Ana içeriğe atla

Koalisyon, Şartlar ve Eleştiriler…


Kılıçdaroğlu’nun ileri sürdüğü şartlar bunlar, itirazım yok. İlaveler olabilir ama çıkartılabilecek madde yok. Görüşmelere bu maddelerden başlanılabilir. Sanırım kolayca da biter.

* Can ve mal güvenliğini güvence altına alacak bir hukuk sistemi.
* 12 Eylül darbe hukuku acilen değişmeli, yüzde 10 seçim barajı kalkmalı.
*  Siyasi Ahlak Yasası derhal çıkmalı, siyaset zenginleşme aracı olmamalı.
*  Cumhurbaşkanı, kesinlikle ve acilen anayasal sınırlar içine çekilmeli.
*  Cumhurbaşkanı, başbakandan gizli örtülü ödenek kullanamaz kaldırılsın.
*  Kavgadan uzak ve barış eksenli yeni bir dış politikaya ihtiyacımız var.
* Türkiye’deki hiçbir meydan, genç kuşaklara asla yasaklanmamalı.
* Yolsuzluklarla mücadele, olmazsa olmazımızdır. 

NOT: Bülent Arınç, bu maddeleri eleştirirken, içinde ÇÖZÜM kelimesi bile yok bu nasıl zihniyet gibi bir şeyler söyledi. Şimdi ona sorarız, 7-8 senedir çözüm, çözüm diye başımızın etini yediniz. Haydi sen söyle bakalım nedir şu çözüm denen şey? Söyleyemez çünkü o da bilmiyor. En başı bile bilmiyor.

Biz söyleyelim. Çözüm denen şey nihayetinde, federasyonlaşmadır, bu durumda bölünmeye kadar gider. Bunu söylemeye dilleri varmıyor. Yok, silahları gömün, yok çatışmayı sonlandırın filan gibi güzel ve herkesin kabul edebileceği laflarla geçiştirilecek değildir. Nihayetinde BÖLÜNME vardır.

****

Ahmet Sever’in kitabını okuyamadım henüz.

Basına yansıyan ve dün akşam TV’de yapılan röportaja göre, geçmiş 12,5 yıl, ÇADIR DEVLETİ gibi yönetildiğimizin resmidir.

Hani çok söylerdi ya, ‘bunlar 5 tavuğu güdemez’ diye. Anlaşılmış oldu ki, kendileri de 2 tavuğu bile güdecek vasıfları yokmuş.

Hele durun, daha yeni başladı söylenmeler. Şu mamalar bir kesilsin, kimler, neler neler söyleyecek. Hepsinin sırtlarındaki yük ağır gelecek ve söylenmeye başlayacaklar.

Zaten %52 ile seçilmiş olmasını özellikle vurgulamalarının sebebi de budur. Onlar seçilince milli irade, başkaları seçilince bu millet bir şey bilmez.

Öyle derlerdi: Benim partim seçilirse demokrasi çok güzel bir sistem!..

****

Şeytanla dans etme niyetinde olanlara tavsiyemdir:

Öncelikle, şaytanlaşmak gerek.

Şaytanlaşamayanlar, şeytanla dans edemezler.


Unutmasınlar: “…payine damen dolanır!”

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…