Mehmet Ali Birand 14
ağustos tarihli yazısında;
“İnanamıyorum, etrafıma bakıyorum, herkes darbe edebiyatı yapıyor.
Tekrar darbe olur mu? Darbeler nasıl önlenir? Gizli gizli darbe bekleyenler
var.
Bir türlü kendimize güvenmiyoruz. Ortaya çıkıp ‘Hadi arkadaş, bundan
sonra darbe olmaz. Eğer buna kalkışan olursa karşısında bizi bulur…’ diyen
sayısı çok az.
Sürekli bir kuşku… Hala yaşadıklarımıza, değişen Türkiye’ye
alışamayanlarımız var. Hala yorumlarda, TV tartışmalarında ‘asker şimdilik
pusuda, günü gelince ayaklanacak’… Diyenlere rastlıyoruz.
TSK, geçmiş dönemde siyasete karışmanın cezasını fazlasıyla ödediğinin
farkında. Daha da ötesi, bugünkü Türkiye’nin eskisi gibi, kolaylıkla kışlaya
dönüştürülemeyeceğini görüyor. Belki içlerinde bazıları hala darbe rüyası
görüyor olabilir, ancak Genel Kurmay’ı ve üst düzey komutanları aşabilmeleri
artık imkânsızdır.
Eğer birileri askeri göreve davet eder, askerde bu görevi emir sayar ve
harekete geçerse; bu olasılığa karşı da bu ülke insanları başkaldırmazsa,
meheldir bizlere…”
Söyledikleri bunlar.
Kimdir bu darbe beklentisi
içinde olanlar? Bildirmiyor Birand, anlatmıyor. Soyut cümlelerle anlattığından
kim oldukları, kimler oldukları da anlaşılamıyor.
Fakat ben üstüme alındım bu
lafları. Niye mi?
7 Mayıs 2012 tarihinde
Facebook’a yazdığım bir mesaj yüzünden alındım.
AKP Genel Başkan Yardımcısı
Hüseyin Çelik;
“emin olmalıyım ki, üniforması ve elindeki silahı benim paramla alınan ordu
mensubu, günün birinde bu silahı bana doğrultmasın, cuntalar hazırlamasın”
şeklinde verdiği bir beyanat üzerine, biz de şunları söylemişiz:
“Ben de diyorum ki, bir
ihtilale daha ihtiyaç var. İsterseniz darbe diye de söyleyebiliriz. Bu bizim
darbemiz olacak. Milli olacak. Ne AB-D’den ne de başka bir dünya devletinden
emir almadan tamamen milletimizin isteklerine, ihtiyaçlarına odaklanmış.
Türk’ün hâkimiyetine hedeflenmiş, tam bağımsız ve milli bir ihtilal. Korkuları
bundandır.”
Cümleyi bir daha
yazmayayım, dönünüz bir daha okuyunuz lütfen, milli bir ihtilal.
Ordunun bir yerden onay ve
talimat alarak silahlarını milletin, devletin ve Meclisin üzerine çevirmesi
değildir milli ihtilal. Hep böyle görüldüğü için sözlerimiz hep yarım
anlaşıldı. Ordunun tek başına yaptığı da değildir, bunu zaten bilirsiniz darbe
denen ve yıllardır zihinlerimizi iğdiş ettirmiş bir söylem olan darbe. Ruhsuz,
ne idiğü belli olmayan, ithal ve manası da ithal olan bir kelime darbe. Bu
söylenilen darbenin içinde millet yoktur, toplumsal birliktelik yoktur oysa
bizim anlattığımız darbeyi (ihtilali) top yekûn millet yapar. Derdimiz darbe
değil.
Devletin içlerine yerleşmiş
yabancıları, ajanları, düşman elleri kırmakla başlayabiliriz bizim darbemize.
Bunu kim yapacak? Mevcut hükümet yetkilileri mi, yoksa bir yerlerden onay
alarak darbe girişimi sonucu iktidara gelen ilgililer mi? olmaz, yapamazlar. O
makamlara onları çıkartan kuvvet kendi adamlarının, kendi hedeflerinin başına
bir şeyler gelmesini istemez.
Her istenen zamanda olmaz,
her istenildiğinde ortaya çıkmaz bazı durumlar vardır. Milli ihtilallerin
yaşanılabilmesi o durumların zuhuru ile mümkün olabilmektedir. Mesela, hiç
düşünülmeyen bir zamanda milletin tamamında bir iyimserlik, bir beraber olma
arzusu, bir aynı düşünebilme birlikteliği… Olabilmektedir. Gözlediğimiz zaman,
bu zamandır bizim. Vaktiyle yaşanmış ve tecrübeyle sabittir. Hareketin
başladığını müjdeleyen zaman. Bir kere başladığında da durdurulması imkânsız
bir hedefe yürüyüş.
Böyle olmalıdır demiyorum,
bir örnek vermek isterim:
‘Amasya Tamimi’ adı ile
tarihe geçmiş bildirgenin tarihi maddelerini şöylece özetleyebiliriz: “1)Milletin istiklalini, gene milletin azim
ve kararı kurtaracaktır. 2) Anadolu’da her türlü tesir ve murakabeden azade bir
milli heyetin vücuda getirilmesi lazımdır.”
Bu azim ve kararlılıkla
yola çıkılırsa, kim bozabilir gayeyi.
Bu araya Elmas Yıldırım’dan
bir bölük şiir iyi düşer:
Karanlıkta
gözlerim dikilmiş ufuklara,
Bir fırtına sesi var, bulutlar gökte dal dal..
Açmış doğu bağrını sökecek şafaklara,
Kop ey deli fırtına, râşeni gönlüme sal,
Ihtilâl istiyorum, mukaddes bir ihtilâl!..
Bir fırtına sesi var, bulutlar gökte dal dal..
Açmış doğu bağrını sökecek şafaklara,
Kop ey deli fırtına, râşeni gönlüme sal,
Ihtilâl istiyorum, mukaddes bir ihtilâl!..
Demek ki, Birand’ın darbe
diye anlatmak istediği ile bizim ihtilal veya darbe diye anlatmak istediğimiz
yapılar da, anlamlar da farklılık arz ediyor.
‘Askeri göreve davet’
ederek bizim istediğimiz ihtilal yapılamaz. Milletin birlik, beraberliği
sağlanmadan (ki bu kendiliğinden oluşan bir durumdur) olabilecek oluşumlar
ancak kuru darbe olarak tarihte yerini alır. Birand darbe isteyenleri biliyorsa
(ki biliyor olmalıdır) bizlere açıklamalıdır, yoksa muhayyel bir yazı olduğunu
ve asla darbe isteyenlerin bulunmadığını da açıklamalıdır. Çünkü darbe
yapacakları iddialarıyla tutuklu bulunan emekli ve muvazzaf askerleri ayrıca
düşünmek ve bir yerlere oturtmak gerekecektir. Darbe isteyenlerle darbeyi
savunanların suçları aynı olmalıdır.
Aksi halde Birand için
iftira iddianameleri ileri sürülebilir.
Bu noktada;
“Bazı
ulusalcı ve solcu girişimlerde Kemalizm ve sosyalizm milli demokratik devrim
adına sunulsa” da (‘Anıl Çeçen, Yanlış Atatürkçülük’)
Bizim anlatımımızın,
söylemimizin bunlarla herhangi bir alakasının olmadığı en azından kullandığımız
kelimelerden ve varılan yerlerden anlaşılmış olmalıdır.
Evet;
Milli bir ihtilal
bekliyorum:
Darbe -darbeci- çığırtkanlığı
yapanların korkuları bundandır.