Ana içeriğe atla

Semender, Yılan ve Kurbağa

Geceyi bölen canavar düdükleri ile uyandıktan sonra uyku da tutmaz bir daha. ‘Kimi götürdüler’, ‘kimdir hasta’ meraklı soruları kendi kendine sorulur. Pencereden sarkarak cankurtaran aracının nerede durduğu öğrenilmeye çalışılır. Karşıdan, yandan birkaç ışık daha yanmıştır. Yalnız değilsindir gecenin ortasında.

Televizyon açılır sonra. O kanal senin bu kanal benim gezintiler sonunda, belgesel yayınlayan bir kanalda durulur. Camdaki resimler ilginçtir. Merakla seyredilir.

Kertenkele ailesinden, serçe parmak büyüklüğünde bir semender. Üzerindeki renkler sayılamayacak kadar çok. Yeşil, kırmızı, mavi.. “küçücük bu alana nasıl da sığdırmış” diyesin geliyor. Etrafını seyrediyor. Bakışları karşıyı delip geçiyor adeta. Aslan bakışlı. Dev gibi bir yılanla karşılaşır. Yılan biraz mesafeli durur. Çatal dilini çıkartarak etrafı kokluyor. Semenderin gözüne gözüne bakıyor. Başını sağa sola sallıyor. Dilini çıkarıyor, havayı koklar gibi. Belli ki aç. Yiyecek arıyor. Semender tam aradığı gibi. Kuyruğunu sallıyor. Dilini çıkarıyor. Bakışmalar uzun uzun, sanki saatlerce bakışıyorlar gibi. Semender kımıldamadı bile. Dev yılan başını yana çevirdi, döndü ve gitti, başka mecralarda aramaya rızkını.

Semender etrafına bakındı. Kıvrak adımlarla yürüdü, yürüdü. Ağaçların arasından, otların içinden, küçük su birikintilerinden ustaca geçti. Birden bir karanlığa düştü. Ağzını açmış bekleyen kocaman bir kurbağanın ağzındaydı şimdi. Olan olmuştu. Biz semenderin yürüyüşünü, çimlerin arasında dans edişinin zevkini çıkartırken, koskoca bir kurbağanın ağzına girmiş ve yok olmuştu. Fakat kamera kurbağayı çekmeye devam ediyordu.

O da ne? Bir şeyler oluyor. dev kurbağanın gözleri kapandı. Ağzı bir tünel çıkışı gibi açıldı. Semender çıktı dışarı. Yürüdü gitti.

Aç gözlü kurbağa ölmüştü.

Yorumlar

  1. Zehirli semenderlerin zehri çok güçlüdür....sürüngenler güzel hayvanlardır çok severim benim de semender beslemişliğim var ama zehirsizinden :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…