Ana içeriğe atla

Cepheler Bir Bir Açılıyor!



Tek cephe savaşı değildir savaşımız.

Cepheler çok, cepheler girift. Şeytanın işbirliği yaptığı şeytanlar, şeytana bile pabucunu ters giydirirler. Çok cesurlar, çünkü kendileri perde ardındadırlar. Karanlık yüzlerini göstermezler, kin kokan gözlerini gizlerler. Niye bu kin? Bütün sebep, bir zamanların Türk hâkimiyeti. Gizlenmeleri korkularındandır. Korkularını gizlenerek saklıyorlar. İleriye yine içimizden buldukları gafilleri sürüyorlar.

Ajan cennetine çevrilmiş ülkemiz. Hiç kimse kusura bakmasın, sorumuz şudur, “kurmay zekâsına ne oldu?”

Bir savaştayız. Bu savaşın taraflarından birisinin PKK olarak lanse edilmesi karartmadır, Kürt Sorunu denmesi perdelemedir. Çok cepheli savaşta düşman kuvvetlerinin farklı yer ve zamanlarda ve farklı amaçlarla kullandığı kiralık katiller sürüsüdür onlar. PKK terörü deyip işi bitiremeyiz, terör örgütü diyerek açıklama getiremeyiz. Sinsi bir yılan gibi kıvrılarak içimize salınmış bir garip düşmandan bahsediyoruz. PKK bu düşmanın eli-kolu, silah kullanan tetikçisi o kadar.

Foça, Kahramanmaraş, Gaziantep bombacıları, Şemdinli, Hakkâri ve Beytüşşebap ayaklanmacıları ve Şanlıurfa’nın yolgeçen hanına çevrilmesi şeytanın kolları tarafından yaptırılmıştır. Cumhurbaşkanı’nın zehirlenme iddiaları yabana atılır cinsten değildir. Başbakan’ın Arap Baharı söylemlerini Suriye’ye karşı giderek sertleştirmesi yapılması istenilene doğru bir hareket midir sorusunu sordurmaktadır. ABD’de askeri savaş oyunlarında bildirilen Türkiye’nin bombalanması ve giderek artırılması hedefe ulaştırılması bakımından önem arz eder.

Afyonkarahisar cephesinde de bir delik açıldı. Seçilen yer çok önemli ve düşman için başarılı bir çalışma diyebiliriz. Çünkü yenilgileri orada başlamıştı! Kaza mıdır, sabotaj mıdır, PKK mıdır, diğerleri midir? Sorularına bile cevap verilirken ülke insanımız arasında içten içe bir savaşın başladığı ve süregittiği konuşulmaktadır. 25 canımız şehit olmuştur. Milletimizin başı sağ olsun. Patlamaların müsebbipleri bulunup ortaya çıkarılmalı ve millete teşhir edilmelidir. “Kurmay zekâsı” sorgulanmalıdır. Ne oldu bu zekâya?

Savaşımız tek cephede değildir.

Acemi bir komutanın idare edebileceği bir savaş değildir içinde bulunduğumuz. Çünkü acemi komutan, hangi cephede ne yapacağını kestiremez, basireti gelişmemiştir. Öngörüsü zayıftır. Hızlı karar veremez. Tereddüt asker zayiatını çoğaltır. Birden fazla cephede ve her birisi diğerinden konu ve anlam bakımından farklılık gösteren çok cepheli bir savaşın içindeyiz. Bu itibarla acemi komutanın idare edebileceği sıradan bir cephe savaşı değildir. Doğuyu, Batıyı 4 yönü bir anda görebilen, düşmanların zihinlerini okuyabilen, İstanbul’da meydana gelen bir olayın aksinin hemen filanca yerde meydana gelebileceğini düşünebilen idraki geniş, anlayışı doğru, kararları isabetli bir komutan lazım bize. Bu komutanın yetiştirilip yetiştirilmediği sorgulanmalıdır. Suçlu varsa (ki, var) derhal sorgulanmalı ve cezalandırılmalıdır.

Devletin diğer dairelerinde, Tapuda, Ormanda, Milli Eğitimde… Herhangi bir küçük memur bir hata işlediğinde meydana gelen zarar anında nasıl tazmin ettiriliyor ve memur cezalandırılıyorsa aynı hassasiyetin vatana kastedilmesi durumunda da gösterilmesi gerekmez mi?

İşte bir vatan evladının sorusu: “Bir el bombası sandığı bir metre mesafeden yere düşünce patlıyor ve ardından 25 yiğit Mehmetçiği alıp götürüyor, büyük bir alanı viraneye çeviriyor da neden onlarca metre mesafelere büyük bir tazyikle (ki, bir kilometre deniliyor M.E.) fırlayan bomba ve patlayıcı maddeler patlamıyor?... Bir de olaydan az önce namaz kılmak için izin alıp oradan ayrılan asker… Şimdilik konuşmak doğru değil bence. Beklemekte yarar var… Etrafta pis kokular dolaşıyor.”

Kim cevap verecekse versin. Milletin sosyal psikolojisi bozulmak üzere.

“Memleketimin tüm yöneticileri ekranlarda boy gösterme yarışına girmiş. Afyonkarahisar Belediye Başkanı, itfaiye müdürü, Vali, Devlet Hastanesi Başhekimi, ilgili il müdürleri… kanal kanal dolaşıyorlar.. Hepsi TV ekranlarında ellerinde somut bir bilgi olmadan atıp tutuyor. Verilen tüm bilgiler birbiri ile çelişiyor. Durumu idare edelim derken halkı paniğe sürükleyecek açıklamalar yapılıyor..” (Ahmet Takan, 7 Eylül 2012, Yeniçağ) Nerede oluyor bütün bunlar. Türkiye gibi iyi idare edildiği pompalanan bir ülkede. Patlamanın ardından, adamlar işlerine bakacaklarına ekranlara koşturuyorlar. İktidar partisinin propaganda elemanları gibi konuşuyorlar. Bunların hesabı sorulmayacak mı?

Ne demiştik, çok cepheli bir savaştayız. Cephelerden birisi de kamu idareleri ve idarecileridir haberiniz olsun.

Bir alıntı da Zaman Gazetesi yazarı Ali Bulaç’tan: “Hatırlayalım, Rice açıkça ’22 İslam ülkesinde siyasi haritaların ve rejimlerin değişeceğini’ söylemiş, bu ülkelerin arasında Türkiye’yi de saymıştı. Yazık ki Kürt meselesi ve Suriye olayında Türkiye ve Ak Parti hükümeti tuzağa düşürüldü.”

İşte bu tuzakların tamamı bahsettiğimiz cepheleri anlatır.

Afyonkarahisar felaketinin üzerine Ege sularında meydana gelen ve 61 kaçak mültecinin ölümü tuz biber ekti. Bu kaçıncıdır hatırlayamaz olduk artık. Yurt içinde binlerce kilometre yol alıp, ölmek için kaçakçı teknesine yetişen bu fukaranın o noktaya kadar tespit edilememesi hangi cephede kırıkların olduğunu da anlatıyor. Çok boyutlu, dev cüsseli bu savaş oyunundan başarı ile çıkabilmenin ilk şartı tez elden hükümeti değiştirmektir. Korkaklık, tembellik, vurdumduymazlık devlet idaresinde her gün gördüklerimiz olmuştur.

Bir de adını takdir-i ilahi koymuşlar.

İftira gibi.

Savaş Süzal’ın 7 Eylül tarihli yazısındaki bir cümle ile bitirelim sözü:

“Bir savaş içindeki ülkede beşinci kol önce lojistik destek noktalarına saldırır”.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…