Ana içeriğe atla

“İETT çalışmıyor, Metro Stop Etti, Yürüyerek Geldik!”


Kazlı Çeşme Mitinginde dikkatleri çeken pankart yazımız başlığı oldu. İstanbul Belediye Başkanı bu pankart mesajının sorumlusu olarak bir açıklama yapmak zorundadır. Beylerin mitinglerine tahsis edilen Belediye Otobüsleri, ücretsiz servisler yapan metrobüsler, metrolar herkesin malumu iken, bu yapılan nedir?

İyice anlaşılmış oldu ki, korkuyorlar. Korku, hep birlikte sarmış zihinlerini. Niye korkuyorlar? Malum.

Hayır, hayır malum filan değil. Buz dağının su üzerindeki Bindelerle ifade edilebilen küçük bir kısmı malum daha. Su altındakiler meçhulümüz. Korkularının sebebi su altında kalan meçhuller.

Müracaat edilmedik ne belediye başkanları, ne bürokratlar, ne iş adamları kalacak!

“Parsel parsel sattı” itirafı bir kenarda dururken, yargı makamları gereğini yapmayacaklar mı? İşte korkularının sebebi.

Suriye, Mısır, ırak, İran politikaları sorgulanmayacak mı?

Yapılan hatalar düzeltilme yoluna gidilmeyecek mi?

Ergenekon, Balyoz mağdurlarının hesabı sorulmayacak mı? Müsebbipler tespit edilip, sebepleri, sonuçları incelenmeyecek, gerekli cezalara çarptırılmayacak mı?

Türk Ordusu perişan edilmiştir. Bu sonuca getiren yetkililere sorulmayacak mı?

Bunlar daha solda sıfır sebepler.

Onlar korkmasın da bizler mi korkalım.

Sonlarının farkındalar.

Çözülme noktasına getirilen, bölünme noktasına getirilen koskoca bir millete yapılan ihanetin sorgusu yapılmayacak mı?

Darmadağın edilen eğitim sistemini de mi sormayacaklar?

Har vurup harman savrulan kaynaklarımızın da mı hesabı sorulmayacak?

Türkiye Başbakanına verilen BOP eş Başkanlığının hangi sebeplere kabul edildiği de mi sorulmayacak? Bu görevleri yaparken bizim bilmediğimiz daha neler var Allah Bilir, peki araştırılmayacak, unutulacak mı?

Elbette korkacaklar.

Elbette mitingleri de engelleyecekler, iftiralar da atacaklar. Yalanlar, dolanlar, iftiralar gırla gidecek. Üstelik görevi ve yetkisi olmayan birisi devlet imkanlarını da kullanarak, ayrıldığı partisine destek çalışmaları yapıyor. Üstelik bu benim Hakkım diyor. Bu hak nerede verilmiş, hangi kanun maddesi bu hakkı tarif ediyor bilinmiyor. Herhalde kafalarının gerilerinde bir yerde yazacakları bir kanundan besleniyor olsa gerek. Peki bir siyasi partinin lehine yapılan harcamaların sebepleri sorulmayacak, harcanan paralar istirdat edilmeyecek mi?

Peki, bunlar da mı sorulmayacak?

Korkularında haklılar. Bak işte burası doğru. Korkmak haklarıdır.

Onlar korkmasında biz mi korkalım?.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…