Yaklaşık üç ay kadar evvel
Konya’da bir hafta geçirdim. Severim Konya’yı. Mütevazı şehirdir. İnsanları
kendi hallerinde, çarşı Pazar kıpır kıpırdır.
Konya’lı, dindardır.
Muhafazakâr. Başka illerden gelenler ve Konya yerlileri kardeşcesine yaşayıp
giderler. Genellikle de, dışarıdan gelenleri kendilerine benzetirler, çünkü ev
kiralarlar, esnafı satış yapar… Bunlar olmazsa yabancının! İşi zordur.
Son otuz yıldır öylesine
gelişme gösterdi ki, yapılaşma ve büyüme sarhoş edici. Bildiğim yerleri bile
bulmakta zorluk çekiyorum. Daha bir yıl önce eski haliyle duran mahalle bir
bakmışsınız bu yıl yıkılmış ve hemen yerine yenisi imar edilmiş. Bu hıza
dayanmak zordur.
Şehrin yapılaşması hızında
muhafazakâr tutumu da geriye doğru gitmekte. Gittikçe dindarlaşma sınırından
farklı bir alana taşınmış Konyalı. Farklı bir din anlayışı hakim olmuş.
Doğrudur, din ve dini kurumların hayatı tanzim edici vasıfları vardır. Fakat
Konya’da farklılık hemen kendini gösteriyor. Mesela, birbirlerine ‘hacı’, ‘hacı
abi’ gibi hitap ediyorlar. Anlamak zor sebebini. Çoğunluk ‘sakal’ bırakmış.
Sakal bırakan adeta cennetten yer ayırmış gibi bir tavır içindeler. İnsan’a
değil, sakala hürmet var. İlme, bilgiye değil, gösterişe itibar var.
Maşallah camileri
mü’minlerle dolu. Her vakitte Ezan-ı Muhammedî şehrin munis havasını
şenlendirmekte, çok şükür.
Kurban Bayramı
münasebetiyle tekrar yolumuz düştü Konya’ya.
Üç ay evvelki seyahatimizde
de dikkatimi çekmişti. Ezan okunmazdan hemen önce, minarelerdeki hoparlörlerden
üç-beş kere bir mekanik ses duyuluyor. Ezan okunması bittikten sonra da farklı
ton ve yapıda üç-beş ses daha duyuluyor. Hiçbir anlam veremedim. İlk duyduğumda,
‘herhalde sistemde bir arıza var’ diye düşünmüştüm.
Son gidişimizde de her
vakitte bu sesleri duyunca, “besbelli, bilerek yapılmıştır”. Şeklinde düşünmeye
başladım. Eğer arızalı ise şimdiye dek yapılmalıydı. Üstelik, şehrin epey
dışına yapılmış Oto-Gar muhitinde aynı sesleri duydum, Nalçacı Caddesi denen
muhitinde duydum, Çaybaşı mahallesinde ve Yaka-Meram muhitlerinde de aynı sesi
duydum. Belirttiğim semtler şehrin tamamını kapsar. Demek ki her yerde aynı
sesler ezan öncesi ve sonrası verilmekte olduğunu kanaatine ulaşılmaktadır.
Ezan okunmadan verilen
mekanik sesin manası; ‘Hey! Millet sıkı durun, ezan okunmaya başlayacak”.
Ezandan sonra da verilen sesler ise; “Hey! Millet ezan okundu, haydi namaza”
uyarısı olsa gerek. Arızadan kaynaklanmadığı kesin olduğuna göre, bundan başka
ne mana ararsınız?
Yeni bir din anlayışı
mıdır? Bilmiyorum. Ama nur topu gibi bir ‘Bid’atımız’ olduğu kesindir.
Yakında ahtapotun kolları
gibi, Türkiye’nin her tarafına yayılırsa da şaşırmam. Bid’atlerin, yanlış
inançların bir çığ gibi çoğalması ve yayılması, doğruların, güzelliklerin
yayılmasından, kabul edilmesinden daha kolaydır çünkü.