Ana içeriğe atla

‘Yarı Aydın’lar!


İçine yuvarlandığımız felaket çukurunda en büyük pay, bu yarı aydın denilen tiplerindir. Kendilerini bulunmaz Hint kumaşı gibi pazarlamayı becerebilen, diplomaları Fransa’dan, Almanya’dan, ABD’den alınmış veya bilvesile NATO içlerine kadar düşmüş ve eğitilmiş, yetiştirildikleri odaklarca verilen görevleri yapmak için çabalayan, görevlerinin içinde de Türk’e ait ne varsa, başta Cumhuriyet, Atatürk, Türk töresi gibi değerler üzerinde oyunlar kuran, hedeflerine ulaşmak için vaktiyle düşman belledikleri dincilerle birlikte ortaklık yapmaktan bile çekinmeyenlerdir.

Kimi zaman liberal sıfatıyla, kimi zaman demokrat sıfatıyla, kimi zaman komünist - sosyalist sıfatıyla, kimi zaman İslamcı sıfatıyla, kimi zaman Kürt, kimi zaman Ermeni sıfatlarıyla sahne aldılar sinsice, şeytanca.

Yazının başlığını Aslan Tekin’in 14 Eylül tarihli yazısından aldık. Tekin, yazısında gerekli cevabı veriyor bunlara.

‘Yetmez ama evet’ dalkavukluğunu bulanlar da onlardı. Devletin tarumar edilişi, yargının işlemez ve hatta belli bir grubun menfaatleri uğruna kullanılışı hep onların yardımları, destekleri ile gerçekleşti. Yıllarca mevcut iktidarın, güya demokrasi, insan hakları gibi kavramları kullanarak, barışı ve esenliği yerleştirme eylemlerinde katkıları oldu!. Bilemediler ki, bu kavramlar belli bir zihniyetin rövanşist hedeflerine varmak üzere kullandığı perdelerden ibaretti. Sağlanan gazete köşelerinden, televizyon ekranlarından yıllarca Türk’e, ordusuna, kültürüne saldırdılar, küfürler ettiler, yalanlar söylediler. Her yaptıkları, Türk düşmanlarını ve iktidarı biraz daha güçlendirdi.

Sonra, iktidarda bocalamalar baş gösterdi. Yolsuzluklar ayyuka çıktı. Yavaş yavaş muhalefet etmeye başladılar. Bunlara ihtiyaç kalmadığını düşünen iktidar güçleri, etrafından uzaklaştırdı. Verilen köşeleri geri aldılar, ekranlardan kovdular. İyot gibi açıkta kaldılar.

Kendilerine yer bulmakta mahirdirler.

Vardılar, PKK’nın kucağına sığındılar. Hemence HDP sever oluverdiler. Belki de aldıkları emir gereği. 7 Haziran seçimlerinde HDP’nin kazanması için ne lazımsa yaptılar. Bunlara para ver, makamlar ver, gazete köşeleri ver, ekranlar ver yaptıramayacağın iş yoktur. Taşeron terör örgütlerini, her istihbarat servisinin rahatça kullandığı gibi, bunlar da farklı alanların terör örgütü elemanlarıdır.

Ülkeyi yıkıma götürmek, olmazları ilmi gibi göstermek gibi güzel cümlelerin içine sıkıştırılmış, yıkıcı, bölücü, vatan satıcı ne kadar hayalleri varsa hepsini sergilediler. Bunların hepsinin isimleri bellidir ve herkesin malumudur. Kimlerden bahsettiğimiz de okuyucumuzun bilgisi tahtındadır. Ne kaçabilirler, ne de bugüne kadar yaptıkları gibi yalanlarla avutabilirler. Hepsinin alnında kocaman, kapkara damgalar var. Ayırt edilmeleri hiç de zor değil.

PKK’nın azmasının, IŞİD belasının uç vermesinin, Suriye anlaşmazlığının, BOP eş başkanın C. Başkanı yapılmasının, yargının perişan hale getirilmesinin, Suruç, Reyhanlı ve Ankara saldırılarının hep sorumlusu bunlardır.

Ne kaçabilirler, ne de yalanlarıyla suçlarını kapatabilirler.

Yarın, belki de ‘yarından da yakın’ bir zaman içinde milli güçler iktidarı eline aldığında, ilk yapılacak işler arasında bunların yaka-paça yargı karşısına çıkarılması gerekecektir. Millete, orduya, kültüre, hukuka, kamu düzenine, bürokrasiye… yaptıklarının hesapları sorulmalıdır.

Ve,

Bunları asla ve kat’a hiçbir siyasi organizasyona, cemiyete, mitinglere, çıkartmamalıdır. Gazetelerden, televizyonlardan kovulmalıdırlar.

Şeytanla ne işiniz olabilir?

Şeytanı kovmadan millete ve dünyaya rahat yoktur.

‘Aydın’ sıfatını kedilerine yakıştırdıklarına bakmayınız. Karanlıklar içinde yaşayan köstebeklerdir bunlar. Yılan gibi sürüngenlerdir bunlar. Tilki gibi kurnazlık gösterirler bunlar. Hayatımızdan ve düşüncelerimizden kovmadıktan sonra, rahat, huzur hayaldir bize.


Yorumlar

  1. Yarı Aydın’ın bir özelliği daha kendiliğinden ortaya çıktı.

    Şöyle ki, okuyup, üzerinde düşünerek anlama faaliyetine geçeği yerde, direkt olmasa da yazdığı saçma sapan cümlecikler içine sıkıştırdığı güya eleştiri, aslında hakaret sözlerini hemen sıralamaktır. Aslında söylenileni anlayamıyor, o kadarına aklı ermiyor, nefsaniyetinin dürtüklemesiyle önce kendi içinde, sonra da etrafında bir cephe açma uğraşına giriyor. Başaramayacağını da kesin olarak bildiğinden yandaş toplama ve güçlenme faaliyetini sürdürüyor.

    Daha önceki bir yazımızda belirtmiştik: Hakk’a davetin bulunduğu yerlerde, savaş kaçınılmazdır. Çünkü dünyalık menfaatlerini savunmak zorunda olanların, beslendikleri kaynakların hayal ve vehimden ibaret olduğunu anlatmak onların küçük akıllarıyla kurdukları dünyalarının yıkılmasına sebep olacaktır. Bu dayanılmaz bir durumdur.

    Fikri, düşüncesi, tertipli çalışma azmi, mantıklı cümle kurguları gibi kuvvelerden de mahrum olduğundan, suçlamalar, iftiralar, hiç olmazsa görmezden gelmelerle Hakk’a davet edeni küçümseme ve yok etme planları yaparlar.

    Tehlikeli olmaları, sözlerinin çabucak anlaşılmasıyla, etraflarına kalabalıkları çabucak toplamalarındandır. Onların sözleri çok çabuk kabul görür çünkü üzerinde düşünmeye gerek yoktur. Basit, günlük, hatta anlık düşünme pratikleri çoğunluğun çok hoşuna gidecektir. Sözleri söylenildiği anda tükenir gider, insanlar da bu kadar hafif ve taşınmasına gerek olmayan sözleri o an için alırlar ve unuturlar. Ancak, hain vasıflı o kişinin (yarı aydının) attığı kurşun hedefini bulur, yapacağını yapar.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…