Ana içeriğe atla

Garip Bir Tecelli



Dünyanın orta bölgesinde, bütün yaşayan insanların ve devletlerinin gözünün olduğu bir ülkede Tahhab Deryan isimli bir padişah tahta oturur. Kardeşlerinden tahtı alması için dünyanın en büyük devletinden yardım almış, onların isteklerine göre hareket edeceği yolunda taahhütlerde bulunmuştur. Önemli işler yapmayı aklına koyduğundan, ilk iş olarak geçmişte atalarının ve kardeşlerinin yaptıkları işleri eleştirme yoluna girmiş, onların yaptıkları her şeyin yanlış olduğunu daima anlatmış. Halkının insanlarının beyinlerini böylece değiştirmek istemiştir.

Tahhab’ın göreve gelişinden 70 yıl kadar evvel ülkelerinin bir bölümünde, dağlarla çevrili, sarp kayaların çevrelediği Kerzip isimli bu bölgede, parçalanmayı teşvik edici bir ayaklanma olmuştu. Ülkesini kuran atalarından birisinin tahtta oturduğu dönem idi bu dönem. Devlet olarak ordularını göndererek ayaklanmayı bastırmışlar, biraz da kanlı olmuştu. Her konuşmasında Tahhab o dönemi gündeme getirdi. O zamanda yapılanların haksızlık olduğunu, devletin halkı katlettiğini anlattı durdu. Bir seferinde ise, devlet adına özür diledi. Hatta Konuşması sırasında da, yönettiği devlete ve atalarına adeta lanet okumuştur. O olayları yapanlar hakkında ağza alınmayacak laflar etmiştir.

Garip tecellidir.

Sen bir devlet adamısın. Dünyaya örnek olmuş bir Milletin Devletini yönetiyorsun. Her adımın hesaplı, her lafın ölçülü olmalıdır. Yaptığın seninle gitmez. İntikamını ertelemez. Ağzından çıkanı kulağın duysun. Hatta ağzından çıkmazdan evvel düşün düşün ve aklına vur, fikir et sonra söylenecek lafları söyle. Böyle yapmıyorlar tabii. Aklına geleni, dilinin ucuna geleni çıkartıyor ağzından ve söylüyor.

Eleştiri, hür beyinlerin üreteceği fikir dolambacıdır. Hür değilsen yapabileceğin ancak iftiradır, bühtandır, yalandır, dolandır…

Ertelemedi.

Mühleti ancak düzeltebileceği zamana göre ayarladı… Fırsat verildi, kullanmadı, kullanamadı. Sonuç;

Ve… Tıpkı hakaretleri gibi bir durumu kendisinin yaratmasına vesile oldu.

Büyükkoyağzı… Evet, garip tecellidir. Ülkenin bir sınırından gelen kaçakçı topluluğunun üzerine uçaklarını göndererek, tıpkı 70 yıl evvelki, lanet okuduğu olaya benzer bir katliam (madem sen katliam diyorsun) yaptı. Tam 34 kişi katledildi.

Unutulmayacak.

Büyükkoyağzı, Kerzip hakkında Tahhab’ın desteksiz konuşmaları ve iftiraları üzerine vukuu bulduğu ve kendisine bir fırsat verildiği, ama verilen bu şansı kullanamadığı kanısına ulaşılmaktadır.

Madem iftira atarsın… Al bakalım aynısını sende yaptın. Madem, bir katliamdı al bakalım aynı, benzer katliamı sende yaptın.

Bakalım seni tarih nasıl tasrif edecek.

1.    Eleştirilerin insanî olacak.
2.    Eleştirilerinde Allah’ın Hakkını unutmayacaksın.
3.    Türk’ün eleştirisi, başka milletlerin eleştirisine benzemez. Türk Hakkında konuşurken, Allâh ahlâkını unutmayacaksın. (aleyhinde konuştuklarının içinde Türk olduğunu bildiklerin varsa, kırk düşünüp bir söyleyeceksin!)
4.    Verilen ceza, senin için bir rahmettir, iyice anla.
5.    Kısır düşüncelerden, esaretteki yaşam biçiminden vazgeç.
6.    Aklını başına topla. Koca bir milletin idaresi sana verildi. Akıllı ol.

Öğüt insana verilir. Tutup tutmamakta serbestsin.

En doğrusunu bilen ancak Allâh’tır.

Yorumlar

  1. Harun Meral :

    Güzel öğütlerle biten bu manidar yazının hedefindeki şahsı tanıyorum. Yüksek tepelere rüzgarın getirip oturttuğu bu şahış başını döndüren mevki ve hür olmaması nedeni ile sizi duymayacaktır. Ancak eleştiri mantığını oturttuğunuz parağraf herkes tarafından dikkate alınmalıdır.

    YanıtlaSil
  2. Mehmet Kınacı:

    Tıpkı bizdekine benzer bir hikaye!!!
    Allah hepimize,ama öncelikle biz,i yönetenlere akıl fikir nasipetsin!!!!
    Yöneticilerimiz akılsız olunca,halkımız koyuna dönüyor!!!

    YanıtlaSil
  3. Ali Yüceveli :

    Hayat bazen garip tecelliler ile süpriz yapar. Her toplum layık olduğu idare ile idare olunur

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…