8 Haziran 2013 Cumartesi

“Tükenmişlik Sendromu”


Padişah dizisindeki Hürrem Sultan’ı oynayan kadın söylemiş. “Film çekim süresi uzadı, bittim, tükendim. Başka alanlarda kendini yenileyeceğim.”

Hatırıma nedense Erdoğan geldi.

Göz çukurlarından ok gibi fırlayıp karşıyı delip geçen bakışlardan eser yok artık.

Tepeden bakan, ağzına geleni düşünmeden söyleyen, kibrinin budalası kişi gitti, yerine başkası geldi adeta. Yükselme dönemlerinin sonu mu geldi ne? Düşüş zamanlarının depresif etkisi öncelikle liderinin gözlerinden okunuyor. Alaylı gülüş ve yürüyüşleri, muhalefet liderlerine hitap ederken küçümseyici cümleler, artık kendisine doğru atılan oklar gibi olmuşa benziyor.

Yorgunluktur sebep deyip geçemeyiz. Yorgunluğa sebepleri bulmalıyız.

Özellikle son aylarda iki önemli hata yapıl(ıyor)dı. 1. Sonunun nereye varacağı belli olmayan Kürt (PKK) açılımı. 2. Yine sonu belli olmayan Suriye meselesi.

BOP eş başkanlığını açıkladığı gün düştüğü tuzaktan bir türlü kurtulamadı. Kendisiyle birlikte koca ülkeyi de sürükledi (adeta) batağın içine.

PKK militanlarının Türkiye’yi terk etmeleri de BOP uygulamalarıyla alakalıdır. Çünkü çekilmelerini ilk talep ABD olmuşa benziyor. Çekilme kararlarından evvel ABD dış İşleri Bakanı’nın bizzat ziyareti dikkat çekicidir. Türkiye ziyaretinden sonra da Ortadoğu’ya gitmesi üzerinde dikkatle durulmasını gerektiriyor.

Çekilme, bir tarafta Türkiye, diğer tarafta da ABD, Irak, Kuzey Irak (Barzani) ve PKK elebaşı Öcalan aralarında anlaşılmış (hatta Türkiye’ye dayatılmış) bir göstermelik güya barışa adımdır. Türk Hükümetini öylesine zor ve dayanılmaz bir duruma düşürmüşlerdir ki, Türkiye’nin 82’den beri değiştirilmesi için tartıştığı anayasa çalışmaları bile, terör örgütü liderinin talepleri, önerileri doğrultusunda düzeltilmekte veya yazılmakta olduğu anlaşılmaktadır. Sırf bu yüzden kadük olma ihtimali yüksektir. Irak’ın işgali, Irak Kuzeyinde bir Barzani devletinin kurulması, İslam Coğrafyasındaki kargaşalıkların çıkartılması, nihayetinde Suriye olayları ve Türkiye’nin PKK belası.

Denize düşenin yılana sarılması örneğindeki gibi, PKK belasından kurtulmak, rahata ermek adına ABD ile orak çalışmalar yapıldı, Irak bu çalışmalara eklendi, daha sonra Irak’ın kuzeyini idare eden Barzani PKK ve terör çalışmalarına eklemlendi. Derken Türkiye kendi başına karar alamaz oldu. İstihbarat paylaşımı adı altında yapılan anlaşmalar tümüyle Türkiye aleyhine sonuç doğurmuştur. Mücadelede gecikmeler, yanlış hedef seçimi, köylüye terörist, teröriste kaçakçı gibi yanlış (bile-isteye) verilen istihbaratın neticeleridir. Dolayısıyla, akim kalan çalışmalar sonucu PKK ile müzakere masası yolu açıldı ve hükümetimizi mecbur ettiler. İşte PKK teröristlerinin çekilmeye başlamaları da, anayasada yazılacak maddelerin talepleri doğrultusunda düzeltilmesi, özerk bölgelerin hayata geçirilmesi, anadilde eğitim… gibi tavizlerin verildiği düşüncesi Türkiye’de yaşananlar ve basına sızanlardan anlaşılmaktadır.

“İki aya kalmaz gider” diyerek, Suriye muhalefetinin yanında yer tutan Türk Dış politikası, “sıfır sorun” uygulamalarından, kardeşlerle kavgaya vardırdı. Ortadoğu’daki Müslüman insanların hissiyatına seslenerek, direnç oluşturmaya çalıştılarsa da, başarılı olduklarını söylemek zordur. Bir an önce Suriye’ye askeri harekâtı öngören idarecilerimiz, ABD’ye yaptıkları seyahatte düşüncelerinde ısrarlı olmuşlarsa da, kabul ettirememişler ve onların tekliflerine evet demek zorunda kalmışlardır. Böylece, Cenevre’de yapılacak Suriye taraflarının da (iktidar ve muhalefet) katılacağı toplantıya evet demek zorunda kalmışlardır. Suriye Başkanı Esad’ın idareden uzaklaştırılmasını istemek ve o yönde çalışmalar yapmak başka bir şeydir, emperyalist güçler istediği için bu işe lider olarak soyunmak ve ölesiye saldırmak başka. ABD – Rusya arasındaki (elbette aralarında Türkiye de var) görüşmeler sonucu varılan anlaşmaya göre, işlerin usulet ve suhuletle yapılması kararı, Cenevre görüşmelerinin yolunu açmıştır. Cenevre’nin Esad’ın iktidarını uzatacağı dillendirilmiş olmakla birlikte, büyüklerin! Talebinin kabul görmesi de ayrıca psikolojik açıdan etkilemiş olmalıdır.

Çok şeyler söylenebilir. Fazlasına gerek yok. Tüm bunlar, iktidarı yoran ve “bitmişlik sendromuna” sürükleyen sebepler olarak not edilmelidir. Bu tür depresyon yaşayanlarda en mühim sonuç ve iz, kendi söylediklerine kendilerinin bile inanamadığı zamanların oluşudur. Çok tehlikeli olması, yönetim kademelerinde bulunmalarından kaynaklanmaktadır. Hatalar, düzeltilmek için alınan kararlarda artık hatalar içerirse gittikçe felakete yol alınır.

Artık, hükümet edenlerimiz uzun bir tatili hak etmişlerdir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Devlet Kuracaklarmış!

AKP’nin eski MKYK üyesi Ayhan Oğan ne demişti? “Yeni devlet kuruyoruz, kurucu lideri Recep Tayyip Erdoğan.” Bu söz söylendikten s...