beyin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beyin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ocak 2012 Cuma

Öğrendiklerimiz ve Kaçırdıklarımız


Heyy! Makinist.

Bu filimden bir şey anlayamadım. Makarayı başa sar.

“Şu günlerde’Hafıza’ üzerine yoğunlaştık dostlarla. Hafıza; beynin biriktiren tarafı. Kibar tabiri ile arşivi beynin. Duruma göre de çöplüğü! Beyin denen evde hafıza denen bir çöplük! Neler biriktirilmez ki orada?!”

“Biriktir sana (!) yapılan kötülükleri, üstüne düşmanlıklar bina et; kin tut, nefret et, uzaklaş yıllar boyu! Biriktir ki, çevren daralsın. Biriktir ki insanların her birine kulp takan zihnin, etrafında dost bırakmasın!” (1)

Makarayı başa saracak makinist sensin. Kendi filmini başa saracaksın. Ömrün boyunca yaşadığın pişmanlıkların, keşkilerin, kendine itiraf edebildiğin kötülüklerin, düşmanlıkların, kıskançlıkların, hasetlerin, gıybetlerin… Başa dönebilsem de şunları bir bir yapmasam dediğin, diyebildiğin her şey… İçin filmi başa sarabilmek.

Doğumdan itibaren beyne yüklenen, lüzumsuz, faydasız, taşıyana yük bilgilere “çöp” diyor yazar Doğramacı. Eşeğin sırtına vurulan kütüphane ne ise eşek için, manevi hayatımızda bize fayda vermeyen bilgiler de odur bizim için. Yüzyıllar evvelinden yaşanmış hikâyeleri öğrenmek, belki bir anlamda yeni hikâyelere kanat açmanın yoludur, fakat ne gerek var buna. Yeni hikâyeler an be an yaşanmakta zaten, onları bulup, onları öğrenmek daha evladır bizim için. Beynimizi (evimizi) çöplerden korumalıyız, işe yaramaz malzemeyi evden uzak tutmalıyız.

Doğramacı aynı yazısında işaret eder; “Saniyede 400 milyar verinin giriş çıkış yaptığı, işlendiği, yolgeçen hanına benzeyen bir ev. Girdi çıktılardan sadece ama sadece 2000 tanesinden haberdar olduğumuz sözde tapusu bize ait bir ev!”. Gelen 400 milyar bilginin sadece 2000 nin farkındayız. Diğerleri ne oluyor? Var olanın yok olmayacağı, yoktan da var olamayacağını mekteplerde tahsil etmiştik. O halde bu bilgiler de  ya bir yerlerde bekliyor, ya da layık bir beyinde yeniden işleniyor.

Sibel Tanyel Topçu, “Hayat, fabrika ayarlarına dönüş sürecidir”. Diyor.

Ümmi’nin halidir tarif edilen. Anasından doğduğu gibi.

Ne verdiyse dünya doğumdan itibaren atmalıyız bir bir, lazım olduğu yere. Evimizi (beynimizi) temizlemeli, sağlıklı duruma geçmeliyiz.

Ki, saniyede gelen 400 milyar bilginin daha fazlasını evimize yerleştirebilelim. 2000 den Ne kadar daha fazla bilgiyi hıfz edebilir, ne kadar daha fazla işleyip yararlı hale dönüştürebilirsek hem manevi hem maddi anlamda refaha, huzura erebileceğiz.

Doğruyu ancak Allah Bilir.

***
(1) Mehmet Doğramacı, “Paha biçilmeyen çöp evler” başlıklı yazısı.
(2) Sibel Tanyel Topçu, “Katilde bıçak, tabipte neşter, kim, ne ile neyi keser” başlıklı yazısı.

13 Ocak 2012 Cuma

Slogan Hayatlar

Ortalama 1350 gram olan beyin, ortalama 80 Kg.lık bir insanın yaklaşık %1,5’ğuna tekabül eder. Koskoca beden, %1,5’ğa tabidir. Öyle anlaşılıyor ki, bir kısım insanlarda ise belki 1000 gramdan da daha küçüktür. Kiminde ise yok hükmünde.

Küçültmüşüz hayatlarımızı, küçülen hayatlar ufuklarımızı da almış götürmüş, geniş açılı bakış tarzı, ufuklarımızla birlikte sıkıştırılmış televizyon ekranlarına. Teferruattan kaçar olmuş, incelikleri unutmuş, düşüncelerimizin önüne setler, ketler inşa edilmiş, prangalar vurulmuş ayaklarımıza, düşünemeyen beyinler cümle kurmaktan uzaklaşmış, hazırdaki bir makaleyi, binlerce günlük emekle yazılmış hikâyeyi, romanı, şiiri okumaz olmuşuz. Okumayanlar olarak da düşünemez haldeyiz. Nasılsa işe yaramadığını (düşünen) beyin ise, ancak kullanılan kısmı kadar bir büyümeyle yetinmiş, nasılsa idare edeceği vücut için ne lazımsa onu yaptıran beyin kıvrımlarını geliştirmiş, o kadar. Bu kadarıyla gelişen beynin yapacağı işler ve işlemler ise, yemek, içmek, seyretmek, çoğalmak, taşımak.. Gibi günlük bayağı işler…

Öteler, ulvi, ilim, münevver, gelişme, sevgi, Hak, adalet… Kelimelerini atmışız lügatlerden, kavramlarını uzaklaştırmışız hayatlarımızdan.

Bir-kaç kelimeden müteşekkil cümleciklerle idare eder olmuşuz.

Meramımız, üç kelimelik felsefe sandığımız cümleciklerin, ne anlattığını bile anlayamadığımız, manasının inceliklerine bile nüfuz edemediğimiz üç kelimelik cümlecikler ile dillendirilir olmuş.

Duyduğunu anlamayan, baktığını göremeyen yığınlar hükmeder olmuş hayatlarımıza. Düşüncelerimize.

Beyin küçülmeye devam eder bu durumlarda. Nasılsa işe yaramıyor!

Hücre hapsi cezasını çeken mahkûmun küçücük, demirli penceresinden görebildiği sınırlı manzara ne ise, sloganlara dayalı hayatımızın bize göstereceği de o kadardır.

Matematik bilmeyen Hukukçular, metafizik ile ilgilenmeyen İlahiyatçılar, Hekimlikten bî-haber Doktorlar, Garib’i, Şenliği tanımayan Müzikçiler…

Yığınlar yığılıp, yağdanlıklar soytarılığındaki sevimsiz, zevksiz, sevgisiz hayatlarımıza derman arasak da derdimizden başka derman da bulamayacağız.

Yığın’lıktan İnsan olmaya doğru. Hazreti İnsan’a.

Aslan, Fare.. Kedi...

  Aslanın sindiği, sinmek yanlış oldu, köşesine çekildiği zamanlarda, farelerin kükremesi doğaldır. Fare kükreyince yine doğal olarak, kedi ...