6 Eylül 2014 Cumartesi

Özgürlük Sıkıcıdır!


Ne menem bir şey olduğu hakkında fikri olmayan, yeteneksiz, beceriksiz için sıkıcıdır. Aşiret ağalarına bağlı kalan marabaların hali, diktatörlerin iktidarlarını sürdürmesini sağlayan halkın vaziyeti, cahil ve düşünme yetisi olmayan, ezberlediği üç-beş cümle bilgisi ile kendisini şeyh olarak satanların bağlılarının durumu hep böyledir. Özgürlük nedir bilmemelerine karşılık, ellerinden alınan düşünebilme özelliklerini ellerinde toplayanlara gönüllü olarak verilmesi yoluyla, beceriksizliklerini böylece saklamışlardır. Bir gruba dâhil olmanın gerekçesi, koskoca kalabalıklar içinde kendini yitirerek, tanımadığı kişiler içinde kendine yeni bir kimlik arayışıdır. Bu arama bilinçli de olabilir, bilinçsiz de.

Beyin üzerinde oynanan ve telafisi imkânsız değilse de zor olan çok büyük bir ihanet vesikasıdır söz konusu olan. Bir milleti mankurtlaştırmanın kısa yolu. Özgürlüğü unutturup, köleleştirmek. Becerilerini unutturup, yeni alanlarda birisine bağlı olarak bırakmak, ne büyük kölelik!. Karnı doydukça mutluluk katsayısı artan güruh, yapabilecekleri ancak kendine verilenlerle sınırlı olan, garip bir kesim. Esasında bu kesim, katıldığı grup içine, şahsen sorumlu oldukları, çocukları, hısım-akrabası, komşuları, çevresi, milleti ve devleti üzerinde olan görevlerinden kaçmak ve bu işleri başkalarına yüklemek için girmektedir. İçinde yaşadığı korkuları, öğretilen gelecek ve cehennem korkularından kaynaklansa da, grup, taraftarlar, lobiler, dernekler, partiler içinde duyabileceği bir-kaç cümle kendisini rahatlatarak, kolayca oylarını, emeklerini, paralarını, çocuklarının ve yakınlarının güçlerini oralara aktarabilmektedir. Başlarındaki liderin arzuları emir olduktan sonra ki, verilen emirleri yerine getirmenin kendileri için bir sorumluluğunun olmayacağı da ayrıca öğretilmiştir. (Polis soruşturmalarını dikkatle izleyiniz, biz görevimizi yaptık diyorlar.)

Bir önceki yazımızda Durmuş Hocaoğlu’nun bu durumu, adeta ‘katalepsi formuna girmek’ olarak yorumladığını yazmıştık. Bir iradesizlik durumu, dış etkilere karşı duyumun ortadan kalkması, ancak iradesini başkalarına devretmişlere dışarıdan verilecek (lider kabul ettiği kişiden) bir etki ile kişinin halini sürdürmesi olarak açıklanmaktadır bu kavram. Etkisine girdiği kişinin emri, ricası, yapılmasını istedikleri üzerinde tartışılmadan kabul edilecek ve yerine getirilecek olanlardır. Sorgu, eleştiri, acabaları devreye sokmak gibi şeyler asla söz konusu olamaz. Çünkü ilgilisi onun yerine gerekli düşünmeleri yapmış, ölçmüş tartmış ve kararını vermiştir, o halde grup elemanının bunun üzerinde düşünmesine gerek yoktur. Zaten o gruba katılmasının sebebi de bu değil miydi? Düşünmeden, emek harcamadan, yorulmadan kısaca sorumluluğa girmeden, ucuz bir hayat yaşamak.


Özgürlük sıkıcıdır demiştik. Bedel ister çünkü ve bu bedel çok ağırdır. Bedelin toplamı; Zihinde kurulan ve var olduğu sanılan kişisel dünyasının tamamı. Nasıl verilir? Bir ömür boyu biriktirdiği koskoca dünyasından nasıl vazgeçer? Kendisini mutlu eden tüm olgulara sahip olduğu dünyasını!. Gözlere perde indikten sonra, olmayanı var, sahteyi gerçek, fluyu parlak görür kişi. Asıl o perdeyi çekip atmak zordur. Zira mutluluk zannedilenlerin tamamı, o perdenin beyinde bıraktığı (oluşturduğu) renkli resimlerdir. Kişi, özgürlüğü tatmamış ham kişi, o resimlerin verdiği sarhoşluk içinde mutlu bir şekilde hayatını devam ettirir. Özgürlüğün hiçbir anlamı yoktur onun için.

1 yorum:

  1. Tuncay Altunezen:
    Hocam, kaleminize sağlık. "Özgürlükten Kaçış"ın akibeti, mankurtlaşma...
    İşin acı yanı, direniş göstermesi gereken aydınların da bu sürüklenişe köstek olmak yerine destek olmaları, diye düşünüyorum.

    YanıtlaSil