dersim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dersim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Temmuz 2012 Cumartesi

Dersim olayları tartışmalarında nasıl olmuştu?



Önce, günlerce, aylarca sahip oldukları TV, radyo ve gazetelerde tartıştılar. Sesleri çok gür çıktı. Muhalif bir sesi asla konuşturmadılar. Konuşanlar da cılız kaldılar. Dinleyiciler, izleyiciler (millet) üzerinde medya baskısı had safhaya getirdiler. Millete yeter bee.. Dedirttiler. Bundan sonra da suçluyu buldular. İsmet Paşa, Sabiha Gökçen gibi birkaç kişiye suçu yüklediler ve en üst yetkilinin ağzı ile özür dilediler.

Yöntem daima budur.

Son günlerde bazı Ülkücü sayfalarda İttihat ve Terakki ve Talat Paşa hakkında aleyhte, suçlayıcı, hakaretler ve küfürlere varan sözler yazılıp çizilmektedir. Yazıp çizenler ise daima benzer isimli arkadaşlardır. Aynı zamanda da dinci – neo-liberal kalemler ve ağızlarda medya ortamında benzer saldırılara geçmişlerdir. Olur olmaz zamanlarda, sırası olmamasına karşılık bir anda bu konuya geçilerek kısacık da olsa zehirler enjekte edilmektedir. Tarihimizin bir sayfasına ve o zamanın liderlerine hakarete varan cümleler edilmektedir.

Neler oluyor?

Örneğini Dersim tartışmalarından izlediğimiz ve bildiğimiz oyun başka bir tarih sayfası üzerinden yeniden sahneye konulmaktadır.

Ermenistan Dışişleri Bakanı ile T.C. Dış İşleri Bakanı’nın yaptığı anlaşma hala tazeliğini koruyor!

2013 Nisan ayına az bir zaman kaldı. Akabinde de, olayların 100. Yılına girilecektir.

Amaç şudur:

Bugünden, İttihat ve Terakki aleyhine konuşulacak, örgüt lider ve yetkilileri suçlanacak, millet nezdinde nefret edilmeleri sağlanacak. Sırası geldiğinde de yönetimin en üst yetkilisi tarafından;

“1915 Ermeni tehciri olayları tarafımızdan yapılmamıştır, İttihat ve Terakki yönetimi tarafından ve lideri Talat Paşa tarafından yapılmıştır. Asıl suçlu onlardır. Bu itibarla Ermenilerden özür diliyoruz.”

Denecektir. Bunun akabinde de, Ermenilerin toprak talebi ve tazminat talebi ile karşılaşılacaktır.

Hep böyle olmaktadır.

Dikkatli ve tedbirli olmalıyız.

Belki içerimize salınmış ajanlar tarafından körüklenen benzeri olaylar ve tartışmalarda sessiz kalmamalıyız. Gerekli tedbirleri almalıyız.

Kim bilir, bugünlerde yapacağımız bir hareket 1915 tehcir olaylarının zararına katlanmaktan kurtaracaktır.

Azami dikkatle takip etmeliyiz.

Provokatörlere fırsat vermemeliyiz.

28 Kasım 2011 Pazartesi

Özür Dilemek ve Hakikat


Erdoğan’ın özrünün hiçbir anlamı yoktur. Devletlerin özrü nasıl olur? Erdoğan kendisi adına özür dilemiştir. Kendisini bağlar. Belki partisini de bağlar. Lakin sanmam. Partisinden bu özre karşı çıkacak onlarca vekil vardır. Sadece kendini bağlar, ya da bu metni yazan ‘muhtemelen Y.Akdoğan’ı bağlar, yani danışmanını. Niye korkuyorsunuz? Neden korkuyorsunuz? Rahat olunuz, hayatınızı kendinize zehir etmeyiniz. Her şey siyaset değil, her şey oy değil. Bakınız, yandaş yazarlarınız bile yüz vermedi çoğunlukla bu özre. Tekrar söylemek iyidir Erdoğan’ın özrünün hiçbir anlamı yoktur. Anlamsız kaygan bir yolda kendini yormaktadır. En önemlisi de Erdoğan özür dilerken devleti suçlama noktasına varmıştır.

Haklı olarak, Türk Tarih Kurumu eski Başkanı Profesör Yusuf Halaçoğlu; “Başbakan buna nasıl karar verebilir. Meclise getirsin bakalım. Dedesi yaptıysa özür dilesin. Başbakan şahıstır. Başbakanlık adına yapamaz, bunu yapabilmesi için Meclisten karar çıkartması lazımdır” derken doğruyu söylüyor.

Atatürk’ün üzerinde durduğu en önemli konu, hatta düşman kuvvetleri boğazımıza kadar dayandığı anda en önemli gördüğü konu, yurt içindeki eşkıyaların ayaklanmalarının bastırılmasıdır. Hatta cepheden asker çekerek, Anadolu içlerindeki ayaklanmaları bastırmak üzere eşkıyanın üzerine salmak ve daha sonra cepheye yürümek en önemli politikalarındandır. Neden? Çünkü iç bütünlüğü sağlanmayan bir millet cephede ne yapacaktır? İç bütünlüğü sağlamlaştırılamayan askerle cephede ne yapılabilecek? Hiçtir bu soruların cevapları.

“Trakya’nın maneviyatını yükseltmek maksadıyla, Anadolu halkı, baştan aşağı yek-vücut bir hale getirildi, kararlar istisnasız, bütün komuta heyetleri ve arkadaşlarımızla birlikte alınıyor. … İngiliz himayesi altında müstakil bir Kürdistan kurulması hakkındaki propaganda ve taraftarları bertaraf edildi, Kürtler Türklerle birleşti.” (Nutuk:Cilt 1,Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları)

İşte mesele budur. Anadolu’nun bütünlüğünü kurtarmak ve ileriki günlerde bu bütünlüğü korumak. Bu itibarla Erdoğan’ın özrünün hiç kıymet-i harbiyesi yoktur. Yok hükmündedir. Zamanın gerçekleriyle değerlendirilmeyen tarihi vakalar üzerindeki yorumlar hatalara gebedir. Hatalar ise yeni yeni hataları doğurur.

Bugün Dersim özrü dileyenler, yarın Kürt katliamı yaptığınızı söylediklerinde nereye kaçacaksınız? Neyi nasıl savunacaksınız. Akıllı olun, tarihiniz size onur duyacağınız sayfalar bırakmıştır. Vakarınızla o sayfalardan üzerinize düşen bilgiyi alın ve tarihinizle gurur duyun.

Bugün de ülkemizin en önemli meselesi olarak, bölücülük durmaktadır. Bu problem halledilmeden, sosyal sahada, ekonomi alanında yapılacak ilerlemelerin hiç manası olmayacaktır. Bölücü terör odaklarını kendilerine destek veren yabancı ülkeleri de açık ederek, ortadan kaldırmak, tesirsiz hale getirmek, dağları temizlemek, büyük şehirlerin bile ana arterlerinde hoyratça kanlı eylemler yapan bu gözü dönmüş eşkıya artığı yapılanmayı dağıtmak, zararsız hale getirmek devletimizin en önemli görevidir. Bu görevi yapıyorken de devletimizin tek bir dayanağı Türk Milleti olacaktır.

25 Kasım 2011 Cuma

Dersim Tartışmalarından…

Belgeler açıklayacağını bildirerek kamuoyunu hazırladı. Ortaya çıkardığı belge ise, yıllardır tarihçilerin, hikâyecilerin, romancıların yazıp durdukları kâğıttan başka bir şey değildi. Bağıra çağıra, sinirli bir halde, boğazını şişirerek, dişlerini gıcırdatarak; “Biz bakkal dükkânı yönetmiyoruz, devlet yönetiyoruz, devlet”. Sözü hala kulaklarımda. Sadece özür dileme faslını bile değerlendirsek, değil “bakkal yönetimi” sizlerin üç tavukluk kümesi bile yönetemeyeceğiniz artık anlaşılmış olmalıdır.

Tek yaptıkları, insanların acıları üstüne söylem geliştirerek oy devşirmeye çalışmak.

Bakınız, Meclis Başkanı Çiçek ne diyor: “Tarih nasıl öğrenilir, en evvel tarihçiler yoluyla. Tarihçiler bu konuda siyasetçilerden daha fazla ön alırsa daha uygun olur.” İzaha muhtaç mı, şöyle diyelim. Demek ister ki Sayın Başkan, Dersim konusunu tarihçiler araştırsın. Sanki bilinmeyen, araştırılmaya muhtaç bir sayfası kalmış gibi. Al sana Rıza Zelyut oku yazdıklarını kâfidir. Kitaplar yazdı, makaleler yazdı, bildiriler hazırladı. Olmadı mı, aha Tarih Kurumu, aha onlarca tarih kürsüsü hocaları, araştırmacıları… hayır, demek ister ki muhterem “onlar, bizim istediğimiz yönde bilgiler değil.” Söyleyelim. Sizin istediğiniz sonuçlara varacak araştırmalara da bilimsel diyemeyiz.

Hayatı da, dünyayı da, ilmi de, dini de, inancı da… Böyle görüyor, böyle anlıyorlar.

Daha birkaç gün evvel şöyle söylemiştik: “Cılkını çıkardıkları kelimelerden birisi de ‘yüzleşme’. Tarihinle yüzleş, Ermeni’lerle yüzleş, Kürt’lerle yüzleş, Dersim’le yüzleş… bakıyorum da yüzleşmeyi bu kadar sevenler kimler diye, karşıma hep yüzsüzler çıkıyor!..”

Olaylar birbiri ardına öyle güzel işlenerek sunuluyor. Tesadüf değil Dersim konusunun gündeme çıkartılması. Hatırlayalım, önce bir kadına “Atatürk diktatördür” dedirttiler. Bu tartışılıyorken, onlarca makale yazılırken, TV’lerde programlar yapılırken aynı zamanda Sadi Kürdî’nin ne kadar Türk olduğu, Kurtuluş Savaşında gösterdiği yararlıklar filan konuşuldu, tartışıldı, gündeme çıkarıldı. Bu arada birde film yapmışlar hakkında onu da ortaya çıkardılar, vizyona soktular. Her şey planlandığı gibi gitti. Esas oğlan sahne aldı ve özürler diledi.

Nasıl da bir projenin, bir senaryonun sayfaları ard arda, peşi sıra gelirse aynen öyle uyguladılar, hem de başarıyla. Birileri de sanır ki, ben ne kadar başarılı bir idareciyim! Oyunda bir repliklik, sıradan bir oyuncu olduğunu anladığında dünyalar başına yıkılacak, haberi yok.

Sosyal medya sayfalarına yazdığım bir mesajı buraya alarak yazıyı sonlandırıyorum:

“Kelimelerden örülü duvarlarında tarihin, hiç bir anlam kalmadığı zamanlarda, oturup bir başına yeni bir tarih yazabiliyor musun, o zaman varsın işte. O zaman kurabilirsin yepyeni bir dünya, o zaman ram olur tarih sana…”.

Aslan, Fare.. Kedi...

  Aslanın sindiği, sinmek yanlış oldu, köşesine çekildiği zamanlarda, farelerin kükremesi doğaldır. Fare kükreyince yine doğal olarak, kedi ...