendisinin değersizliğini, lüzumsuzluğunu bildirmekten başka bir şey değil.
Edepsizlik görüntüsü vermek belli ki, hallerinden memnun olanlar içindir. Bu sebeple de gürültüleriyle (*) memnuniyetlerini âleme açıklarlar. Oysa, küçük bir gülümseme de onların mutluluğunu anlatacaktır, onlar gürültüyü tercih ederek büyüklüklerini gürültülerine yüklemek istemişlerdir.. hızlı yürüyenlerin zamanlarının hızla geçtiği zehabına kapılması…

‘İşbirliği’ ve ‘İşbirlikçi’

Şu cümleleri okur musunuz;
“Çözüm süreciyle oluşmaya başlayan ‘Türkiye-Kürtler işbirliği’ sonucunda…”
“Türkiye’nin hem kendi Kürtleri, hem de Irak ve Suriye Kürtleriyle işbirliği yaparak ve beraber hareket ederek…”. (*)
Ayrıştırmayı, parçalamayı cümlelerin içinde görebiliyor musunuz? Peki ya cümle içine gizlice sıkıştırılmış Türk düşmanlığını? Bin yıllık birliğin sinsice bozulma, bozdurulma çabasını?
Bu garip cümleyi yazan kişi Prof.luk makamına kadar yükselmiş bir garip zavallı.
Yazdığı cümleyi bizim lisenin Edebiyat Hocası Hüsnü Hoca’ya değerlendirmesi için vermiş olsaydık büyük bir ihtimalle koca bir sıfır verir ve sonrasında da saatlerce elmalarla, armutların toplanamayacağını anlatırdı. Bu zavallı kiralık düdükler böyledir. Nasıl anlatırsınız, mesela Türkiye ile Almanya’nın işbirliği yapabileceğini, Türkiye ile Fransa’nın ticaretini artırabileceğini, Türkiye ile Hollanda’nın kültürel faaliyetler konusunda çalışmalar yapacağını… nasıl anlatırsınız? Türkiye ile bir veya birkaç almanın …

Haçlı Emperyalizm ve Türk…

XX. Yüz Yıl karabasan gibi abanır milletimizin üzerine.
Cihan imparatorluğu son demlerine varmış, dünyanın devleri bu aziz devletin sahip olduğu toprakları ve tarihi mirasını paylaşmak üzere birleşmişler, bilebildikleri, becerebildikleri tüm dalavereleri topluca uygulamaya koymuşlardır. ‘Hasta adam’ı ayağa kaldırmadan ne yapılması gerekirse yapılmalıydı. Harami iştihaları, gözü dönmüş aç sömürgenler, zayıf rakiplerine saldırdıkça saldırmakta bir beis görmedi. Son darbeyi vuracak zamanı kolladılar.
Çanakkale üzerine yürüyüş nasılsa durdurulmuştu. Akıllara durgunluk verecek başarı hikâyesi allak bullak eder devlerin zihinlerini. Fakat kafalarındaki plan her nasılsa uygulama alanı bulmalı ve bu Türk belasından kurtulunmalıdır. Savaş gemileriyle, toplarla, uçaklarla, dünyanın çok yerinden devşirilmiş askerlerle geçemedikleri Çanakkale’yi, bir zaman sonra siyasi oyunlarla geçerek İstanbul’a varırlar. İşgal tüm hızıyla ve hayvani ihtirasla devam eder. İslam’ın Başşehri mahalle mahalle, sokak…

Mecazlar Alfabesi

Hasan Basri Hürata üstadımız, “Yeni Alfabe Üzerine” başlıklı yazısında, incelemeleri sonucu alfabemizin değiştirilmesi gerektiği sonucuna ulaşır. Üç madde de yargısını belirtir. Biz sonuncu maddesi üzerinde duracağız, çünkü bir açılım diğer fikirleri tetikler. Alfabenin değiştirilmesi tartışmasına girmem, konudan uzağım. Türkçe üzerine çalışanlar konu hakkında değerlendirme yapabilir, benim alanım değil.
“Şu anki, alfabemiz bir tabu, nassı ilahi hiç değildir. Yeni figürlerle yenidünyalara kapı açacak simgeler dünyasına doğru derhal yelken açılmalıdır.” Bahsettiğimiz üçüncü maddesidir. Ve bizi cümlenin ikinci kısmı ilgilendirmektedir. “Yeni figürlerle, yenidünyalara kapı açacak simgeler dünyası…”
Dünya üzerinde yaşayabilmek için beş duyu ile algıladıklarımız kâfi midir? Aslında dünyada yaşamak amaç değil, tıpkı, liseye kayıt yaptırabilmek için ilköğretimi bitirmenin gerektiği gibi. Yüksek okula gidebilmek ise liseyi bitirmeye, yüksek lisans yapabilmek için ise üniversiteyi bitirmek nasıl…

Tek Kişilik Oyun

Usta aktörlerin, her kılığa girdikleri tek kişilik oyunlarda seyri doyumsuzdur. Vücutlarını, mimiklerini, seslerini kullanışları ile koca sahneyi doldururlar, sanırsınız ki, binlerce kişi resmigeçit yapıyor. Acemisine (kötü oyuncu) denk gelirseniz, “bir an önce bitse de gitsem” diye düşünürsünüz. Çekilecek gibi değildir. Salon sizi sıkmaya başlar, etraftaki seyircilerden yükselen homurtular iyice rahatsızlık verir. Bir fırsatını bulduğunuz anda da çıkar kurtulursunuz.
Kelimelerin anlamını yitirdiği anlar vardır. Ya hiçbir şey anlayamazsınız, ya da duyamazsınız. Sübjektif algılamalarda ise, aslında birisinin yönlendirmesi kaçınılmazıdır. Ustaca yönlendirmeler, tereyağından kıl çeker gibi incitmeden yerleştirilir beyinlere. Acemi düzenleyicilerin ise, her bir kelimeleri balyoz gibi iner kafalara, artık ne anlarsan.
Helikoptere biniyor ve köprünün yapılacağı yeri tespit ediyor. Kanun yazıcıları yanına çağırıyor cümleleri dikte ediyor. Ressamın yanında sarı ve kırmızı renklerin ağırlıklı ol…