Ana içeriğe atla

Özgürlük Sıkıcıdır!


Ne menem bir şey olduğu hakkında fikri olmayan, yeteneksiz, beceriksiz için sıkıcıdır. Aşiret ağalarına bağlı kalan marabaların hali, diktatörlerin iktidarlarını sürdürmesini sağlayan halkın vaziyeti, cahil ve düşünme yetisi olmayan, ezberlediği üç-beş cümle bilgisi ile kendisini şeyh olarak satanların bağlılarının durumu hep böyledir. Özgürlük nedir bilmemelerine karşılık, ellerinden alınan düşünebilme özelliklerini ellerinde toplayanlara gönüllü olarak verilmesi yoluyla, beceriksizliklerini böylece saklamışlardır. Bir gruba dâhil olmanın gerekçesi, koskoca kalabalıklar içinde kendini yitirerek, tanımadığı kişiler içinde kendine yeni bir kimlik arayışıdır. Bu arama bilinçli de olabilir, bilinçsiz de.

Beyin üzerinde oynanan ve telafisi imkânsız değilse de zor olan çok büyük bir ihanet vesikasıdır söz konusu olan. Bir milleti mankurtlaştırmanın kısa yolu. Özgürlüğü unutturup, köleleştirmek. Becerilerini unutturup, yeni alanlarda birisine bağlı olarak bırakmak, ne büyük kölelik!. Karnı doydukça mutluluk katsayısı artan güruh, yapabilecekleri ancak kendine verilenlerle sınırlı olan, garip bir kesim. Esasında bu kesim, katıldığı grup içine, şahsen sorumlu oldukları, çocukları, hısım-akrabası, komşuları, çevresi, milleti ve devleti üzerinde olan görevlerinden kaçmak ve bu işleri başkalarına yüklemek için girmektedir. İçinde yaşadığı korkuları, öğretilen gelecek ve cehennem korkularından kaynaklansa da, grup, taraftarlar, lobiler, dernekler, partiler içinde duyabileceği bir-kaç cümle kendisini rahatlatarak, kolayca oylarını, emeklerini, paralarını, çocuklarının ve yakınlarının güçlerini oralara aktarabilmektedir. Başlarındaki liderin arzuları emir olduktan sonra ki, verilen emirleri yerine getirmenin kendileri için bir sorumluluğunun olmayacağı da ayrıca öğretilmiştir. (Polis soruşturmalarını dikkatle izleyiniz, biz görevimizi yaptık diyorlar.)

Bir önceki yazımızda Durmuş Hocaoğlu’nun bu durumu, adeta ‘katalepsi formuna girmek’ olarak yorumladığını yazmıştık. Bir iradesizlik durumu, dış etkilere karşı duyumun ortadan kalkması, ancak iradesini başkalarına devretmişlere dışarıdan verilecek (lider kabul ettiği kişiden) bir etki ile kişinin halini sürdürmesi olarak açıklanmaktadır bu kavram. Etkisine girdiği kişinin emri, ricası, yapılmasını istedikleri üzerinde tartışılmadan kabul edilecek ve yerine getirilecek olanlardır. Sorgu, eleştiri, acabaları devreye sokmak gibi şeyler asla söz konusu olamaz. Çünkü ilgilisi onun yerine gerekli düşünmeleri yapmış, ölçmüş tartmış ve kararını vermiştir, o halde grup elemanının bunun üzerinde düşünmesine gerek yoktur. Zaten o gruba katılmasının sebebi de bu değil miydi? Düşünmeden, emek harcamadan, yorulmadan kısaca sorumluluğa girmeden, ucuz bir hayat yaşamak.


Özgürlük sıkıcıdır demiştik. Bedel ister çünkü ve bu bedel çok ağırdır. Bedelin toplamı; Zihinde kurulan ve var olduğu sanılan kişisel dünyasının tamamı. Nasıl verilir? Bir ömür boyu biriktirdiği koskoca dünyasından nasıl vazgeçer? Kendisini mutlu eden tüm olgulara sahip olduğu dünyasını!. Gözlere perde indikten sonra, olmayanı var, sahteyi gerçek, fluyu parlak görür kişi. Asıl o perdeyi çekip atmak zordur. Zira mutluluk zannedilenlerin tamamı, o perdenin beyinde bıraktığı (oluşturduğu) renkli resimlerdir. Kişi, özgürlüğü tatmamış ham kişi, o resimlerin verdiği sarhoşluk içinde mutlu bir şekilde hayatını devam ettirir. Özgürlüğün hiçbir anlamı yoktur onun için.

Yorumlar

  1. Tuncay Altunezen:
    Hocam, kaleminize sağlık. "Özgürlükten Kaçış"ın akibeti, mankurtlaşma...
    İşin acı yanı, direniş göstermesi gereken aydınların da bu sürüklenişe köstek olmak yerine destek olmaları, diye düşünüyorum.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…