Ana içeriğe atla

İkazlar Doğru Okunmalıdır




Görüyorum ki, AKP ile koalisyon kurmak üzere bazı akıllılar harekete geçmişler. Nitekim sevdiğimiz bir gazeteci arkadaşımız, “MHP içinden bazı kişilerin teşkilatlara telefon açarak Genel Başkan’ı AKP ile koalisyona zorlamalarını” istediklerini yazmıştır. Dilden dile, elden ele dolaşan bilgilere göre de, MHP’nin istekleri ve hatta istediği Bakanlıkların ismine kadar söylenip, yazılıp ve çiziliyor. Bazı sosyal medya sayfalarında arkadaşlarımız da bu yönde fikir beyan etmektedirler. Hatta sözü edilen koalisyona şartsız-şurtsuz hemen atlanılmasını bile önerenlerle karşılaştık. Bir dostumuz da, “iktidara susamışlık” dedi. Son yorum çok tehlikeli mecraları anlatır. Eğer böyleyse, asla ve kat’a koalisyonlarda ortak olunmamalıdır derim. Ki, öncelikle böylesi bir vehmi, nefsi düşüncenin tedavi edilmesi zorunluluktur.

Çözüm anlamından olmak üzere;

Koalisyon demokrasi içinde bir çözüm alternatifidir. Niye olmasın. Devlet elbette hükümetsiz bırakılmayacaktır ve bu aşamada her partiye düşen görev yerine getirilecektir. Lakin bin düşünüp bir karar vermek, bin düşünüp bir konuşmak genel ve toplam menfaatlerin gereğidir. Hata yapılmadan, yanlışa düşülmeden, doğru ve Hakk yanında bir karar verebilmek için, müşavere yolunun açık bulundurulması ve müşavere heyetinin her birerlerinin fikirlerine itibar edilmelidir.

Sadece görüşülen kişilerden fikir edinmek yolu da değil. Hakk her cihetten, her varlıktan, herkesten mesajlarını gönderir. Bu mesajlara da kulak açmak ve değerlendirmek doğruya yürürken önemli veriler sunacaktır.

Bu anlamdan olarak ilk düşünülmesi gereken problemlerden birisini dün basına açıklama yapan Bülent Arınç söyledi. Üzerinde saatlerce düşünülmesi gereken söz şudur:

"Çünkü biz iktidara mahkûm ve mecbur bir partiyiz, biz iktidar olmalıyız.”

Bu cümlenin manası, anlattığı (şey), ne demek istediği AKP ile ortak olmak isteğindeki partiler ve arkadaşlarımız tarafından iyice anlaşılmalıdır.

Aksi halde ileride duyulacak pişmanlıklar, hiçbir işe yaramayacaktır.

Ancak, mecliste büyük çoğunluğu sağlayan partinin bir oyalama, beyinleri yorma niyetinde olduğu piyasaya salınan haberlerden çıkarılmaktadır. Bu aşamada tek başına iktidar için lazım olan 18 milletvekilinin transfer edilmesi yolunun deneneceğinin, milletvekillerine hayallerinde bile göremeyecekleri imkânların önlerine serileceği ihtimalinin de göz önünde bulundurulması, bu konuda ihmallere yer verilmemesi safların sıkılaştırılması âcizane önerimizdir.

Etraftan gelen küçük ikazlara kulak kapatılırsa, dünyanın gidişatı anlaşılamaz.

Hakk daima doğru yolu gösterir.

Vesselam…


Yorumlar

  1. Pınar Özlü :

    BANA GÖRE ; İKTİDARA MECBUR OLAN PARTİ YOLSUZLUK VE HUKUKSUZLUK DOSYALARINI KAPATMAK İÇİN ÖDÜN VERECEK PARTİLERE YÖNLECEKTİR Kİ BU DURUMUN ADRESİ HDP DİR. AKP - HDP KOALİSYONUNDA BİRİ ÖCALANA ÖZGÜRLÜK, DİĞERİ YOLSUZLUKLARA ÖRTÜ İSTERSE KUVVETLE MUHTEMEL BİRLEŞME MÜMKÜNDÜR. BU SONUÇ DÜŞÜNDÜRÜCÜDÜR.HDP MİTİNGİNDE PATLAYAN BOMBA DÜŞÜNCÜRÜCÜDÜR. TEK PARTİNİN İKTİDARLIĞINDA ÖCALANIN ÖZGÜRLÜĞÜNE VESİLE OLMAK TEPKİLER DOĞURACAĞI İÇİN HDP YE BARAJ YOLU, BOMBA İLE AÇILMIŞTIR.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…