Hayatta hiçbir şey olamamışlar,
olmayı becerememişler; ‘olsan ne yazar’ gibi avamî bir lafı söylemekten büyük
zevk alırlar.
Güya karşıyı küçümseyerek…
Küçümseme altında kendi küçüklüklerini gizleyerek.
Öyle zevk alırlar ki, bir süre
sonra söylediklerine kendileri de inanırlar ve hatta dev aynasının karşısında
kendi kendilerine, ‘sen ne büyüksün bee..’ demekten kendilerini alamazlar.
Aslında bu tiplerin
uğraması gereken, konuşması gereken, muayene olması gereken kişi, konusunda ustalaşmış
bir psikiyatrdır, tavsiye ederiz. Bildiği tanıdığı bir uzman yoksa yardımcı
olur, ricada bulunuruz.
Dış Politikada yaptıkları
büyük hatalar nedeniyle Hakkâri’de, Karadeniz’de son olarak Foça’da meydana
gelen olaylar, bir garip beyin karışıklığının sonucudur. Psikolojik
kontrollerden evvel bir müddette olsa dinlenmeyi salık veririz. Dinlenirken,
nerede hata yaptığının da düşünülmesini.
Çok konuşanın sözlerinin
içinde yalanın bulunması ne kadar doğal ise, çok bildiğini söyleyenin de
hatalarının bulunması doğaldır. Gerdan kırarak, gırtlak patlatarak, bu konuları
kendilerinin bildiğini haykırması, her şeyden evvel edebe mugayyırdır.
Bir edepsizce laf daha
edildi. “üç-beş Mehmet öldü diye meclis” toplanmazmış.
Hıncınız mı var? Zevk mi alıyorsunuz? Bu nasıl laftır, bu nasıl ifadedir.
Üstelik bu lafı eden, üniversitelerden akademik unvan almış, yıllarca Milli
Eğitim Bakanlığını yönetmiş birisi. Allah’tan korkmuyorsunuz, bari Kul’undan
utanın.
Daha, çok kısa bir geçmişte
Habur, Oslo fiyaskolarını da biliyordunuz, bizlerde hatırlıyorduk. Devletin
nizamı içerisinde böyle garip uygulamaya yönelik kanunlar, yönetmelikler var
mıydı? Nereden uydurdunuz da, kendinizi de zor durumda bıraktınız.
Siz her şeyi bilirdiniz
hani?