Ana içeriğe atla

Dış Politika’da Politikasızlık


Diplomasi çok özel lisan,

Diplomat çok özel insan,

Demektir.

“Stratejik Derilik” üstadı, “Sıfırcı” Hoca Bakan, Türk Diplomatları merkezinde toplayarak bir haftalık beyin yıkama faaliyetine tabii tuttu.

Beyin yıkayıcılar:

-Yapılan yolsuzluk soruşturması değil, Türkiye’ye darbedir.

-İstenmeyen AKP değil, Türkiye’nin gelişmesidir.

-Biz içeriyi zaptediyoruz, siz dışarıyı zaptedin.

-Tayyip en büyük liderdir.

-Kürtlerin lideri de Apo’dur.

….

Gibi, dış politikayı ilgilendirmeyen mesajlar ve de diplomatı bilgilendirmeyen cümlelerin tamamı söylendi.

Sanırım, dinleyici diplomatların tamamı, baston yutmuş gibi birbirlerine “bunlar ne diyorlar yaa” gibi sorular sormuşlardır.

İçlerinden hiç birisi konuşmacılara itiraz etmemişler, sorular sormamışlar.

Şöyle de bir ihtimal var. Takibimizde olmadığı için bilmiyoruz.

Demek ki, diplomasi tekniği ile yetişmiş, muhteşem Türk diplomatlarının tamamını elçiliklerden uzaklaştırmışlar, yerlerine ise imam veya benzeri kişileri getirmiş olabilirler. Böyleyse eğer ve hala bu işi (BOP amacına ulaşmamışlarsa) bitirememişlerse yuf olsun onlara.

Monşer aşağılamasını niye yaptıkları da şimdi daha iyi anlaşılıyor.

Ne demiştik yazının başında:

Diplomasi çok özel lisan,

Diplomat çok özel insan,

Demektir.

Öyleyse, yapmalarını istediğiniz işler ve verdiğiniz mesajlar, hiç birisi tarafından dünyanın hiçbir yerinde tekrarlanmayacaktır.

Bilesiniz.

Verdiğiniz talimat, Türkiye’nin bitişinin dış dünyada dekleresidir.

Türk diplomatı bu oyuna gelmeyecektir.

***

NOT: ateşli grip yatağa düşürdü, yattık, terledik, bakım yapıldı şifa bulduk. Telefon ve e-posta ile geçmiş olsun dileklerini ileten dostlara teşekkürler ederim.



Yorumlar

  1. Nidai Seven:
    Esas Haşhaşiler bunlar. İnsanları uyutarak pisliklerini örtbas etmeye çalışıyorlar. Muhalefet de Halının üzerine oturuyor kimse görmesin diye. Allah hesap sorsun.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…