Maneviyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Maneviyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kasım 2011 Çarşamba

Rastgele Cümleler

Nezahetten, nezaketten yoksun, kaba bir dil. Sen ne olursan ol, ağzından çıkan kelimelerle varsın, öyle anılırsın. Kelimelerin kokusu da durmaksızın yayılır, tüm mahalleyi kaplar. Ben böyle dememiştim, yanlış anladınız filan gibi açıklamalar da bu gayrı ahlaki durumu kurtaramaz.

Deliğinden yılanı çıkaran dil, kendin bilmezleri de deliğine tıkar. Dikkat edilmesi gereken çok basit bir kuraldır. Sadece, laf ağzından çıkmadan iki kere düşüneceksin.

Hızlı konuşmak güzel konuşmak demek değildir. Çok laf etmek de güzel konuşmak değildir. Sözün azı, lafın kısası makbuldür. Lakin, ağızdan çıkan söz, içinde bulunduğun toplumun duymak istediği, onların derdine çare olan söz olsun.

“Şu an Suriye yönetimi ile doğrusu ben görüşmeyi kesmiş bulunuyorum”. Kaba dediğimiz bu söz işte. Daha politik, daha dış politikayı düzenleyici şekilde de söylenebilir, kimseyi de incitmez.

Kaos zamanlarında durgun su gibi olmak ve fakat pislikleri, kirleri tutmamak. Asıl başarılması gereken bu olmalıdır.

Yaşayıp gidiyoruz dünyada işte.

Yaz ayları gelende ter basar, kızıl güneş altında yanar da yanarız. Kış ayları gelip, sobalar kurulanda odun kömür bulunmaz donar da donarız. Geçim şartlarını karşılayamaz, kazanılan üç beş kuruşla cambazlık yaparak al takke ver külah hesabı, işler tıkırında gitmeyince de ah ile vah ile ne yaptığını bilmez halde kıvranıp giderdik. Neylersin ahvali dünya işte.

Denizlerden karaya doğru gelen dev dalgaların önüne konan büyük kayalara mendirek denmektedir. Toplum içinde de gelmesi muhtemel kriz, fesat, fitne gibi tehlikeleri emen ve topluma zarar vermesini önleyen setler vardır. Yüksek binaların en tepesine konan paratoner gibi. Yıldırımı üzerine çeker, dolayısıyla binayı ve çevresindekileri korur. Aynen böyle.

Özellikle gençleri kinden, intikamdan, hırstan, fesattan, kıskançlıktan… arındıracak, onları bu dünyada “İnsan” sıfatında yetiştirecek, bilgilendirecek, manevi ilimle mücehhez fertler yapacak, ilmi seviyesi asrı idrak etmeye müsait şahsiyetler tarafından eğitilmesi ülke için elzemdir.

Hiç bir söz yok ki, hedefini bulmasın.

Kapalı, kilitli sandıklarda demlenen yazılar, fırsat bulup gün yüzüne çıkmalı ki, harcanan emek, verilen çaba sonunda ortaya çıkan değer sahibini bulsun.

Son cümleyi William Glads söylesin.

“insan ihtiyar olmaya karar verdiği gün ihtiyardır. Güzelliği görme yeteneğini kaybetmeyen asla yaşlanmaz. Yaşlanmak bir dağa tırmanmak gibidir. Çıktıkça yorgunluğunuz artar. Nefesiniz daralır, ama görüş alanınız genişler. Beynimiz yeni tecrübeler keşfettiği sürece insan genç sayılır.”

20 Eylül 2010 Pazartesi

Bülent Bey, ‘Dönmeyenler’den miş!

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, siyaset meydanlarında oy avcılığı yaparken "Mevlevi, ’bizim zikrimiz çok güzel, Allah deriz döneriz, döneriz Allah deriz’ demiş. Nakşi de ’Çok güzel de biz böyle yapmayız. Biz bir defa Allah deriz, bir defa dönmeyiz’ demiş. İkisi de aslında Allah’a zikrediyor da biri dönmeden zikrediyor biri dönüp zikrediyor. Çok şükür biz de dönmeyenlerdeniz. Bir defa bu yola çıktık, çok şükür başımız hiç öne eğilmedi. Ne zulümler, ne haksızlıklar gördük. Postmodern darbeler, muhtıralar, 28 Şubatlar çıktı, eğilmedik" (Radikal, 7 Eylül 2010)

Cehaletini, cesurca anlatıyor. Özellikle siyasiler bilmedikleri konularda konuşmayı, bilmedikleri, bilemedikleri anlamadıkları konularda ahkam kesmeyi, halk kitlelerine, onların hoşuna gitsin, oylarını versinler diye nasıl da anlatıyorlar. Bilmiyorsun. Bari sus. Ya da, siyaset konuş, anayasa konuş, devlet yönetimini konuş, mesleğin olan hukuk konuş… hayır illa ki, manevi manalar yüklü bir konuyu taşıyacak meydana, oy avlayacak. Halkın-kitlelerin bilgisizliğinden, masumiyetinden istifade ile. “çok şükür bizde dönmeyenlerdeniz. Bir defa bu yola çıktık, çok şükür başımız öne eğilmedi. Ne zulümler, ne haksızlıklar gördük. Postmodern darbeler, muhtıralar, 28 Şubatlar çıktı, eğilmedik.” İyi yapmışsınız sayın Arınç, eğilmemekle, iyi yapmışsınız. Aferin size. Peki ama, bir önceki anlattığınız hikaye ile ne ilgisi var bu cümlenin? Mevlevi’yi Nakşi’yi bir hikayede anlatıyorsun. Arkasına siyaseti bağlıyorsun. Olacak iş mi bu? Seni dinleyenler, halk nasıl anlayacak? Hiç düşünüyor musunuz? Halk, senin anlattığının içinde sadece Mevlevi ve Nakşi kelimelerini, çok şükür kelimesini anlar. O kadar. Bu kelimeler de size oy kazandırır değil mi? biliyorsunuz canım. Bilmediğiniz bir şey var sadece. O da anlattığınız hikayenin ne anlama kullanıldığı erbabınca.

“Dönmeyenlerdeniz” demekle ne anlatıyor Arınç Bey acaba?

Hazineden bir bölüm, yerlere saçılabilir mi? cebindeki parayı etrafa atabilir misin? Çocukların eline altın verebilir misin? oynasın diye. Yarın birisi çocuğun elindekini değersiz bir şeker karşılında alır değil mi? hazineyi ortaya saçma. Bilmiyorsun sus. Hatta bilmediğini de bilmiyorsun. Dücane Cündioğlu’nun deyişiyle “bilmediğini bilmeyene ne öğretebilirsin?. Hiç.” Siyaset meydanlarında siyaset, ekonomi, hukuk anlatılır. Sosyolojik veriler tartışılır. Maneviyat değil.

Konu açılmışken, Bülen Arınç beye dönmesini tavsiye edebiliriz. “Dön” ki, belki “Halk”a hizmet etme fırsatı düşer.

Aslan, Fare.. Kedi...

  Aslanın sindiği, sinmek yanlış oldu, köşesine çekildiği zamanlarda, farelerin kükremesi doğaldır. Fare kükreyince yine doğal olarak, kedi ...