Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Aralık, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

‘Paralel’ Üzerine Söyleşmeler!

Paralel devlet yapılanması nedir, nasıl olur?
Sorusu üzerinde biraz tartışma, görüş alışverişi, fikir dolaştırma yaptık. Görüşmenin gelişimi ve sonuçlarını ilerleyen satırlarda bulacaksınız.
17/25 Aralık önemli bir tarihidir Türk siyasi hayatının. Cumhuriyet tarihi boyunca böylesi bir fotoğraf seyredilmedi ülkemizde. Neler olduğunu hatırlatmaktan ziyade, unutulmaya yüz tutmuş bazı noktalar üzerinde ısrarla durmak daha tesirli olacaktır. Siyasi hayatı düzenlemek, birisinin istediği gibi olmasını sağlamak üzere; çıkarılmış ve uyulması zorunlu olan kanunları, yönetmelikleri, kuralları uygulamak yerine, yine o kişinin sağlığı ve selameti için hemen o anda uydurulan ve yasalaştırılan kuralları uygulamak, ‘hukuk’a ikame anlamında olmak üzere, yapılagelen eylemleri anlatır. Dikkat edilirse, hukukun yerine geçmek üzere, hukuk değil, bir kişinin, bir beyin, bir ağanın, bir şeyhin… İsteğinin yerine getirilmesi. İsterseniz buna ortaçağ uygulaması bile diyebilirsiniz. Ve hatta diyebilirsiniz ki, or…

Cizre, PKK, AKP… Anayasa, Kürt Devleti

Cizre olayları devletsiz kalan uykudaki devi uyandırmaya yetmedi anlaşılan. Sahi bu olaylar niçin çıkmıştı?
Hatırlayalım.
Başbakan Yardımcısı B. Arınç, HÜDAPAR’ı ziyaret etti. Neler konuşulmuş olabilir?
Öteden beri şikâyetimiz, PKK’nın Kürtleri temsil etmeyeceği idi. Sözde çözüm sürecini de bugüne kadar sadece PKK ile yürüttüler. Kürtler asla masada bulunmadı. ya PKKlı hainlerle, ya da aşiret reisleri, ağalar veya şıhlarla görüştüler. Bunların hiçbirisi Kürtleri temsil edemezdi ve bu görüşümü müteaddit defalar bildirdik.
Şimdi seçim dönemine girdik. Oy lazım oy. Ne yapmalı? Öyleyse, ihmal edilen Kürtlerle de görüşelim mantığı hükumet yetkilisini HÜDAPAR’a götürdü. Bunlar kim? PKK’nın dinci versiyonu. Haydaa, siz hiç mi doğru dürüst bir denklem kuramazsınız arkadaş? Hiç mi doğru dürüst bir havuz problemi çözmediniz?
Akılları sıra, biz bütün görüşmelerde Kürtleri birleştirecek bir heyetle görüştük diyecekler, yani?
Yanisi şu;
Kürt oylarının peşindeler.
AKP listelerinden, HÜDAPAR’lı bir-kaç kişi…

Cesaretin Ne önemi Var?

Aklıma getirdi Sayın Başbakan. Cesurluk gösterisi istedi bir taraftan, hay hay cevabını aldı. Sorulan sorular üzerine da memnuniyetini bildirdi. Bunlar siyasi hayatın içinden oyun eskizleri. Olabilir, öteden beri de olagelmiştir.
“Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz” cevabı verilmesi üzerine de, “Katı yüreklilerle gönüllere girilmez” deyiverdi, ne ilgisi varsa. Davutoğlu bir renk, değişik bir hareketler bütünü olarak ayrı bir lezzet kattı siyasi havaya. Dikkatle izleyenler, asla üzerinde bulunmayan vasıfları var(mış) gibi yaparak, üstüne yapıştırmaya çalışıyor. Lakin ütüsüz elbise ayarında duruyor sırtında.
Hem, Tunceli’ye varmak için cesaret neden gerekli olsun ki? İnsan kendi bağının arka yamacına gitmek için hangi cesarete sahipse o kadarı yeter de artar bile.
Davutoğlu’nun şu lafları ayıp kaçtı, biraz da mahcubiyet içeriyordu: “Tunceli’ye gitti, ne yaptı Valilik önünde konuştu, bir kişiyle bile konuştu mu, ama biz Türkiye’nin her tarafında konuşuyoruz.” Yapmayın Sayın Başbakan,…

‘Hâkim Kararı’!

Asıl hukuka başkaldırı, asıl hukuku çiğneme “bir kere anayasayı çiğnesek ne yazar” laflarıyla başlatılmıştı. Onun izinden gittiklerini propaganda edenler de, “gücünüz yeterse yıkın” gibi sakil, sakil oldukça da edep sınırlarını aşan, hukuk sistemine hakaretler içeren laflar ettiler. Daha dün yargının bir kararına karşı, kararın yargıcına hitapla “vatana ihanet ettiğini” bile söylediler, çıkan karar istedikleri gibi olmadığı için.
Devlet yönetiminin en üst kademesinde oturanların bu tavırları, halk kesimlerinin kahir ekseriyetinde hâkim kararlarına karşı duyarsızlık yarattı, yargıya saygıyı bitirdi. Mahkeme kararları artık insanlar üzerinde istenen etkiyi bırakmıyor, çünkü itibarı yitirilmiş hâkimin kararı tesirsiz oluyor. İtibarsızlaştırılan devlet idarecilerinin kararları da itibarsız hale gelmiştir. En son örneğini de, hâkimin verdiği bir kararı uygulamayacağının bazı gazeteler ve televizyonlar tarafından deklare edilmesiyle yaşadık. Nitekim, yayın yasağı üzerine bazı kanallardaki ha…

Bir Yobaz Atatürk Düşmanına Cevabımızdır;

İlahiyat Profesörü Osman Eskicioğlu Face Book’ta aşağıdaki mesajı yayınladı:
“Ziya Hurşit, Almanya’da öğrenim görmüş yurda döndüğünde öğretmenlik yapmış, yaşı müsait olmadığı halde Büyük Millet Meclisi’ne Lazistan Milletvekili olmuştu.
Düşündüklerini söylemekten çekinmezdi. Ölümden bile korkmayacak kadar gözü pek ve ataktı. Milletvekili iken gönüllü olarak cepheye gitmiş ve düşmanla cephe savaşı yapmıştı.
Atatürk Sakarya Savaşı’nı kazanıp Ankara’ya döndüğünde büyük bir törenle karşılanınca Meclis’teki kara tahtaya;
”Bir millet kendi putlarını kendi yapar, kendi tapar.” diye yazmıştı.
Mustafa Kemal Paşa’ya suikast girişiminde bulunduğu gerekçesiyle idam edilmiştir.

Allah gani gani rahmet eylesin kabri pür-nur, makamı cennet olsun inşallah
Onu idam eden ve ettiren ve de sebep olan zalimler için yaşasın cehennem

AMİN”
Bu mesajdan anladığımız nedir? Atatürk düşmanlığı, hem de öyle böyle değil, kin, intikam duygusu, haset, edebi aşan ifade… nasıl adlandırırsanız adlandırın. Karşımızda büyük bir A…

Dış Politika Yazmayı Denedim

Amerika Birleşik Devletleri Başkan Yardımcısı Bidden, “IŞİD’in Türkiye gibi müttefikler yüzünden doğduğunu” söylemesinden sonra tartışmalar yapıldı ve sonunda, özür dilediydi, dilemediydi düzleminde devam etti gitti. Özür dilediğini söyleyenler havuz medyası taraftarları, diğerleri ise bekledikten sonra, Başkan’ın kendi ağzından “özür dilemediği”ni söylemesini tekrar etmekten öteye, kısır siyasi kapışmayı geçmemişti. İstanbul ziyaretinde ise konu hakkında soru sorulmasına mani olunmuştu. Engellemenin kimden geldiğini ve neden engellendiğini bilmiyoruz. Bu engelleme işi ülkemizde pek sık rastladığımız bir eylem tarzı olduğundan, Yeni Türkiye’nin sıfatlarından olduğunun bilinmesi ile üzerinde durulmaya değer görülmemiş olabilir. Özellikle Güney Doğu yöresinde meydana gelen olayların basında yazılması, üzerinde konuşulması hemen mahkeme kararıyla yasaklanır ya, alışkınız biz, alışkınız!.
Bidden niye geldi? Kameralara karşı ve bilmemiz istenen kadarıyla bize yapılan açıklama şu: “Suriye me…

“Son din İslam” tanımı doğru mudur?

“Allâh indînde Din, İslâm’dır! Kendilerine Kitap (bu konuda bilgi) verilenler, onlara verilen bu ilimden sonra haset ve ihtirastan dolayı ayrılığa düştüler. Kim Allâh’ın işaretlerindeki varlığını (Esmâsı’nın açığa çıkışı olan işaretleri) örterse, muhakkak ki Allâh ‘Seriy’ul Hisab’dır (yapılan işin hesabını anında sonuçlandıran) . (Al-u İmran/19)
Hazreti Peygamber’in son Hacc’ına -Veda Haccı- denilmektedir. Veda Hacc’ından dönüşte, Gadir Hum mevkiinde, 124 Bin Müslüman’a (Ashab) yaptığı konuşmaya ise ‘Veda Hutbesi’ ismi verilmektedir. Bu hutbenin akabinde, Maide Suresi’nin 3. Ayeti nazil olunmuştur, “… Bugün sizin için Dininizi ikmal ettim (Din konusundaki bilgilenmenizi), üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için Din (anlayışı) olarak İslâm’a (Allâh’a tam teslimiyete) razı oldum…”
Böylece Din tamamlandı, ikmal olundu.
Sohbetlerimizde ve yazılarımızda çok sık kullanırız, ‘son din İslam’ tanımını. Oysa son olabilmesi öncesinden de ‘dinlerin’ gelmiş olmasına bağlıdır. Hatta sayısız din…

Sormak, Sorgulamak Yasaktır; Bu Nasıl Dünyadır? -III

‘Zat’ı sorgulanamaz, tefekkür edilemez, anlaşılamaz, bilinemez. Üzerinde konuşulamaz, soru sorulamaz, hikâye edilemez. Acziyetimizin Allah’ca bir ifadesidir. Zat’ı her şeyden beridir, rengi, şekli, kokusu yoktur, bilinemez. Sorularımızı biz, dünyada öğretilen üç boyutlu âlemin bildirdiği verilere göre düşünür ve sorarız. Dünyevi kelime ve kavramlar, ‘Zatı’nı kavrayamaz, kapsayamaz ki, sorusu olsun. Yorumcu yazarın, atıf yaptığı Hz. Muhammed’in (sav) hadisi şerif ise mutlak surette ‘Zat’ı ile ilgili bir tartışmaya dair olsa gerektir.
“Sana sorarlar” buyurur ve farklı konuları, farklı ayetlerde zikreder. ‘Benden’, ‘Ruhtan’, ‘Dağlardan’, ‘yetimlerden’, ‘Ölümden’, ‘Din sürecinden’.. çok konuları sorarlar. Dikkat edilirse, sormasınlar değil, ‘sorarlar!’… Neden acaba? Bakara Suresi 171. Ayet-i kerime de “Akıllarını kullanmazlar” buyurulmaktadır.
Bildirilen ilmin tamamı sorgulanabilir, öğrenilebilir, anlaşılabilir. Sünnetullah’tır, Sıfatıdır. “İsimleri öğrettik” demiyor mu? Allah Rasulü’nün ge…

Sormak, Sorgulamak Yasaktır; Bu Nasıl Dünyadır? -II

Geçenlerde bir haber vardı basında. “Avrupa Uzay Ajansı tarafından, hayatın oluşumuna dair bilgi toplamak için 67P numarasıyla adlandırılan kuyruklu yıldıza 10 yıl evvel gönderilen uzay aracı hedefine varmış ve kuyruklu yıldıza inişini gerçekleştirmiş.” Biz sorgulamanın yasaklanmasını tartışırken, elin oğlu uzayı fethediyor, iğne ile kuyu kazar gibi, 10 yıldır gönderdikleri aracı izliyorlar ve hedefine sorunsuz oturması için geceli gündüzlü çalışıyorlar. Şu bilgiyi de verelim. Daha düne kadar sömürge hayatı yaşayan Hindistan, Mars’ın yörüngesine uydu yerleştiriyor ve bütün dünyada saygıyla anılıyor. Biz soru sormanın yasak olduğu zamanların garip çocuklarıyız. İrili ufaklı dünya devletleri ve milletler durmaksızın ilmi ilerlemelere yetişmek amacıyla çalışmakta ve büyük başarılar elde etmektedirler. İşte bugünlerde bizim bir televizyonumuzda yapılan din içerikli programa bir seyircinin sorusu: “Hocam tavuklarım 15 gündür yumurtlamıyorlar, hangi duaları okumalıyım!”. İnsanımızı bu durum…

Sormak, Sorgulamak Yasaktır; Bu Nasıl Dünyadır? -I

“Laiklik Dinsizlik midir” başlıklı yazımıza, zahmet etmişler Sabri ÖĞE bey yorum yazmışlar. Bizce memnunluk vericidir, cevaben teşekkür ettik. Kısa bir araştırmayla, kendilerinin yandaş tesmiye edilen bir internet sitesinde yazar olduğunu öğrendik. Yazdıkları, hepsini inceleyememekle birlikte iktidar yanlısı, yöneticileri öven yazılardır (burası bizi ilgilendirmez, sadece tanıtmak amacıyla not edilmiştir).
Yazıya yaptığı yorumdan da anlaşılacağı üzere, dinci kesimle içli dışlı olduğu, eğitimini tamamen muhafazakâr dinci tabakalardan aldığı, laikliğe karşı olduğu, şeriat istediği, laiklik konusunun çok nazik bir konu olduğu, gelişigüzel konuşulamayacağı;
Hususlarını açıklamış ve kısaca üzerinde duracağımız şu görüşlerini de belirtmiştir:
“Efendimiz, din konusunda tartışmayı yasaklamıştır. Geçmişteki birçok toplumun bu yüzden helak olduğunu bildirmiştir.
“İmam-ı Azam Hazretleri, bir din âlimi olan oğlu Hammad’ı tartışırken görmüş ve onu tartışmadan men etmiştir.”
Ve, bu konuları Prof. Hayre…

Hırsızın Hatası, Hızındandır

Bilim Bakanı’ymış soyha!
Üstelik Bilim Bakanı!
Koca Ragıp Paşa’yı dualarımızla analım. Vaktiyle söylediği muhteşem beyit ete kemiğe bürünüp, Bilim Bakanı’nın dilinden dökülmüş:
“Merd-i kıptî şecaat arz ederken sirkatin söyler”
Be hey Koca Ragıp kimi gördün de söyledin, be hey, be hey!
Bilim Bakanı nasıl söylemiş ona da bakalım:
“Varsa ufak tefek hırsızlıkları falan filan onu da büyütüp şey yapmaya çalışıyor”. Vay, vay. Tam da Bilim Bakanı’na yakışır netlikle anlatılmış. Fetvacı başı ‘hırsızlık değil’ demişti, başka ne kelime kullanabileceğimi bilmiyorum. İzninizle bendeniz yine ‘hırsızlık’ kavramını kullanmak zorundayım. Küçük hırsızlıklar göz ardı edilecek manasını nasıl da güzel vurgulamış Bakan Bey. Gerçi ‘ufak-tefek’ dediği, sabahlara kadar taşındığı halde bitirilemeyen milyar avrolar, dolarlar ya, küçük dedikleri bu. Allah muhafaza ya büyük olsaydı nasıl tarif edecekti bilinmez.
Fırsatı değerlendirmek diye bir tanımımız var. Yıllar geçer büyük bir aşkla saldırır kamu hazinesine. Yetkile…

Laiklik Dinsizlik midir?

Geçenlerde sosyal medyada şu mesajı yazmıştım:
“Neredeyse, Ülkücülerin de Laiklik karşıtı olduğunu düşünmeye başlayacağım. Allah muhafaza. Kişi korkularını kendisi yaratır.”
Bazı arkadaşlarımız görüşlerini bildirdiler:
Ahmed Kür Şad, “Adamın birinin dediği gibi ‘bir insan hem laik hem Müslüman olamaz’ cümlesi, yalanın da, saçmalığın da daniskasıdır. Laik olmayanın Müslümanlığında sıkıntı vardır.” Dedi. Karşı olan bir arkadaşımıza cevaben de ilave etti Ahmed Bey: “Şeriat zaten meşhur ismiyle laikliği öngörmüyor, emretmiyor mu … ağabey? İnönü ile başlayan ve günümüze kadar devam eden, CHP politikalarının, insanların beynine soktuğu laiklik=dinsizlik algısına neden kanıyoruz?”
Sait Yakut Bey, “Laikliğe karşı olduğunu” açık yüreklilikle açıkladı. Öyle sanıyorum ki, Sait Bey, Laikliği dinsizlik olarak anlıyor. Belki de karşılaştığı veya tartıştığı kişilerin laikliğe bakış açılarını sorgulama ve eleştirme anlamındadır.
İlhan Yalçın enteresan tespitler yaptı: “Neredeyse 1/3’ü karşı, 1/3’ü fikir b…