Ana içeriğe atla

Allah İsmi İle (Adına)…


“Allah’tan korunun”! Emri, Kur’an’ı Kerim’de sık tekrarlanan bir hatırlatmadır. Üzerinde durmamız gereken bir uyarıdır. Allah’tan nasıl korunacağız? Bu mümkün müdür? Evet, mümkündür. Korunmanın karşıtı olan edimleri ortaya süren, muhakkak onlardan korunmanın da yollarını belirtmiş olmalıdır ki, bu ikaz Kitabında ve Resul’ünün dilinden binlerce kez tekrarlanmıştır.

Mesela, neslin mükemmele doğru ilerlemesi hususunda dikkatleri çekmek üzere…  Nasıl olmasını idraklere bildirmek üzere, (Bakara/223)’te “Nasıl isterseniz öylece ekin tarlanızı.” Buyurulmuştur. Hem, “Allah’tan koruna”caksınız, hem de “tarlanızı nasıl isterseniz” öylece ekecekseniz!.

Dikkatleri bu noktaya teksif edelim. Öyle ince bir oyun içinde rol almış oyuncularız ki, eğer Rejisör’ün talimatlarını algılayamaz ve istediklerini yapamazsak oyundan tard edilme ihtimalimiz var. Bu açık ve seçik olarak anlaşılıyor. Öyleyse, “nasıl isterseniz” bildirimini, ”Nasıl istiyor(sam)” şeklinde anlamalıyız ki, bunun da gerçek anlamı, insan olarak size yüklenen, iyilikler, güzellikler, sevgi üzerine “ekin” tarlanızı demektir.

Burası, milli beka denilen sosyolojik tanımın da ‘Mim’ noktasıdır.

Asla sormayın “niye bu haldeyiz?” diye. Besbelli, tarlanın ekiminde arıza var ki, genetiği değiştirilmiş ürünler veriyor!. (burayı iyi anlamak lazım)

İdraklere kazıyacağımız mana şudur:

“Biz Allah içiniz!..”

Her işimizi, ne yapıyorsak, her işimizi Allah için yapmak ve onun rızası üzere ve onun izni ile yapmak mecburiyetindeyiz.

Bu cümle ile yazı biter.

Bismillahirrahmanirrahiym….

Hû…


Yorumlar

  1. Yılmaz Karahan :

    Mahmut bey, bu ayet "kadın-erkek" ilişkisi üzerinedir. Bugün için kıyaslarda tartışmalara neden olmaktadır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tartışalım, yiğitler çıksın meydana üstadım!... güzel fikirleri görmek, bilmek isteriz, yanlışımızı öğrenmek isteriz.. Burnun ucunu göremeyenlerin bizlere söyleyeceklerini bilmek arzumuzdur, lütfetsinler biz de öğrenelim...smile ifade simgesi

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…