Referandum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Referandum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Nisan 2014 Salı

Tayyip Bey Kime Güveniyor?


PKK (BDP)’yi unuttuk: özellikle 17 Aralık soruşturmaları sonunda ortaya çıkan belgeler PKK’yı 4 ay boyunca unutturdu.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri aleve sarınca, bir-kaç gün evvel iktidar partisinin %43’lük oyuna bakarak, seçilemeyeceğini filan düşünenlerimiz (ben de içindeyim) oldu.

PKK’yı unutmuşuz. Nasıl ki, Güney Doğu’da özerklik ilanına hazırlandıklarını söylemişlerdi, nasıl ki, İstanbul’da bölebildiği kadar oyları bölmüştü, nasıl ki, İsyan çıkartırım kabadayılığını hoyratça dillendirmişti…

Hep cesaret aldıkları yer elbette Tayyip Bey’di. Bunun adını da, barış, özgürlükler, insan hakları koymuşlardı.

Şimdi puslar dağılıyor artık. PKK’nın Tayyip Bey’i destekleyeceği aşikâr oldu.

Peki, karşılığı ne?

Ve bu oyun nasıl bozulacaktır?

%43’lük AKP oyları içinde: İstanbul, Ankara, Antalya, İzmir, Urfa, Ağrı, Erzincan.. gibi illerde özellikle MHP’den giden oylar da var. Sair partilerin de verdikleri oyları hesaba katarsak ki, bu oyların toplamı %7’yi aşmaz ise durum kötü. PKK desteği ile Tayyip Bey seçilir.

Ben %43’lük oylardan iskontolarımı yaptığım zaman %40’a ulaşıyorum. Bu oran Tayyip Bey’i Cumhurbaşkanı yapamaz.

Öyleyse neye güveniyorlar?

Biz neyi atlıyoruz?

Öyle kesin konuşuyorlar ki (dün M.Ali Şahin gibi) Cumhurbaşkanlığı çantada keklik adeta.

Evet.

Ülkücü oyları alabileceklerine, 12 Eylül 2010’un yeniden tekerrür edeceğine inanıyorlar. Bunun alt yapısını hazırlamakla meşguller.

Başarabilirler mi?

Bendeniz başaramazlar diyemiyorum. Salakça oy kullananlar olduğu sürece, bence önlerinde mani yok.

Problem biz de.

Kandırılacaklar sınıfında olan bizleriz.

Ne diyelim?

Allah ferasetlerini açık bulundursun. Tuzağa düşenleri uyandırsın.

Amin.



26 Temmuz 2010 Pazartesi

Referanduma Giderken

Çetin siyasi salvolara hazırlanalım. Yine, seçim yolu eğrisinin başındayız, yavaş yavaş siyasiler sert sözlere giriş yapmaktalar. Siyasi manevralar, söylemler, kimi zaman kırıcı mücadeleler başlayacak. Halk, dinleyebildiği kadar, anlayabildiği kadar bu kavgaya iştirak edecek. Ülke ikiye bölündü. ‘Evet’ çiler, ‘Hayır’cılar. Biz niye böyleyiz. Ak-kara, iyi-kötü, ıslak-kuru, dinci-laikci, demokrat-darbeci.. neden ayrılıveririz, kamplaşıveririz? başka ülkelerde durum böyle olamaz, bilmiyorum. Halkımız siyasetin tam içinde. Her türlü siyasi tartışmada mutlaka bir fikir ileri sürecek durumdadır. İşsiz halk yığınlarının, kahvehane sohbetlerinin ötesinde, kavgaya varan siyasi mugalebeler.

Anayasa’mızın oylaması yapılırken, en iyi arkadaşım Şener o günlerde Çankırı’da görevli olduğunu, oylama günü Ankara’ya gelemediğini ve oy kullanmadığını anlatmıştı. Oy vermenin bir vatandaşlık görevi olduğu, demokratik hakkın kullanılması gerektiği konularında bir nutuk irad etmiştim. Çankırı’da yapılan mitingleri takip ettiğini, halkın onaylama yönünde oy kullanacağına inandığını, gazetelerin verdiği haberlere göre de sonucun ‘evet’ çıkacağının tahmin edilmesi nedeniyle de oylamaya gitmeye pek gönüllü olmadığını anlattığında da, köpürmüştüm. Sonraki yıllarda Anayasa ile ilgili bir eleştiri getirdiğinde “söz söylemeye hakkın yok” diyerek susturduğumu hatırlıyorum. Zavallı arkadaşım “Haklısın” diyerek, o gün yaptığı hatadan dolayı kendini affedemiyordu. Hasta yatağında yatıyorken, “ne ettim de gelmedim” diye hayıflandığını iyi bilirim.

Birbirlerine ‘vatan haini’ yakıştırması yapıyorlar. Bu çok ağır itham hikayenin içindeki karakterlerin düşünme ve iş yapma özelliklerini kaybettiriyor. Vatan haini! Hıımm.. o halde, onunla konuşmayayım, o halde onunla arkadaşlık yapmamalıyım, o halde onunla alışverişe paydos… nereye kadar gider bu düşünceler? İki tercih konulmuş önüne. ‘evet’ ve ‘hayır’. Okudukların, dinlediklerin ve izlediklerinin sonunda anlayabildiğin kadarıyla, hangisine basacaksan mührünü bas. O kadar. Buradan ‘hain’ çıkmaz. Siyasilerin yalan-yanlış propagandalarına aldırış etme. Siyasi karakterler, hep vatan için, millet için, sevdaları için hareket ederler, öyle mi? sanmam. Peki, ‘parti menfaati’ ne oluyor? imkansız “zenginleşmeler” nasıl oluyor? sıradan bir öğrenci iken, mezun olur olmaz, yüksek paralı- mevkili “işler” nasıl oluyor? kullanılan oyların sonunda ‘hain’ çıkmaz, oralarda arama. Hainin kaynağı başka “göze”lerdedir.

Nihayet, hiç bitmeyecek sandığımız hastalığından ve sonraki nekahet döneminin ardından Şener ayağa kalktı. Uzun olmayan, yorucu olmayan, sıkıcı olmayan seyahatlere çıkıyoruz. Ormana, göle doğru kısa yürüyüşler yapıyoruz. Ağaçları, çiçekleri, böcekleri görmeye anlamaya çalışıyoruz. Telaşlı karıncalarla, uzun dilleri ile karınca yakalayan kurbağaları izliyoruz. Durmadan yiyecek arayan ve bulduğunda da hemencecik yutan güvercinlerin, kıvrak danslarını seyrediyoruz. Kır bahçesinde yapılan taze demlenmiş çayımızı yudumlarken, radyodan ‘inleyen nağmeleri’ duymaya, anlamlarını çözmeye zorluyoruz. Bu çabaların hiç bir yerinde ‘referandum’ yok. ‘Hain’ yok. Garson çaylarımızı tazelerken Ziya Paşa’dan bir beyit okudu Şener;

“Onlar ki verir laf ile dünyaya nizamat/Bin türlü teseyyüp bulunur hanelerinde”

“Kimsenin evindeki pislikleri görmek bizim işimiz değil, fakat Ziya Paşalar o pislikleri görmeseler, anlatmasalar altınla – tenekeyi nasıl ayırt edeceğiz”? Doğru. Diyebildim sadece. Birilerinin yanlışları söylemesi, halka anlatması lazımdır. “Aydınların işi bu” dedi Şener. Bizim aydınlarımız. Etliye sütlüye karışmayan, iyide kötüde olmayan, tavşan boku gibi ne akan ne kokan aydınlar. Üniversitelerden bir sorunun çözümü hakkında halkı aydınlatıcı bir şey duydun mu? “hayır ben duymadım”. Koca koca salonlarda kendileri çalar kendileri oynarlar. Sonucu belki bildiri ile yayınlarlar o kadar. “Halka mal olan, halk için, toplum için ne bir teklifleri, ne bir çalışmaları vardır.” Bütün çalışmaları kendilerinin geleceğine planlıdır. Yönetime ters gelecek bir açıklama asla yapamazlar, bir çalışmaya asla giremezler. Çalışmanın sonunda, para kazanma ihtimali, makam-mevki ihtimali yoksa, devletlüler de yoktur…

Gününde, Şener ile birlikte gideceğiz ve oy’umuzu kullanacağız. Elimizden ancak bu geliyor.

21 Temmuz 2010 Çarşamba

Oylar Açıklanıyor

Yakında, yine bir raslantı ile 12 Eylül 2010 tarihinde Anayasa üzerinde yapılan (sanırım 26 maddenin )değişikliği referandum da oylanacak. Moda oldu, gazete köşelerine kurulmuş köşe yazarları ‘niçin evet’ vereceğini açıklıyorlar ya, önce darbe anayasasına neden ‘hayır’ dediğini anlatıyorlar. Bu günlerde 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra yapılan ve 1982 yılında halk oyuna sunulan anayasaya kim ne oy vermiş açıklamaya başladılar bir bir. Kimi 12 Eylül Anayasasına “hayır” dediğim gibi diye başlıyor yazısına, kimi, “hayır” dediğim anayasaya şimdi evet diyerek, diye başlıyor, kimi, bu anayasaya evet demek 12 Eylül anayasasına hayır demektir, diye başlıyor, kimi, “evet” demek darbe anayasına hayır demektir.. gibi görüşlerini açıklıyorlar. Neredeyse herkes ‘hayır’ demiş, 1982Anayasası’na. Eeeee %92 oyu kim verdi peki. Kimse üstüne almıyor. Siyasal Dinciler hayır demiş, Liberaller hayır demiş, 68’liler hayır demiş, Komünistler hayır demiş, Sivilciler hayır demiş, İkinci Cumhuriyetçiler hayır demiş, Solcular ve Ülkücüler zaten hayır demişti, ee geriye kim kalıyor? Kim verdi bu %92 oyu kim?

2007 seçimlerinde de benzer bir durumla karşılaşmıştık. Her iki kişiden birisinin oyunu alan AKP için, “hayır ben vermedim” demişlerdi. Bir türlü AKP’ye oy verenler çıkıpta şöyle karnını gere gere -ben verdim­- diyemiyorlardı. Çekiniyorlar, korkuyorlar, utanıyorlar…AKP ye verilen oyları kimse üstüne alamıyordu . Bu nasıl iş ti? Yahu nasıl oluyor bu. Nerede şu her şeyi bilenler anlatıversinler de anlayalım.

Bu, Türkiye’nin küçük bir parçasının resmidir. Psikolojisi bozulan vatan evlatlarının ne yapacağını bilemez halidir. Fikirlerdeki değişimlerin yüzlerine vurmuş utanmazlık halidir. Oysa, fikir değişir, değişebilir. Stabil olmayan dünyanın her an değiştiği gibi. Neden utanıyorsunuz? oy vermek özgürlüktür, özgürlüğünüzü doya doya yaşayın ve gerekirse bunu gerine gerine açıklayın.

Aslan, Fare.. Kedi...

  Aslanın sindiği, sinmek yanlış oldu, köşesine çekildiği zamanlarda, farelerin kükremesi doğaldır. Fare kükreyince yine doğal olarak, kedi ...