14 Şubat 2014 Cuma

Milli Olduğu İçin, Cuntalar Harekete geçmiş!


İnanılmaz gelişmeler oluyor. Yolsuzluk soruşturmaları akabinde hükümet çevrelerinin aklına millilik geldi. Yandaş ağızlar (kalemler) topluca, Tayyip Erdoğan’ın milli duruş sergilediği ve taviz vermediği gerekçesiyle, Cumhuriyet tarihinde görülmemiş gayrı milli cunta (veya cuntalar) tarafından kurulan darbe tuzaklarıyla devrilmek istendiğini anlatıyorlar. Son operasyonun adı her ne kadar ‘yolsuzluk ve rüşvet operasyonu’ konulmuşsa da, amacın bu olmadığı ve esas olarak Erdoğan hükümetinin devrilmesine yönelik, dış güçlerin desteklediği ve hatta CHP’nin de içinde bulunduğu bir cunta tarafından operasyonun yürütüldüğü anlatılmaktadır. Tabii bizler cahil ve aklı çalışmaz, okuma bilmez, söylenilenden de bir şey anlamaz kişiler olduğumuz için yedik anlatılanları.

Çok enteresan! Erdoğan’ın milli duruş sergilemesi ve milli terimlerden medet umar hale gelmesi inanılır gibi değil. Sırf Erdoğan değil tabii, yandaşlar koro halinde.

Çok değil az bir zaman geçti, hafızamızda taze duruyor: Türk’ü dağdan taştan silmek, T.C.’yi kaldırmak, Bayrak taşıyanlara cezalar vermek, Atatürk’ü hatırlatan afişlere yasak getirmek bu yüzden futbol takımına ceza vermek, milliyetçiliği ayaklar altına almak, andımızı kaldırmak bir anda hatırladıklarımız. Ne oldu da şimdi millilik hatırlandı? Niye?

Yabancı güçler, ajanlar ne diye operasyon yaparlar başka ülkelere?

İnandırıcılık sağlanması için, yabancı kuvvetleri de işin içine koymak lazımdır. Düşman cuntalar, milli olana hücum eder de ondan. Cuntalar, kendi devletlerinin menfaatlerini korumayan, kendilerinin çıkarlarına hizmet etmeyen ekonomik yatırımlar, dış politika kararları, iç politikadaki savrulmalar nedeniyle o ülke idarecilerinin dikkatini çekmek üzere, bir takım planlar ve politika oyunlarına girebilirler. Giriyorlar da. Bir Bakan’ın ağzından dinlemiştik, mesela; “Hatay’da, Gaziantep’te pek çok ülkenin ajanının kol gezdiğini, otellerine yerleştiğini, özellikle Suriye meselesinde oyuncu olmak üzere çalıştıklarını filan..”, o günlerde bizde çeşitli yazılarımızla sormuştuk; Madem biliyorsunuz, neden sınır dışı etmiyorsunuz? Diye. Bu ajanlar şimdilerde neredeler, ne işle meşguller acaba? Suriye işinden vaz geçip, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini devirmekle mi meşguller? Kim bilir?

İşte dış destekli cuntalara dikkat çekerek, düşmanın kuvvetini ve sağlamlığını da sık sık tekrarlayarak, toplumsal şiddetin istenildiği zaman hortlatılabileceği bir sosyal psikolojik bir durum yaratma tekniğidir yapılanlar. “%50’yi zor tutuyorum” hitabeti önemli bir örnek olarak duruyor önümüzde. Gezi olaylarından beridir, her iktidar aleyhindeki toplumsal hareketlenme anında, iktidar da kendi taraftarlarını meydanlara toplayıp, saatlerce canlı yayınlarla millet beyninin istedikleri yönde eğitilmesi çalışmalarını da yaptılar. Meydanlara toplama sebebi ise, adeta ‘meydan okuma’ gibiydi. Buyurun buradayız! Der gibi.

Ayrıca, bin yıldır birlikte yaşamış, birlikte devletlerini geliştirmiş milletin parçalarından Kürtleri, daima ve daima ayrıştırarak, onların kimlikleri ve etnik yapıları üzerinden günlük siyasetin malzemesi yapılması da, demokrasinin ancak biçimsel olarak yazılı metinler olarak Anayasa ve yasa maddeleri arasında zikredilmesinden başkaca, insanlarının beyinlerine işletilememesinden de kaynaklandığını tespit etmemiz gerekmektedir. Böylece, Türk-Kürt çatışmasının perdesinin de aralanması gayretlerinin, kendi uyguladıkları politikalarının anlamsız ve yıkıcılığı özendirdiğini de belirtmemiz lazımdır. Ki, ‘milli irade’ ve dayanılacak demokratik aracın sadece ‘sandık’ olduğu beyanı bile, tek iradenin seçilmiş liderde olduğunu vurgulamaktan başka işe yaramayacağını öğretmektedir.

Bir yandan İş güvencesi azaltılırken, işsizliğin artması, reel faizlerin eksilerde dolaşması, çalışanların kahir ekseriyetinin bir aylık kazancıyla ortalama dört kişilik ailelerinin gıda, giyim, ısınma, eğitim giderlerini karşılayamamaları, hayatlarının zar-zor idame ettirmeye çalıştıkları durumda, üstüne üstlük devlet idarecilerinin içinden adı yolsuzluklara karışanların da çıkması, toplumsal travmayı daha da artıracak ve içinde bulunulan durumdan kurtulmanın yolları, yine toplumsal bir akılla bulunmaya çalışılacaktır.

Eğer burada, dış güç aranacaksa, yıllardır uygulanmakta olan politikaların gözden geçirilmesinde fayda umulur. Durmaksızın yabancı kaynaklardan borçlanma, iç tüketimi özendirme, insanları ödeyemeyecekleri derecede borçlu durumuna düşürme politikaları artık iflas etme eşiğindedir. Öyleyse, küresel sisteme eklemlenme çabaları içinde bulunan siyasi iktidarın, etrafındaki dalkavuk kümesinin övgülerine aldırmadan 11 yıllık politikalarını gözden geçirmeleri ve nerede hata yaptıklarını tespit ederek mutlaka hatalarından dönmeleri aciliyet arz etmektedir.

Görüldüğü gibi, ne uygulanan iç-dış politikalar millidir, ne de bu politikaları uygulayanlar. Siyasi amaçlarının gerçekleştirilmesi için buldukları büyük bir yalandan ibarettir millilik.

Kaldı ki, hükümetin milli politikalar uygulaması en çok bizi sevindirir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Devlet Kuracaklarmış!

AKP’nin eski MKYK üyesi Ayhan Oğan ne demişti? “Yeni devlet kuruyoruz, kurucu lideri Recep Tayyip Erdoğan.” Bu söz söylendikten s...