antony flew etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
antony flew etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Nisan 2014 Pazartesi

Suçların İtirafı


Olur a, bir gün hatıra düşer de geçmişte bilerek veya bilmeden, isteyerek veya istemeden yapılanlar acı vermeye başlarsa, bir diğeri, daha başkası peş peşe göz önünde canlanır da yakar kavurursa, olgunlaşma devresi başlamış demektir. Durup dururken, kendi kendine yüzün kızarıp, boğazın kurur, nefes almak zorlaşır. Etrafında senden başka bir canlı olmadığı halde, cendereye konulmuş gibi, falakaya yatırılmış gibi olursun. Terler, üşür, terler, üşürsün. Yaptıklarını kendine itiraf eder, sonuçta kendine ceza verirsin. Bir anlamda kabir azabı başlamıştır. Daha doğrusu, hiçbir azap insanın kendine verdiği ceza kadar yakıcı olamaz. ‘Cehenneme herkes kendi odununu taşır’ sözünün anlamı da bu olsa gerektir.

Okuduğum her yazıyı, her makaleyi, her şiiri, her hikayeyi, kitabı, romanı.. yazarının bir itirafı gibi görürüm. Acıları, hüzünleri, sevinçleri, zevkleri ayrı ayrı dökülür kâğıt üzerine. Kendine itirafıdır, bizler de sebepleniyoruz. Atölyesinde, laboratuvarında geceler, aylar süren titiz çalışmaları ve yorgunluğunun sonunda ulaştığı eserde itirafıdır bilim adamı veya sanatçının. İtiraf, aynı zamanda faş etmedir. Ruhunun derinliklerindeki kendinden bile gizleyerek geliştirip, büyüttüğü, üzerinde yılların emeği ve gizemi olan bir sonuç. Bazen, kendilerini bulunmaz Hint kumaşı cinsinden gören yazar-şairlerle karşılaşırım, hiç incitmeden onları bir tebessüm dolar dudaklarıma. Olsun, bir gün gelir ki, kendilerinin de bir -hiç- olduğunu anladıklarında daha olgun, daha öz eserleri vereceklerini düşünür umutlanır ve unuturum.

Suç ferdidir. Bir başkasını bağlamaz. İşleyen, suçun kahramanı olarak yaşar, itiraf eden ise zafer kazanan kumandan.

Aslen suçlu olduğu halde, başkalarını rahatça suçlayarak nutuklarını geliştirenler de vardır hani, yakın geçmişimizde pek çok örneğini gördük. Devletini suçlayanlar, ordusunu suçlayanlar, eğitim sistemini suçlayanlar, aynı vatan üzerinde ortak bir tarih oluşturmuş farklı etnik yapıları suçlayanlar, dilini, bayrağını, marşını, türküsünü, sazını, sözünü… suçlayanlar. Asıl suçlular onlar, fakat itiraf edemiyorlar. Bir de hayatlarına bakınız. Rahat bir uyku çekemediklerine bahse girerim. Kimisi kuruldukları gazete köşelerinde kurdukları güzel cümlelerin ardına saklandılar, kimisi mensup oldukları akademilerin verdiği unvanların ardına. Bıraktıkları sakalları bile onlar için saklanılacak bir sütreydi. Konuşmaları arasına sıkıştırdıkları, belki anlamını bile bilmedikleri İngilizce kavramlar bile onların perdeleriydi. İtiraf edilmeyen suç, içerde büyür büyür ve dev halini alır. Kişinin aklını başından aldığı gibi, dumansız ateşler içinde kavrulur da kavrulur.

Bakmayın bizimkilerin akılsızca davranıp, suçlarını kendilerine bile itiraf etmemelerine. Yandıkları yanlarına kâr kalacak.

“Kendimi her davranışımda suçlu bulurum, daha kötüsü değişmez yasaların bir sonucuymuş gibi suçsuzken bile kendimde suç aramamdır, bunun birinci nedeni, çevremdekilerden daha akıllı olmamdır." Diyen Dostoyevski kadar entellektüel namuslu ve akıllı olamamalarıdır.

Yıllarını ateist olarak geçiren Antony Flew’in, suçluluğunu “Yanılmışım Tanrı Varmış” cümlesiyle itiraf etmesi ve itirafını tüm dünyaya bildirmesi bizlere bir yol göstermektedir.

Salt kendine itiraf başlangıç olsa da, yeterli değildir. Suçların bir de halka açıklanması ve bu yolla nefsin dizginlenip, aşağılanması, terbiye edilmesi de lazımdır ki, bu durum bizim kültürümüzde melamet olarak adlandırılır.

İtiraf, zamanı yaşayarak idrak etmektir. Zamanı, anı, yani şu anı, şimdiyi. Geçmişi yad ederek, pişmanlıklar içinde yaşamaktansa, cezaya razı olarak anı huzurda geçirmek.

Varlığı sahibine gönüllü vererek,

Hiçlik cennetinde, ‘An’ı yaşamak…


12 Ağustos 2011 Cuma

Ateistler Neye İnanmaz

"I'm guite happy to believe in an inoffensive inactive God". Antony Flew

Öyle anlatıldığını düşünmüş, öyle anlatıldığı için öyle inanmış bir düşünür Flew. Ateist’lerin, niçin inanmadıklarını sorgulamak haddim değil, araştırmalar, neden, niçinler sonrası ulaştığım bir sonuçtur; olayları, anlatılanları değerlendirdiğimde ulaştığım sonuç, sanki bende atesit’ler gibi inanmıyorum. Neye inanmıyorum.

Hele hele son günlerde, içinde bulunduğumuz Ramazan ayında, iftar ve sahur programlarında TV lerde yapılan programları incelerseniz, dikkatle izlerseniz neyi anlatmak istediğimi daha iyi anlarsınız. Ekranlara çıkarttıkları sakallı sakallı kişilerin bir inançları var, saygı duyarız. Bu kişilerin günlerdir (daha 20 gün var) anlattıkları tanrı tamamen, öğrendikleri kadarıyla kendi dimağlarında yarattıkları tanrıdan ibaret. İşte ben onların kendi yarattıkları ve dikte ettikleri tanrılarına inanmıyorum. Cenneti, cehennemi, hurileri, zebanileri, abdesti, namazı, orucu, mukabeleyi… bir anlatışları var ki… sanki iki kişi bir birini imtihana çekiyor, cennette allah’ın huzurunda nelerin olacağını anlatıyorlar, iki samimi arkadaş gibi, bazen birisi bir gün oruç tutan cennete gider diyor, bazen diğeri, kalb-i selim’i anlatırken hiç ilgisi olmayan, alakasız örnekleri veriyor. Kalb-i Selim’in cennete girenlerde olduğunu anlatıyor. sanki ticaret yapıyorlar, şu ibadeti yaparsan şu kadar kazanırsın, maazallah yapmazsan ziyanın şudur… Neler neler.  İşte ben bunlara inanmıyorum. Bir gün diyanette görevli imiş isminin başında da Prof. Yazıyor, bir zat-ı muhterem. ‘Hürriyet’i anlatıyor. Allah’a Kul olanın hür olduğunu, hürriyetin ancak Kul olmakla mümkün olacağın anlatıyor. Dikkatlice baktım, bıyığını Başbakan Tayyip Erdoğan’a benzetmek için o kadar uğraşmış ki, kendi mahkûmiyetinin bile farkında değil. Hürriyetten bahsediyor. İşte bunun için inanmıyorum. Her neyse, birinci cümleye geri dönelim.

Flew şöyle söylüyor; “zararsız, etkin olmayan bir tanrıya inandığım için çok mutluyum”. Kendine ait bir fikrini böylece açıklıyor.

Sosyal medyada bizim Prof.larımızdan birisi şöyle yazdı; “I’m quite happy to belive in an inoffensive inactive god” diyen İngiliz Filozofu Anthony Flew ölmüş.” Bu cümleye yine Prof. Olan eskiden Milletvekilliği de yapmış bulunan (başka görevleri de vardı) birisi aynen şu cevabı verdi; “Herhalde kendi canını kendi aldı”. Birinci Profesör; “Valla öbür tarafta buluşunca taleplerini bizzat kendisi iletir artık” dedi. Araya bugünlerde bir gazetede köşe yazıları yazan birisi katıldı; “Adam onca zaman sonra ‘yanılmışım tanrı varmış’ diyebilmiş ya, daha fazlasını da beklemek lazımJ Birinci Profesör sanırım kırdığı potu hafifletmek üzere; “evet bu da bir erdem. Çıkmayan candan ümit kesilmez. ‘şaka yaptım’ diyen Rorty’den daha iyi bir sonJ Diyerek konuşmayı bitirdiler.

Gördünüz mü Profesörlerimizin halini. Hiç Profesörlerin konuşmalarına, yazışmalarına benziyor mu? Ne bir derinlik var nede letafet. Dalga geçiyorlar, küçümsüyorlar. Peki, kendileri bir görüş, bir fikir, bir düşünce ortaya koyuyorlar mı? Hayır. Maalesef hayır. Bu iki prof. Üstelik devletin üst kademelerinde çok önemli görevler almışlardı (birisi halen görevli). Bilgi, yok. Düşünme kabiliyeti, yok. Makam mevki, çok. Kazanç, çok.

İşte ateist’lerin inanmadıkları düşünceler bunlar. Evet evet bu düşüncelere ben de inanmıyorum. Öyle bir tanrı tarif ediyor ki, koy ceviz kabuğunun içine, gezdir, ihtiyacın olduğu anda ise çıkar ve tapın, hatta iste isteyebildiğin kadar iste. Cenneti iste, af iste, para iste, makam mevki iste, nasılsa ceviz kabuğu içinde yanında taşıyorsun ya. İşte buna inanmıyorlar. Ben de inanmıyorum.  Oysa Flew, imanını açıklıyor, inanç tarzını açıklıyor kendine has üslubu ile. Flew’in tanrısı zararsız, fakat bizim Prof.ların tanrısı zararlı. Kendilerini bile terbiye edememiş. Terbiye edemeyen tanrı zararlı tanrıdır.

Oysa, ölüm haberini veren birinci profesöre ikincisi “toprağı bol olsun” deseydi, milli kültürümüz içinde oluşagelen bir hoşgörü tarafımızı da göstermiş olurdu. “herhalde kendi canını kendi aldı” diyerek, hem kendisini ve hemde milletimizi küçülttü, kendisinin farkında olduğunu zannetmiyorum. Onun adına üzüntü duyuyorum.

“Koyunun bulunmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derlermiş”. Özdeyişince bir süre daha bu ehliyetsiz, yeteneksiz biçareler başımıza bela olmaya devam edecekler anlaşılan.

Aslan, Fare.. Kedi...

  Aslanın sindiği, sinmek yanlış oldu, köşesine çekildiği zamanlarda, farelerin kükremesi doğaldır. Fare kükreyince yine doğal olarak, kedi ...