muaviye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
muaviye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mart 2012 Pazartesi

Suriye Oyununda Bir Safha


İlk Fatih Altaylı yazmış, ben atlamışım, sonradan haberim oldu, döndüm 22 Şubat tarihli HaberTürk gazetesine ve okudum. Suriye olayları hakkında; Önce, Esad, muhalefet ve ordu hakkında AB+D ağızlı bir yorum yaptıktan sonra kıyımlı mıyımlı şu haberi verir Altaylı;

“Suriye ordusundan ayrılan farklı rütbelerdeki 2500 asker, ilk kez organize bir şekilde bir araya geldi.

2500 kişilik grup kendilerine ‘Muaviye Tugayı’ adını verdi.

Ve ilk kez Esad’ın düzenli ordusu, karşısında küçükle olsa düzenli bir askeri güç görecek.

Elbette ki, 2500 kişilik bir ‘tugay’ın Suriye ordusu karşısında esamisi okunmaz. Ancak bu oluşum çok önemli. Çünkü böyle bir ‘muhalif ordu’ girişimi, Esad rejimini devirmek isteyenlerin destekleyeceği bir nüve olacak…”

İnternette şöyle bir gezindim. Konuya ilgi gösteren olmamış. Sadece bir yazı ile karşılaştım. Mehmet Bedri Gültekin yazmış, tarihi 28 Şubat.

Altaylı’nın haberini verdikten sonra, Muaviye hakkında kısa bir bilgi verir. “Hz. Ali’ye biat etmeyerek isyan eden ve Şam’da halifeliğini ilan kişidir, Sıffın Savaşı, Hakem Olayı ve oğlu Yezit’ten” bahseder.

Ve şu çok önemli soruyu sorar; “İslam tarihindeki en büyük bölünmenin sorumlusu ve Peygamber sülalesinin düşmanı bir kişinin adı ile savaşan birlikler oluşturmak ne anlama gelmektedir?

Muaviye Tugayı adı, iç savaş ilanıdır. Der.

‘Muaviye Tugayı’nın mucitleri ve kurucuları Atlantik ötesindedir.” Yargısını da belirtir.

Bir düşman bu kadar mı akıllı olur? Nasılda şeytanca buluşlar yapıyorlar? Tugaya verilen isim Müslümanların katline karar vermek gibi bir şey. Kardeş kavgasının fitiline ateş vurmak gibi bir şey. Suriye’nin etnik ve inanç haritası göz önüne alındığında, muhalif kuvvetlere bu adın verilmesi ile derin ve sonu gelmez kavgaların marşına basıldığı anlaşılır ki, oluk oluk kan akmasını istediklerini de düşünebiliriz. Ne sinsi bir oyun, ne kurnazca bir plan!..

Yazık ki, bu çetelere Türkiye’nin silah verdiği, eğitiminin Türk askerleri tarafından verildiği dünya basınında dillendirilmektedir.

Suriye ve Suriye Halkı bizim düşmanımız değildir, bilakis dostumuzdur. Öyleyse, Türkiye Hükümetine düşen bir an önce bu çeteleri desteklemekten vazgeçerek, Hakk’ı gözeten, Hakk’ı söyleyen politikalara dönmesidir. Suriye Yönetiminin değiştirilmesi, Esad’ın gönderilmesini istemek başka şey, küresel çetelerin oyunu ile Suriye’yi onlara peşkeş çekmek başkadır. Suriye’nin demokratikleştirilmesi istekleri Batı’nın Küresel emellerinden ayrı olarak Türkiye’nin tek başına halledebileceği bir hedeftir.

Türkiye’nin bölgede güçlü, sözü dinlenilir bir devlet olması için Suriye ile düşmanlık değil, dostluk yapması iktiza eder. Kaldı ki, dostluğumuzun İran’la kuvvetlendirilmesi ile etrafımızda ne Ermeni ne de İsrail sorunu kalacaktır.

Güçlü devletler geleceğe dair politikalarını yıllar önceden planlayıp, hiç bir sapma göstermeden uygulayan ülkelerdir.

Korkarım ki, Kürecik’e yerleştirilen radar sistemi de Suriye – İran konuları ile ilgilidir!

Yazık!

6 Temmuz 2011 Çarşamba

Uydurma Hadisler Üzerine

Efendim sizlere üç delikanlıyı tanıtayım bugün. Erdoğan, İnşaat Mühendisliğinde okuyor, üçüncü yılı, Turgut, Kamu Yönetimi okuyor son sınıfta, Hakkı Türk Dili ve Edebiyatı okuyor son yılı. Üçü bir ev kiralamışlar, ev işlerini ortaklaşa yapıyorlar. Kimse kimseye yük değil. Çay ocağında ve yolumuzun üstündeki küçük parkta görürüm onları. Okul dışı zamanlarda hep birlikteler. Ellerinde bir kitap vardır, konuşurlar, tartışırlar. Çay ocağında mahallenin emeklileri ile sohbetleri pek tatlıdır. Sohbetin makaraya dönüştüğü sıralarda Hakkı bir şiir okur veya okumasını rica ederler o da kırmaz, Haşim’den, Yahya Kemal’den, Yunus’tan.. ne bileyim işte aklına ne gelirse okuyuverir. Ortalığı yatıştırır. Mühendis titizliği ile genellikle Erdoğan düzenleyici rol oynar. Turgut her söze karışmaz, sırasında da en acımasız eleştirilerini anlatmaktan, söylemekten kaçınmaz. Haftanın araştırma, tartışma konusu Hadisi Şeriflerdir. Hele şu ‘mevzuu hadis’ sözüne tahammül edememektedirler. Bir türlü akılları ermez. Nasıl olur da peygamberin söylemediği, yaşamadığı, tavsiye etmediği sözler, hayat tarzları onun adına söylemiş gibi, yaşamış gibi uydurulur?

Bu üç kafadarın hep bekledikleri, birisi vardır çay ocağında. Kapıda göründüğü anda hep birlikte anlaşmışlar, sözleşmişler gibi hemen onun yanına giderler. İnce uzun boylu, daima takım elbiselerini giymiş, kravatını takmış, saç sakal tıraşını layıkıyla olmuş bir halin dışında gören olmamıştır. Onun sohbetinden zevk alırlar, konuşmaları yerli yerindedir. Lüzumsuz bir kelimesi bile yoktur. Dede derler. Üç evlat dört torun sahibidir. Memuriyetten sekiz yıl önce emekli olmuş, kendi yağı ile geçinip giden, güler yüzlü bir Türk Aydınıdır.

Dede kapıyı açıp girdi içeri. Etrafa şöyle bir baktı. Her zamanki köşedeki yerine geçip oturdu. Bizim delikanlılar da hemen sohbetlerini keserek Dede’nin yanına taburelerini çektiler. Çaylar söylendi. Hal hatır faslı geçildi. Hakkı elindeki, Yaşar Nuri Öztürk’ün İmamı Azam isimli kitabı masanın üzerine bıraktı. Dede kitabı tanıdı.

-“Haa” dedi. “İmamı Azam.” “Tartıştığınız konu neydi?”

-“Hadisler, özellikle uydurulmuş hadisler. Uydurma Hadis olur mu Dede?”

Çaylarını yudumladılar. Taburelerini masaya yaklaştırdılar. Dede kitabı eline aldı. “Bu kitabı geçen hafta okumuştum” dedi. Karıştırdı sayfalarını. Bir yerde durdu.

-“Size bir cümle okuyayım”. Okuma gözlüğünü burnunun üzerine yerleştirdi. “Sayfa 302 ‘Âişe’nin kezzab tabiriyle damgaladığı tek isim Ebu Hureyre’dir. Bu sıfatla defalarca itham etmiştir.” Çocuklar, kezzab Arapça bir kelime ve aşırı yalancı, ileri derecede yalancı demektir. Kim söylüyor bu sıfatı? Hz. Âişe. Âişe kim? efendimizin karısı. Bizlerin de anası. Kime söylüyor bu sözü? Ebu Hureyre’ye. Kim bu Ebu Hureyre? En fazla hadis rivayet eden kişi. ‘Yaşar Nuri Hoca şu kanaate ulaşır 289. Sayfada. Tartışmasız bir emevi meddahı, tavizsiz bir Muaviye hizmetkarıdır’ Açın hadis kitaplarını, dinleyin vaizlerin, imamların hutbelerini, vaazlarını defalarca bu kişinin rivayet ettiği hadisleri anlatırlar. Yani ileri derecede yalancılıkla itham edilen kişi…

Sinirlendi Dede. “Çayları tazele Hikmet” sert çıktı sözler ağzından. Haklıydı Dede. Milleti, Âlem-i İslam’ı böylece yanıltıp, yanlış bilgileri zehir olup zerk ediyorlardı. Elindeki kitaptan bir sayfa daha açtı; “Bakın şuraya, ‘Muaviye, Ali hakkında çirkin isnatlarda bulunmak üzere Sahabe ve tabiûndan iki ekip görevlendirdi. Bu ekiplere, herkesin karşı çıkamayacağı imkânlar ve bağışlar sağladı. Bu kişilerin sahabeden olanları arasında ebu Hureyre, Amr bin el-Âs, Mugibe bin Şûbe ve Semire bin Cündeb de vardı.’”

“-Nedir şimdi bu. Neler oluyor. Yeni bir konuya geçmeyelim. Sahabe konusu. Yani bunlar da mı Sahabe diyebilirsiniz. Yeter bu kadar. Yalnız size Hadislerle ilgili bir ölçü vereceğim. Dikkatle dinleyin.”

Kitabı masanın üzerine bıraktı. İskemlesinde şöyle bir gerindi. Çayından bir yudum içti. Gözlerini kıstı. Başını yana doğru eğdi. “uydurma, uydurulmuş hadisi nasıl anlayacağız? Bu önemli bir konudur. 1. İlk bakılacak Kur’an’dır. Rivayet edilen hadis Kur’an hükümlerine uygun mu, karşı mı duruyor. Kur’an ayetlerine, hükümlerine karşı bir manası varsa bilin ki uydurmadır. 2. Kur’an’da bulamazsanız, İlme bakarsınız. Efendimizin sözleri ve hayatı ilme asla karşı olamaz. 3. Burada da bulamazsanız gönlünüze müracaat edin. Gönlünüz tasdik edebiliyorsa doğrudur. Tasdik edemiyorsa uydurmadır. İşte size üç mihenk taşı. Yalancılardan korusun bizi ve milletimizi.”

“Amin.” Dediler. Gülümsediler. Problemleri çözülmüştü.

Bir daha bu konuya hiç dönmediler.

Aslan, Fare.. Kedi...

  Aslanın sindiği, sinmek yanlış oldu, köşesine çekildiği zamanlarda, farelerin kükremesi doğaldır. Fare kükreyince yine doğal olarak, kedi ...