Ana içeriğe atla

Prof. Hayrettin Karaman Hoca’ya Bir Soru


Profesör Hayrettin Karaman Hoca Yenişafaktaki 10 Haziran 2011 tarihli yazısında; “Statünün devamını isteyen, bunun için de sırtını askere ve bürokrasiye dayayan zihniyet Türkiye’ye çok zarar verdi. Son yıllarda bu zihniyetin dayanaklarını kendi yetki ve görev alanlarına çekmek, sınırları çiğnemelerini önlemek için önemli ama henüz eksik tedbirler alındı. Yapılacak seçimler sonuçları ‘Bu tedbirler devam mı edecek, eskiye mi dönülecek’ sorusunun da cevabını getirecek.” Diyor. Şöyle anlıyorum. Oyunuzu AKP’ye verin.

17 Haziran tarihli yazısında da Hoca;Bundan sonraki seçimlerde lazım olur diye yazdığını söylediğimakalesinde; “Büyük vazifeyi, irşad ve terbiyeyi yapabilecek kemale ermiş bir şeyh asla ‘laik bir ülkede, şuna değil de buna oy verin diye bir emir çıkaramaz. Çıkarması yakışık almaz.” Şeklinde kanaat belirtiyor.

“Müçtehit: bir konuda ayet ve hadislere dayanarak yargıya varan, karar veren din düşünürü”, “Fakih: fıkıh bilgini” TDK internet sitesinden aldığımız bu kelimelere bakalım Hayrettin Hoca’nın hayatında ne kadar yeri var.

Dücane Cündioğlu ve birkaç arkadaşı bir gün Hayrettin Karaman Hoca’yı ziyaret ederler. Çaylar geldiğinde sigara paketini çıkartır ve izin ister, Hoca izin vermez veDücane’ciğim, izin istemeseydin sigaranı içebilirdin, ama madem ki benden izin istedin, ben de sana izin vermiyorum. Çünkü ben bir fakihim. Sana izin verirsem, bu izin fetva yerine geçer ve Hayrettin Hoca sigara içmeye fetva vermiş denir.” (Yenişafak 11.11.2007,D.Cündioğlu)

Sakarya Büyük Şehir Belediyesi’nce “Hayrettin Karaman’a Saygı” gecesi düzenlenir. Geceye katılan akademisyen ve yazarlar, onu ‘zamanın aradığı âlim’ diye nitelerler. Programda bir konuşma yapan Prof.Dr.Faruk Beşer “Karaman’ın müçtehit denilebilecek türden bir insan olduğunu…” öğrencisi ve damadı olan Prof. Dr. Saim Kılavuz “Karaman asrı okumuş bir insandır, Muasır bir İslam âlimidir.” Prof. Dr. Mehmet ErdoğanKendisi her anlamda ilim ve hizmet adamıdır.” Yazar A. Taşgetiren de “ Hayrettin Karaman her şeyden önce güzel bir müslümandır. Parıldayan bir insandır. Zamanın aradığı bir âlimdir.(12.02.2011 Yenişafak) demişler, Hoca’nın bu iltifatlara herhangi bir itirazı olmamıştır. Dikkat edilirse bu konuşmalarda belirtilen iltifat kelimelerinin hepsi maneviyata, dine dayanan kelimelerdir, tanımlamalardır.

 “Belli bir partiye oy verme ile ilgili emir şeyhin reyine, menfaat ve kanaatine dayanabilir ve isabetli de hatalı da olabilir. Bu konuda ona itaat edilmediğinde müridin başına kötü bir hal gelmez, manevi eğitimi bundan zarar görmez.
Bu gün mensuplarına bağlayıcı siyasi emirler veren şeyhler, yazının başında açıkladığım irşada ehil olmayan, bu sebeple asıl vazifeyi bırakıp dünyalık peşinde koşan, maddi olanı manevi olana tercih eden şahıslardır.”  (17 Haziran yazısından)

Evet biz de bu kanaate varıyoruz. “Siyasi emirler veren” müçtehit, fakih gibi adlarla anılan ve kendilerini din alimi diye tanıtan zevatta, siyasi kanaat belirterek, bir siyasi partiyi destekleyici görüş açıklarsa, “asıl vazifeyi bırakıp dünyalık peşinde koşan, maddi olanı manevi olana tercih eden şahıslardır.” Diyoruz.

Oturunuz, ilminize bakınız, manevi bilginizi insanlara öğretiniz, ne işiniz var sizin siyasetle, bırakınız siyaseti, siyaset gömleği giyenlere. Onlar sizden de bizden de daha iyi yapıyorlar bu siyaseti. Sigara için izin isteyen kişiye gösterdiğiniz fakihlik hassasiyetinizi hiç olmazsa siyaset için de gösterseydiniz.

Bir de Hoca’nın yazısında sıkça kullandığı “Şeyh” kelimesi var ki…

Yorumlar

  1. Tam yerine oturmuş! Tebrikler...

    YanıtlaSil
  2. Mahmut Emin beyin yazısında adı geçen zevat Allahualem zaten siyasetçidirler ve ilmi, siyasete alet etmektedirler. Hatta "Dua mü'min in silahıdır" esasını bile siyaset uğruna sulandırmışlardır. Bilerek ve kasden zik zak çizerek Allahtan çekinmeden kavramları biri birine karıştırmışlar, yalnız ülkemizde değil bütün yer yüzünde alemi islamda kavram kargaşası, zihin anarşisi fitnesini gürleştirerek Allahın ve Resulünün o husutaki ilencine zaten muhataptırlar.Kanaatin deyim. Evvelce İbni Ömer ra. hac emiri iken iki Iraklı gelerek:"Efendim ihramlı iken bit, pire gibi parazitlerin öldürülmesi hususunda ihtilafa düştük. Lutfen bize bir çare" derler. Peygamber terbiyesi almış zat "ey Iraklılar peygamber torununu öldürürken neden bu kadar incelemediniz" buyurmuş. Bunların sadece adı prf.dr. dur. O günün facir Iraklılarından bifarktırlar. Çünki bunlar bize klavuzluk ederlerken burnumuz hiç kurtulmadı. Allahulem. Vesselam.

    YanıtlaSil
  3. Sayın (Adsız),isminizi bir yere not edebilseydiniz de isminizle hitap edebilmeyi çok arzu ederdim.Yorumunuz ve verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim.
    Neylersin,hayat bu..An içinde tüm olaylar tekrar tekrar yaşanmaktadır.Yer ve isim farklılıkları ile...Anlayana..
    Tekrar teşekkürler

    YanıtlaSil
  4. Selamünaleyküm. Ben adsız olarak kaydolundum ama, bir adım ve birde mail adresim var. Biz yorumu yollarken isim otomatik alınıyor sanıyorduk. Olmayınca da bunda bir hayır var deyip üstelemedik efendim.(garipkara01@hotmail.com) Saygılarımızla.Bekir Kara

    YanıtlaSil
  5. Eyvallah,hatırladım erenler..hoş geldiniz.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…