Ana içeriğe atla

Zekânın Korunması!



Sait Yakut Bey’in:

“Zekâ orijinaliteyi koruma gücüdür” diyor Arvasi Bey, gücümüzü test edelim mi?”

Sorulduğu sırada; “Bu anlamıyla hiç düşünmemiştim. Çalışalım bakalım, nerelere varacağız”, şeklinde cevaplandırdığım sorusu üzerinde yapılan çalışmalarla aşağıdaki sonuca ulaşılmıştır:

***

Ne tarihe takılıp kalmak, kahramanlık hikâyelerinin içinde boğulmak ne de geleceğimizi imkânsız hayallere dalarak karartmak. Tefekkür gücü ile ilmin sağladığı hayat ufuklarından ileriye daima ileriye bakarak geleceğe dair güzellemeler yapmak.

Güç ilimdedir.

İlim Kendisi.

Zekâ toplam ilmin karargâhı.

İlmin bize sağladıklarını, asıllarını bozmadan üstüne daima ilerlemeyi katarak güzelleştirebiliriz hayatımızı. Durmak zarara girmektir, haramdır. Duraklamak günah. Her duraklayan Hakk’tan uzaklaşıyor demektir. Küfre giriyor yani. Cahillerin çoğalttığı noktayı unutmadan, ilmin sahibine teşekkürü ihmal etmeden çalışmalara hız verilmelidir.

Bilgi ile şişen zekâ dumura uğrar bir gün bir yerlerde. Bu ne demektir?

Öğrendikçe kendinde bir güç vehmedilmesi halidir bu. Kaldı ki, kişi öğrendikçe cahilliğini tedris eder. Her bilgi cehaletin perdesi olur. Uyanık olup, bilgimizi Hakk’a karşı silah yapmayalım. İlim de, bilgi de sendendir deyip tevazuya bürünmek, ümmi hali yaşamak asıl olandır.

İşte bu sebeple Arvasi Bey “Zekâ orijinaliteyi koruma gücüdür” diyor.

Varlığı sahibine terk.

Ne varsa hepsi sana aittir.

Ümmi hayatı.

Anasından yeni doğan bebeğin durumu.

Çırılçıplak ve bir hiç.

Durum budur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…