Ana içeriğe atla

Biraz düşünelim:



1.İsrail uçakları Suriye’yi vurdu. Konuyla ilgili hükümet yetkililerinden bir açıklama gelmedi. Oysa “Suriye bizim iç işimizdir” lafını hatırlıyoruz.

2.Suriye içindeki Türkmenlere yapılan saldırılar bizim idarecilerimizi pek ilgilendirmiyor.

3.Cilvegözü saldırısı iplerin iyice koptuğunu anlatıyor.

Bir video kaydından söz ediliyor. Bu kaydı üç bakan incelemeleri üzerine çeşitli açıklamalarda bulundular. Muhalefet milletvekili inceleme istemesine rağmen mahkemece ‘yasaklama getirilmesi’ itirazı ile karşılaştığından inceleyememiştir.

Dikkat!

Bakanların seyrettiği video kaydı, muhalefet milletvekiline yasak.!!

Arslan bulut’un bildirdiğine göre, yabancı basının “Suriye’deki çatışmanın Türkiye’ye taşınması gibi yeni bir taktik korkusunun Ankara’yı sardığı” yorumunu yapmış.

Bu yorumun, yorumu şöyledir. Birileri Türkiye’yi de Suriye savaşına karıştırmak istiyor. Birileri kimdir? Hükümetimize her istediğini yaptırandır bu birileri. Bazı zamanlarda söyleyerek, bazı zamanlarda sopa göstererek, bazı zamanlarda bombalı saldırılarla.. Başka izahı yok.

Peki, neden muhalefet milletvekiline gösterilmez video?

Çünkü saldırı kendi adamları tarafından, ifşa edilirse hükümete zarar verecek insanlar tarafından saldırılmıştır. Yani, Türkiye’nin destek verdiği gruplar tarafından. Korkarım ki, bu saldırının altından Taliban çıkar. Bu takdirde asla açıklanamaz, kendi elleri ile yerleştirdiler çünkü.

Teröriste destek verenler hakkında neler söylüyorlar görüyoruz. Bu terör hareketi değil midir? Hala ekmeklerini vermeye devam ediyor musunuz? Hala sınırlar yol geçen hanı mıdır? Hala savaş eğitimlerini veriyor musunuz? Hala yetimin, fakirin, fukaranın, garibin, gurebanın parasını harcamaya devam ediyor musunuz?

Bu nasıl zihniyettir, bu nasıl izan?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…