3 Şubat 2014 Pazartesi

Kuvez boşluğunda hayat öpücüğü

Bakmayın bir tarafın ‘devlet operasyonu’ demelerine. Kedi fare oyunu sanki. Tabii ki, hükumete karşı yapılan siyasi bir hareket.

Devlet bütün kurumlarıyla, badem bıyıklılar tarafından yönetilmekte. Hangi devlet olduğunu da söyleseler bari. Evet, devlet bir taraflardan el koymuş vaziyette. Bu devlet AKP’nin idare edebileceği türden bir devlette değil. Beynini, idelojisine kiralamış kafalarda devlet yönetiminden eser bulamazsınız. Devlet, yasası olan, kanunları olan, teammülleri, töreleri olan kurumdur. Kanundan bana ne, teammül de neymiş, töre bizi ırgalamaz gibi düşünce sahiplerinde hukuk ve Hak beklentisi beyhudedir. Kafalarına gelen, belki de rüyalarında gördükleri bir uygulamayı, kanun, töre dinlemeden hayata geçiriyorlar. Kanunlar sonradan gelir düşüncesiyle. Evet, olanlar devletin operasyonudur, ancak bu devlet onların bildiği devlet değil, ‘derin Türk aklı’nın hâkim olduğu ve yücelik şanından olan devlet.

17 Aralık günü çok hızlı geçti. Haberlerin bu kadar süratli geçtiği gün, Orduya yapılan harekât günlerindeki gibiydi. Her kafadan bir ses çıkıyor, merkez ve yandaş medya edindiği bilgileri yayınlamamakta ısrarlı davranıyor, resmi açıklamalar ise suya sabuna dokunmadan, ne şiş yansın ne kebap havasında yapılıyordu. Nelerin olup bittiği, sosyal medyada insanların bir birlerine ulaştırdığı haberler kadardı. Medyamız resmen sınıfta kaldı. Tivitter üzerinden cesurca verilen haberler, ne Tv’lerde, ne de gazetelerin internet sitelerinde verilemiyordu. Korku dağları sarmıştı. Bir elin parmağını geçmeyen sayıdaki cesur yürekli gazetecilerin verdiği haberler, tüm Türkiye’nin öğrenebildiği haberler oluyordu.

‘İleri demokrasi’ günlerini yaşıyorduk engizisyon baskılarından çıkmaya çalışarak. Ne adalet çalışanları, ne medya elemanları ne de polis kanunlarla kendilerine verilen görevlerini, rahat ve huzur içinde yapabiliyorlardı. “Bir İç işleri Bakanı’nın oğlu, kendisine bağlı polislerce evinden alınacak ve Bakan haberi gazetelerden öğrenecek,” böyle şey olur mu? İşte o kafaya göre olmazdı. Sonra tabi, polisler görevlerinden alındılar. Olsun. Onlar iç huzuru içinde görev yaptıkları bilincindeler. Çünkü talimat, adalet makamınca verilmişti.

İşlerine nasıl gelirse yorumları da öyle yapılıyor. ‘Dış güçlerden’ bahsediliyor, ‘çete’ diyorlar’, neredeyse ‘Ergenekon’ diyecekler de dilleri varmıyor. İşte dökülmeye başladılar, ‘Para sayma makinesini polis koymuş’muş, ‘ayakkabı kutusu yokmuş’muş.. bunlara hiç gerek yok. Olanı olduğu gibi kabul edip, gereken neyse ki, Bakanların istifası, yetmezse de Hükumetin istifası. Olması gereken budur. Bu kokuşmuşlukla daha bir adım atılamaz.

Bizim sormamız gereken, nasıl oldu, neden oldu? Sorularıdır. Her iki cümlesinin birisi Allah, din, peygamber olan bu insanlar nasıl oldu da batağa saplandılar. Hangi şeytanın oyununa daldılar. Hangi zafiyetin esiri oldular? Daha ortaya çıkmayanlar da var mı? Sıra, gemiciklere, villalara da gelecek mi? Evet sorularımız bunlar olmalı. Kimse vazgeçilmez değildir. Devletin işleri onlar olmasa da devam eder gider. El elden üstündür. Adı çıkanları, temizlenene kadar devlet idaresinden uzak tutmakta yarar var. Nitekim CHP ve MHP üzerine oynan kaset operasyonu sonunda onlarda istifa mekanizmasını çalıştırmışlardı. İsmi geçenlerin hiç birisi şimdilerde aktif siyasette değiller. Hatta hükumetin istifası ile kurulacak bir milli mutabakat hükumeti ile erken seçime gidilebilir. Neden olmasın!.

Asıl facia 12 Eylül 2010 tarihinde oylanan Anayasa referandumunda yaşanmıştı. Evet diyenler, yetmez ama evet diyenler, “mezardaki ölülere bile oy kullandırılması” talimatının peşine takılarak ne olduğunu, niye olduğunu bile anlamadan verdikleri destekleri ile onaylanan anayasa için,  şimdi anlamış olmalılar hatalarını. Daha bir hafta olmadı: “Ne istediniz de vermedik” itirafını yüksek sesle dillendiren Sayın Başbakan pişmanlık yaşıyor mudur acaba?

Yargı kimlere teslim edilmiş? Bu durumda ne yapılmalı? Anayasa oylamasıyla yapılandırılan HSYK’nın derhal düzenlenmesi lazımdır. Yapılması gereken budur. Muhalefet partilerinin bu konuda hazır olduklarını sanırım. Derhal yapılmalıdır. Adalet çalışanlarının elindeki dosyaları almakla, başka birimlere geçici tayinlerle filan düzeltemezseniz bu durumu. Kendiniz ettiniz, kendiniz buldunuz. Buyurun cenaze namazına.

26 Ekim 2013 tarihli yazımızda şunları yazmışız: “Bakmayın, İngiliz misyonunun ABD’ye geçmesinin ardından, İran ile ABD (veya Batı) sözde düşmanlığına. Bakmayın, İsrail yetkililerinin verdikleri nutuklardaki İran düşmanlığına. Bu, göstermelik düşmanlıktır onları besleyip geliştiren. Bugün için ABD ve İran dostluğu ap-açık ortaya çıkmıştır ki, ABD’nin ekonomik krizden çıkışının teminatı adeta İran olmaktadır (bu aşamada, Körfez’den, İran üzerinden ABD Savaş gemileriyle, taşınması çok muhtemel altınlar henüz gündeme gelmedi).”

Halk Bankası ve Genel Müdürü üzerinde koparılan fırtınanın ipuçları yukarıdaki paragrafta görülüyor. Evde bulunan paralar, ayakkabı kutuları filan şu an için konumuz dışıdır.

Esasen, ‘Derin Türk aklı’ İran ile yakınlaşarak, ticari, ekonomik ilişkilerin güçlü tutulması taraftarıdır. Ticaretin geliştirilmesi, gelecekte Türkiye-İran birlikteliğini de getirecektir. ABD içinde bulunduğu ekonomik krizden İran altınları aracılığı ile çıkmak istemektedir. Altınların Türkiye üzerinden işlem görmesinde ise ABD’nin menfaati olmamaktadır. İşte önlenen, önlenmesi istenen durum budur. Lehlerinde sonuç doğurmak için gerekirse PKK’yı yeniden harekete bile geçirebilirler.

Büyük savaşın içindeyiz. Ancak, savaştaysak devlet malının idarecileri daha titiz, daha sağlam, daha dürüst çalışmak zorundadırlar.

Suçlu cezasını çekmelidir. Hakkı olmayan devlet malına el uzatarak, kendine mal ettiği millet mallarının tamamına Türk Milleti adına el konulmalıdır.

Bu aşamada, ‘benim hırsızım’ düşüncesi derhal uzaklaştırılmalıdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Devlet Kuracaklarmış!

AKP’nin eski MKYK üyesi Ayhan Oğan ne demişti? “Yeni devlet kuruyoruz, kurucu lideri Recep Tayyip Erdoğan.” Bu söz söylendikten s...