26 Şubat 2014 Çarşamba

Gündemden Çıkış Yolları


İçine düşüp debeleneceğiniz uyduruk gündem maddeleri her gün tazelenir. Alır sizi içine çeker ve uğraşacağınız konu, çalışacağınız tema, vurgulayacağınız ana fikir hep o gündem içredir. Sıkıntı verir, ızdırap yükler, dayatılan gündemin zorunlu konuşmaları, fikir cimnastikleri dışına çıkamazsın, daima önüne konulan sevmediğin ve zorunluluk olmazsa asla yemeyeceğin yemekleri zorla, tıka-basa yemek gibi, iğrenerek, mideyi doldurmak gibi, sonunda çıkartmak vardır, kusarak. Onun gibi. Debelendikçe el-âlemin gündeminde bir gün gelir pişmanlıklar içinde çıkartırsın. Kimsenin varıyla, yoğuyla, sahipliğiyle, fukaralığıyla ilgilenmemek de olmuyor işte (gıybet!). Mecburen içinde bulunduğun toplumun gündemi seni de ilgilendiriyor, yoksa ‘ne kadar ilgisizsin’ gibi eleştiriler de alırsın. Tenkitlere kulak tıkadığın vakit, binerler de binerler sırtına, medya istediği gibi alır eline, dostlarının bile yardımıyla dalarsın, artık esirisindir gündemin.

‘Korku ve iğrenme’ veya ‘merak ve kavga etme isteği’ sebepleri ile gündemin kucağına bırakır kendini insan. Aslında bir nevi koruyucu, kuşatıcı kalkan arayışıdır kendince, hatta ailesi ve yakınlarını da koruma içgüdüsü. Bilebilirse, cevaplayabilirse üstünler sınıfına terfi ettirir kendini. Bilememek maazallah hayatın sonu, statünün bitişi. Tek başlarınayken hiç olduklarını düşünen insanlar, kalabalıklar içinde kaybolduklarında, kimlik vehimleri ön plana çıkarak varlıklarını sürdürürler, gündem takibi de benzer sonuçlara çıkartır. Kalabalık gündem içinde, kendini unutarak, sorunların çözücüsü, dertlerin bitiricisi olarak tasvir eder kendini, yalancı da olsa kurtarır ve uzaklaştırır kendine ait sorunsallardan bir nevi. Kalabalıklar içinde kaybolmak iştiyakındaki insanın, ruhsal bir sıkıntı içinde bulunduğunu da tespit etmeliyiz, depresyon gibi…

Belki de asıl sorulması gereken şudur; kendisine ait olmayan gündemler peşinde koşturanların sayısına bakınca, toplumun kahir ekseriyetinin depresif bir hastalık tuzağına mı çekildiğini ve toplumun kendisini bu tuzağın içine bilerek ve isteyerek mi bıraktığı? Soru yanlış değilse, cevabını sosyal-psikologlardan beklemeliyiz, belki de bu cevap verilmiştir, ben bilmiyorum.

“Bilgi ile derdimiz”i değerlendirdiği makalesinde, Ahmet İnam, hayati bir soru sarar; “Bilgiyi tekelinde tutup, bundan sömürü düzeyine varacak denli çıkar sağlayan güçlerin çarklarını çevirdiği düzen, nasıl yaşanası bir dünya için düzeltilebilir ya da ortadan kaldırılıp, yeni bir düzen oluşturulabilir?” (4 Temmuz 2010, akşam). Bu cümleden, gündem oluşturanın, asıl bilgiyi elinde tuttuğunu anlayalım. Elindeki bilgiyi istediği gibi evirip, çevirip, menfaatine nasıl uygun geliyorsa, geldiği kadarını azar azar, parça buçuk açıklayarak gündemi taze tutmasını anlamalıyız. Hoca, şöyle devam eder: “tutunma yaşamında, tutunan tutunuyor, tutunamayanlar telef olup gidiyor. Yaşama olan saygımız, tutunma yaşamında, tutunma bilgisine egemen olan bu güçlere teslim olmayı olağan görmeye mi götürmeli bizi? Tutunma bilgimizde sorunlar var. Üzerimize bilgiler yığılıyor, o bilgileri ayıklayıp süzme gücünden yoksunuz. Yığma bilgiden süzme bilgiye geçemiyoruz.”

Tartıştığımız güncellerin, gündemlerin hiç birisi bizi ilgilendirmiyor aslında. Gündemi oluşturan, küresel güçler (bilgiyi elinde tutanlar) lehine hangi olaylar vukua getirilecek ve hangi gündemler konuşturulacaksa biz kendimizi o konular üzerinde bulunduruyoruz. Hoca’nın tespit ettiği gibi, ‘süzemiyoruz’, faydalıyı ayıramıyoruz. Eşeğe ne yüklersen tamamını taşıdığı gibi, taşıdıklarının içinde kendine zararlı olacakları ayıklayamadığı gibi. Özellikle, siyasi iradenin gündemde tutmaya çalıştığı konular, kendisinin varlık nedenlerindendir. Kendisini ayakta tutmasının dayanağı. Öyleyse bize ne oluyor da, onun istediği yönde koşturup duruyoruz? Devletin örgütlenmesi içinde, muhalefet ne iş yapacaktır? Bırakalım onlar istedikleri rahatlıkta çalışsınlar. Söz bize düştüğünde, bir iki satır meramımızı anlatır geçeriz. Fayda buradadır bence. Kafa karışıklığına sebebiyet verilmemelidir.

Elbette, ülke gündemine dair fikirler geliştirilecek ve yayılacaktır. Ancak, bilgiyi dayatanların istediği kıvamda değil. Gününü, zamanını güncelin gündemi ile dolduranların, sanat ve kültür pınarlarından kendilerine yolun tıkandığını fark etmeleri de zor olacaktır. Bu itibarla, gündemin çirkinliğinden kurtularak, sıyrılarak; kitap okuma, edebiyat, sinema, tiyatro.. etkinlikleri ile hayatın zenginleştirilmesi, gündem içinde bocalayan siyasi kişiliklere de kurtarıcı olacaktır.

Çözüm; derin tefekkür, sanat ve kültürel gelişimdedir. Kısır atışmalarda değil.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Devlet Kuracaklarmış!

AKP’nin eski MKYK üyesi Ayhan Oğan ne demişti? “Yeni devlet kuruyoruz, kurucu lideri Recep Tayyip Erdoğan.” Bu söz söylendikten s...